GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:87
Tarih:28.04.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı'nın arifesinde hemen yanı başımızda, günlerdir emeklerinin karşılığını isteyen, bunun mücadelesini veren maden işçilerini saygıyla selamlıyorum.

İşçilerin alın terine, emeğine göz diken, haklarını vermeyen her anlayış kaybetmeye mahkûmdur. Yine aynı şekilde, rant uğruna işçilere karşı sermayedarları koruyan ve kollayan anlayış da er ya da geç kaybedecektir. Bu vesileyle tüm emekçilerin 1 Mayıs Bayramı'nı kutluyor, hak arama mücadelelerinde yanlarında olduğumuzu bir kez daha buradan ifade ediyorum. Bizleri yoksulluğa mahkûm edenlere ve savaşı dayatanlara karşı emeğin gücüyle ekmek, barış ve adalet için hep birlikte 1 Mayıs meydanlarında olacağız. Sesimizi bir kez daha o meydanlardan gür bir şekilde yükselteceğiz.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki güne bileşen partilerimize, sol sosyalist kurumlara yönelik gerçekleştirilen operasyon dalgalarıyla başladık. Bu operasyonların hedefinde örgütlenme hakkı, siyaset yapma hakkı, barışı, özgürlükleri ve demokrasiyi savunanlar var ve biz bunu çok iyi biliyoruz. Bakın bir yıldan fazladır barış ve demokratik toplum süreci devam ediyor. Bu sürecin en önemli amaçlarından biri demokratik siyasette örgütlenme hakkına, düşünce ve ifade özgürlüğüne alan açmaktır. Dolayısıyla uzun yıllara dayanan tarihî bir sorunu çözme iradesini göstermek konusunda herkese büyük sorumluluk düşüyor. Hepimiz bu tarihî sorumluluğun bilinciyle hareket etmek durumundayız ve dolayısıyla bu sabah gözaltına alınan bütün siyasetçilerin derhâl serbest bırakılması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, devlet Mecliste kurulan komisyon dışında bir yıldan fazla süredir adım atmamak için âdeta bin dereden su getiriyor. Sürecin yasal çerçevesini konuşmak, adım atmak, bunu hayata geçirmek bu saatten itibaren bu sürecin en acil, en temel çalışma alanıdır; toplumun siyasetten beklediği, halkın siyasetten beklediği budur. Eğer gerçekten bu sorunun gerçek çözümünden yanaysanız; toplumsal barıştan, demokratik bir gelecekten yanaysanız adım atmanızın önünde de hiçbir engel yok.

Değerli milletvekilleri, aslında şu anda konuştuğumuz kanun teklifi de emekten, haktan, hukuktan, demokrasiden bağımsız ele alınamaz çünkü yerel yönetimler demokrasinin halka en yakın ve en somut yüzüdür. Belediyeler ve yerel idareler yurttaşların gündelik yaşamına doğrudan dokunan; suya erişiminden ulaşıma, sosyal desteklerden kültürel hizmetlere kadar hayatın her alanında belirleyici bir rol oynayan kurumlardır. Son on yılda rant uğruna irade gasbıyla bizim belediyelerimize uygulanan kayyım politikası birkaç yıldır da diğer tüm muhalif partilere uygulanmaya başlanmış. Hâlbuki yerel yönetimleri güçlendirmesi gereken iktidar kanunların etrafından dolanıp belediyelerin yetkilerini sınırlandırarak kendilerine alan açıyor. Bu uygulamalar yalnızca bir idari tasarruf değil doğrudan demokratik temsil hakkına yönelik bir darbedir. Yıllardır toz konduramadığınız kayyımlarınızın belediyelerde ne dolap çevirdiğini, nasıl yolsuzluklar yaptığını cümle âlem gördü, biliyor; bunu da bu kürsülerden defalarca ifade ettik. Bizler "Kayım darbedir, yıkımdır, yolsuzluktur." dedik, demeye de devam edeceğiz.

Yıllardır belediyelerimize atadığınız kayyumların gittikleri kentlerde sadece rant için çalıştıklarını son yağışlarda da açık bir şekilde gördük. Hakkâri'nin yolları haftalardır kapalı, koca bir kentin neredeyse ülkeyle bağı kesilmiş. Yine, Siirt'in altyapısı ilçelerden köylere bütünen çökmüş durumda, şehir âdeta suya teslim oldu, köprüler, tarihî köprüler yıkılmak üzere, ulaşıma kapatıldı. Halkın iradesinin doğrudan yansıdığı bu alanların baskı altına alınması yalnızca yerel düzeyde değil, ülke genelinde demokrasinin yok edilmesine yol açmaktadır. Bu nedenle, yerel yönetimleri savunmak yalnızca belediyeleri değil, halkın söz, yetki ve karar hakkını da savunmak anlamına geliyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi görüştüğümüz kanun teklifi teknik bir düzenleme olmanın çok ötesinde, kentlerin nasıl yönetileceğine, mülkiyetin nasıl korunacağına ve yurttaşların barınma hakkının nasıl şekilleneceğine dair çok açık bir siyasi müdahalenin ifadesidir. İktidar, afetlere hazırlık, sağlıklı yapılaşma ve kentsel dönüşüm gerekçeleriyle savunuyor bu teklifi ancak teklifin bütünlüğüne baktığımızda ortaya çıkan tablo şudur: Bu düzenleme, afet güvenliğini önceleyen bir yasa değildir; bunu açıkça söyleyelim. Bu düzenleme kentsel rantın merkezîleşmesini esas alan bir yeniden yapılandırma girişimidir.

