| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 87 |
| Tarih: | 28.04.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA GEORGE ASLAN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin tümü üzerine söz aldım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz yasa teklifinin içerdiği önemli düzenlemeler var. Bunlardan bazıları, belediyelerin bağlı kuruluşlarının dolaylı veya bedelsiz şirket edinimleriyle kooperatif kurmalarının Cumhurbaşkanı onayına bağlanması ile zemin ve temel etüt kuruluşlarına uygulanacak idari yaptırımlarla ilgili düzenlemelerdir.
Değerli milletvekilleri, teklifin en sorunlu maddelerinden biri Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'da yapılan değişikliktir. 17'nci maddeyle mahalli idarelerin bağlı kuruluşlarının ve bunların doğrudan ya da dolaylı olarak çoğunluk payına sahip oldukları şirketlerin yeni şirket veya kooperatif kurmaları, ortak olmaları ve sermaye katılımında bulunmaları Cumhurbaşkanının iznine bağlanmaktadır. Bu düzenleme, belediyelerin hizmet üretiminde kullandıkları temel araçlardan biri olan şirketleşme ve ortak modellerini merkezî otoriteye tabi kılmaktadır. Bu durum, Anayasa’nın yerel yönetimlere tanıdığı özerklik ilkesini fiilen ortadan kaldırmaktadır. Özellikle muhalif belediyelerin istihdam yaratma, sosyal hizmet üretme ve kooperatifler aracılığıyla yerel kalkınmayı destekleme çabaları bu onay mekanizması üzerinden engellenebilecektir. Anayasa’nın 127'nci maddesi uyarınca mahalli idareler görev ve yetkilerini idari ve mali özerklik içinde yerine getirir. Belediyelerin yerel ihtiyaçlara göre şirket kurabilmesi veya ortaklık tesis edebilmesi bu özerkliğin doğal bir sonucudur. Söz konusu yetkilerin merkezi onaya bağlanması, seçilmiş yerel yönetim organlarının karar alma alanını kısıtlamaktadır. Kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve denetimi amacıyla düzenleme yapılması elbette mümkündür ancak buradaki sorun, bu amacın belediyelerin tüm ekonomik faaliyetlerini kapsayan ölçüsüz bir merkezi izin mekanizmasıyla gerçekleştirilmesidir.
Değerli milletvekilleri, özellikle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişle birlikte yönetimdeki merkezileşme daha da derinleşmiş, yerel yönetimlerin hareket alanı daha da daraltılmış durumdadır. Bu durum halkın yönetime katılımının sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Daha önce DEM PARTİ ve şimdi de CHP yönetimindeki bazı belediyelere yönelik baskılar bu sürecin en somut örneklerinden biridir. Seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyum atanması o kentte yaşayan milyonlarca yurttaşa yönelik bir irade gasbıdır. Yerel yönetimler halkın kendi yaşam alanlarına dair söz sahibi olduğu en temel demokratik kurumlardır ancak bugün bu kurumlar merkezi idarenin gölgesinde etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır. 17'nci maddeyle yapılmak istenen tam da budur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa teklifiyle getirilmek istenen en önemli düzenlemelerden bazıları da 21, 22, 23 ve 24'üncü maddelerdeki zemin ve temel etüt kuruluşlarıyla ilgili olan düzenlemelerdir. Bu düzenlemelerle denetimi geliştirmek yerine doğrudan etüt yapan mühendis ve firmalara sınırlamalar getirir. Jeoloji mühendislerinin faaliyet alanı daraltılacak, firma sayısı ve çalışma koşulları bakanlık kontrolünde olacak, zemin etüt firmalarından hizmet bedeli üzerinden yüksek oranlarda harç alınacak, binlerce jeoloji mühendisinin işsiz kalmasının önü açılmış olacak.
21'inci maddeyle zemin ve temel etütlerinin denetimini düzenlemek yerine etüt ve proje müellifliği yapan kişi ve kuruluşlara yönelik sınırlamalar getirilmektedir. Denetimin kapsamı, yöntemi ve denetimi yapacak bağımsız yapı kanun düzeyinde açıkça tanımlanmamaktadır. Yapı güvenliği açısından ihtiyaç duyulan esas unsur, hizmeti yapanların sayısını ve niteliğini idari izinlerle sınırlamak olmamalı, aksine, zemin ve temel etütlerinin yerinde bağımsız ve etkin biçimde denetlenmesini sağlayan bir sistem kurmaktır.
22'nci maddeyle zemin ve temel etütlerinin denetlenmesi amacıyla Bakanlıkça değerlendirilecek kuruluşlar üzerinden kapsamlı bir yetkilendirme ve yaptırım sistemi kurulmaktadır. Ancak düzenleme, denetimi güçlendirmekten ziyade, zemin ve temel etüt hizmetlerinin kimler tarafından, hangi koşullarda ve hangi sayıda yürütülebileceğini idarenin takdirine bırakan, çerçevesi kanunla çizilmeyen geniş bir yönetmelik alanı oluşturmaktadır. Öte yandan, maddeyle öngörülen idari para cezaları, belge iptali ve buna bağlı olarak kurucular ile teknik personel hakkında üç yıl süreyle meslekten men ve ortaklık yasağı getirilmesi olumsuz sonuçlara neden olabilir. Bireysel kusur, kurumsal sorumluluk ayrımı gözetilmeden tek bir rapor veya idari tespit nedeniyle teknik personelin sektörden tümüyle dışlanması, denetimi etkinleştirmek yerine mesleki faaliyeti baskılayan ve caydırıcılığı cezalandırmaya dönüştüren bir yaklaşımdır.
