GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:88
Tarih:29.04.2026

SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Bitlis) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama son dönemde toplumsal vicdanda en çok yer tutmuş 3 isimle başlamak istiyorum: Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Narin Güran. Bu 3 isim yalnızca 3 acı hikâyenin değil bir ülkenin derinleşen çürümesinin, hakikatin karartılmasının ve adaletin sistematik biçimde askıya alınmasının adıdır, bu yüzden unutulamazlar. Bu olayların ortak noktası tesadüf değildir, devletin farklı kademelerinde ya doğrudan dâhiliyet ya da açık ihmal vardır. Bir gerçeği teslim edelim: Yoksulluk ve savaş, özellikle kirli yürütülen savaşlar sadece toplumları değil devletleri de çürütür. Yüz yıllık cumhuriyetin ötekileştirme ve düşmanlaştırma üzerine kurulu politikaları bugün karşımıza tam da bu tabloyu çıkarmıştır. Bu düzen bazılarına rant ve iktidar üretirken özellikle Kürtler, diğer etnik ve dinî kimlikler ve kadınlar için sürekli bir tehdit ve güvencesizlik üretmiştir. Gülistan, Rojin ve Narin örnekleri de bugünün fotoğrafını net olarak karşımıza çıkarmaktadır. Hakikat açığa çıkmıyor, failler korunabiliyor, adalet tesis edilemiyor ve bu nedenle bu olayların bir istisna olmaktan çıkıp sistematik bir çürümenin sonucu olduğunu kabul etmeniz gerekiyor. Bir ölçü koyalım: Kadın özgür değilse toplum da özgür değildir. Kadınların yaşam hakkının güvence altında olmadığı bir yerde demokrasi de hukuk da barış da yoktur. Bugün Türkiye'de yalnızca kadınlar erkek şiddetiyle değil, işlemeyen bir adalet sistemiyle karşı karşıyadır, bu yüzdendir ki her kadın cinayeti politiktir. Gelin, somut dosyalara bakalım: Gülistan Doku, altı yıldır süren bir belirsizlik, kayıtsızlık ve karartma. Ailenin feryadı devletin derin koridorlarında altı yıl boyunca duyulmadı. Ortaya çıkan kan dondurucu gerçekler devlet imkânlarının bir cinayeti örtbas etmek için nasıl kullanılabildiğini gösterdi ve daha vahimi, bu tablo artık kimseyi şaşırtmıyor çünkü geçmişte cezasız bırakılan her suç bugünün suçlularına cesaret veriyor. O kadar çok karanlık biriktirildi ki artık o karanlık yalnızca toplumu değil, devleti de içten içe çürüttü. Rojin Kabaiş, eğer ailesinin ve özellikle babası Nizamettin Kabaiş'in mücadelesi olmasaydı, kadınların ısrarla direnişi olmasaydı bu dosya çoktan "İntihar." denilerek kapatılmıştı. Bu ülkede insanlar evlatlarını kaybettikten sonra yas tutamıyor, adalet aramak için sokak sokak dolaşıyor. Hakikat ortaya çıkana kadar sormaya devam edeceğiz: Rojin'e ne oldu?

Narin Güran; 8 yaşında bir çocuk, yirmi dört saat gözetim altında olan Diyarbakır'ın Tavşantepe köyünde öldürüldü. Aradan geçen zamana rağmen sayısız soru işareti var ve artık toplumun adalete olan güveni öyle zedelenmiş durumda ki çıkacak hiçbir sonucun tam bir ikna yaratması kolay değil.

Peki, ortak payda nedir? Etkin soruşturma yok, deliller karartılıyor, kamuoyu tatmin edilmiyor, cezasızlık derinleşiyor ama daha temelde devletin kendi yurttaşıyla kurduğu çatışmalı ilişki kendi hukukunu ve kurumlarını çürütmüş vaziyettedir. Peki, bu çürüme nasıl giderilecek? Bakın, yüz yıllık inkâr ve elli yıllık kesintisiz çatışmalı süreçten sonra Kürtler bu cumhuriyetle barışmak istiyor ama demokratik cumhuriyetle. Barış ve demokratik toplum sürecinin en kritik başlığı "demokratikleşme" ve "hukuk devleti"dir çünkü kalıcı bir barış sadece silahların susması değil, çürümeye sebep olan düzenin değişmesi, güçlü bir demokratik sistemin kurulması ve adaletin işlemesiyle mümkündür.

Değerli milletvekilleri, 27 Şubat 2026 tarihinde Sayın Öcalan...

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - "Bebek katili!" diyorum, anlamıyor musunuz?

SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Devamla) - "Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz." diyerek barış ve demokratik toplum çağrısını yineledi. Ramazan Bayramı'nı geride bıraktık, önümüzde Kurban Bayramı var, toplumun beklentisi açıktır: Bu Meclis vakit kaybetmeden barış yasalarını çıkarmalı, adaletin ve barışın kurucu iradesi olarak tarihteki onurlu yerini almalıdır; aksi hâlde, çürümenin süreklileştiği bir düzenin sorumlusu olarak tarihe geçecektir. Gelin, bu gidişata daha fazla gecikmeden hep birlikte "Dur!" diyelim, bu bayramı artık, sözlerin ve iyi niyet beyanlarının ötesine geçirelim, adaletin ve barışın somut yasal güvencelere kavuştuğu, milyonların hayalini kurduğu demokratik Cumhuriyetin başlangıcına dönüştürelim diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)