Değerli milletvekilleri, TOKİ'nin ihale ve sözleşmelerine geniş bir damga vergisi istisnası getirilmektedir. Bu düzenleme, mevcut hâliyle, vergi adaletini açıkça zedeliyor çünkü bu istisna doğrudan doğruya yüklenici firmaya yani sizin o çok sevdiğiniz müteahhitlere avantaj sağlamaktan başka bir şey değil. Eğer gerçekten sosyal bir politika amaçlanıyorsa bunun yolu bellidir. Bu istisna ancak dar gelirli yurttaşlara yönelik sosyal konut projeleriyle sınırlandırılmalıdır. Sağlanan vergi avantajı açıkça ve zorunlu olarak konut fiyatlarına indirim şeklinde yansıtılmalıdır. Bu uygulama yıllara yayılan bir ayrıcalık değil, yalnızca acil ihtiyaç duyulan, örneğin, afet bölgeleriyle sınırlı, geçici bir düzenleme olmalıdır.

Yine, kat mülkiyetinde karar yeter sayısı düşürülmektedir. Düşürülen bu oran, azınlıkta kalan yurttaşların iradesini zayıflatmakta, büyük projelerin önünü açmaktadır yani "Çoğunluk ne derse o olur." anlayışı kurumsallaştırılacaktır.

Değerli milletvekilleri, yine, teklifle çevre denetim yetkisi özel kuruluşlara devredilmektedir. Bu düzenleme kamusal denetimin piyasalaştırılması anlamına gelmektedir. Denetim dediğimiz şey kamu adına yapılır, kamu yararına yapılır. Eğer siz denetimi piyasaya bırakırsanız denetleyen ile denetlenen arasında ticari bir ilişki doğar yani Türkçesi; al gülüm, ver gülüm.

Değerli milletvekilleri, yine, teklifte deniliyor ki: "Sosyal konut projeleri için acele kamulaştırma yetkisi genişletilmelidir." Acele kamulaştırma, olağanüstü durumlara özgü bir yöntemdir; savaşta ya da afette olur ama siz bunu planlı projelerin standart aracı hâline getirirseniz bu artık bir istisna değil, bir gasp mekanizmasına dönüşecektir. Bu düzenleme mevcut hâliyle mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmektedir. Eğer gerçekten bir ihtiyaçtan söz ediyorsak bu yetki yalnızca mücbir sebep ilan edilen afet bölgeleriyle sınırlandırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü üzere bu teklif teknik düzenlemelerden ibaret değil, rantsal düzenlemelerden ibarettir. Her bir maddesi ya vergi adaletini zedeliyor ya mülkiyet hakkını aşındırıyor ya da kamusal denetimi ortadan kaldırıyor. Bu nedenle bir kez daha altını çiziyoruz: Türkiye'nin ihtiyacı merkeziyetçiliği derinleştiren, rantı büyüten, halkları zayıflatan düzenlemeler değil; şeffaf, katılımcı, adil ve insan haklarını esas alan bir yönetim anlayışıdır. Dolayısıyla, buradan bir kez daha ısrarla belirtmek istiyoruz değerli milletvekilleri, buraya getireceğiniz her teklifin her defasında muhalefet tarafından doğru olmadığı ifade ediliyor. Bu Meclise, bu Genel Kurula bu teklifler yakışmıyor. Halkın doğrudan kendini yönetmesine... Demokrasinin tırpanlanmasına gerek yok. Bu hepimize zarar veriyor, bu hem yerele zarar veriyor hem bütün ülkeye zarar veriyor. Dolayısıyla, bu Meclise artık barışın yasalarının, demokrasiyi, yerel demokrasiyi güçlendirecek yasaların bir an evvel gelmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Devamla) - Biz artık bu Mecliste barıştan, demokrasiden, birlikte yaşamdan, haktan, hukuktan, yereli nasıl güçlendireceğimizden konuşmalıyız diyor, dolayısıyla bu teklife "ret" oyu vereceğimizi söylüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)