23'üncü maddeyle zemin laboratuvarlarına görev tanımlarıyla uyumlu olmayan şekilde deney numunelerinin yerinde alınmasına ilişkin zorunluluklar getirilmektedir. Zemin laboratuvarlarının görevi, kendilerine usulüne uygun biçimde teslim edilen numuneler üzerinden deney yapmak ve sonuçlarını raporlamaktır. Her sondaj ve arazi çalışması için sahada personel bulundurma yükümlülüğü, laboratuvarların teknik kapasitesi ve fiilî imkânlarıyla bağdaşmamaktadır. Bu düzenleme, uygulamada da laboratuvarların çalışamaz hâle gelmesine, aşırı personel yükü ve organizasyon sorunlarına yol açabileceği gibi, denetimi güçlendirmek yerine sahte veya gerçeğe aykırı zemin deneylerinin artması riskini de beraberinde getirmektedir.
24'üncü maddeyle zemin ve temel etüt hizmetlerinin Bakanlıkça izin belgesi verilen kuruluşlar tarafından yapılması ve bu hizmet bedelleri üzerinden ruhsat veren idareye bakanlık döner sermayesine ve bakanlıkça belirlenecek kurumlara aktarılmak üzere yüksek oranlı kesintiler yapılması öngörülmektedir ancak bu düzenleme zemin ve temel etütlerinin denetimini düzenlemek yerine hizmet üretimini sınırlayan ve meslek mensuplarını ağır mali yükler altına sokan bir yapıya sahiptir, denetim mekanizmasının kendisine ilişkin açık ve bağımsız bir düzenleme bulunmamaktadır. Diğer proje mükelleflerinden herhangi bir harç alınmazken yalnızca zemin ve temel etüt hizmeti sunan jeoloji mühendislerine yüzde 14 ile yüzde 28 arasında değişebilecek oranlarda kesinti getirilmesi zemin etüt bürolarının faaliyetlerini sürdüremez hâle gelmesine ve meslekler arasında adaletsizliğe neden olacaktır.
Değerli milletvekilleri, 6 Şubat depremleri Türkiye'de denetim eksikliği, imar afları ve bilimsel şehirleşmeden uzak politikaların ağır sonuçlarını tekrar ortaya koymuştur. Yapı güvenliğinin yeterince sağlanamaması ve denetim mekanizmalarının eksikliği yıkımın boyutunu artırmıştır. Kentleşme süreçlerinde mühendislik ilkelerinin göz ardı edilmesi, zemin etütlerinin yeterince yapılmaması ve mevcut yapı stokunun düzenli olarak denetlenmemesi ilişkileri daha da büyütmüştür. Bunun yanında, kısa vadeli ekonomik ve siyasi çıkarlar uğruna çıkarılan imar afları standartlara uygun olmayan yapıların yasallaşmasına neden olmuş, böylece potansiyel tehlikeler kalıcı hâle gelmiştir. Bu durum afet anında binlerce yapının bir anda çökmesine zemin hazırlamıştır. Ayrıca, denetim mekanizmalarının kâğıt üzerinde kalması ve bağımsız denetim anlayışının yeterince yerleşmemesi inşaat süreçlerinde ciddi zaaflara yol açmıştır. Projeye uygunluk, malzeme kalitesi ve işçilik gibi hayati unsurların gerektiği gibi kontrol edilmemesi yapıların deprem karşısında dayanıklılığını ciddi ölçüde azaltmıştır. Yerel yönetimler ile merkezî idare arasındaki koordinasyon eksiklikleri de bu süreci olumsuz etkilemiştir. Tüm bu sorunlar depremlere karşı alınması gereken önlemlerin ne derece hayati olduğunu göstermektedir. Bu yasa teklifiyle getirilmek istenen bazı düzenlemelerin de değindiğim nedenlerden dolayı tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor.
Sayın Başkan, başka bir konuya değinerek konuşmamı bitireceğim. Bugün İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Turhan Çömez 24 Nisan olaylarına değindi. Gecenin bu saatinde herhangi bir polemiğe meydan vermemek için ben konuşmanın içeriğine değinmeyeceğim, yalnız, bir soru soracağım. 24 Nisan kararlarını verenler zaten kendi hatıratlarında niçin bu kararları verdiklerini anlattılar, biz de okuduk, bunu yaşayanlar da ne yaşadıklarını iyi biliyor. Ben Sayın Çömez'e bir soru sormak istiyorum. 1915 tarihinde Osmanlı yönetimindeki nüfus 13 milyondu, bunlardan 3 milyonu Ermeni, Süryani ve diğer Hristiyan halklardan oluşuyordu. Bugün 2026 yılındayız. Bu saydığım halkların nüfusları milyonlarca olması gerekirken sadece 50 bindir. Elinizi vicdanınıza koyarak bu soruma lütfen cevap verin: Bu insanlara ne oldu, nüfusları niye artmadı, nereye gittiler? Saygılar sunarım. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)