| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 89 |
| Tarih: | 30.04.2026 |
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü. Türkiye uzun yıllar bunun krizlerini yaşadı, sıkıntılarını yaşadı ve ardından da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü olarak ilan edildi, çok da iyi yapıldı. Türkiye'nin en büyük sıkıntılarından bir tanesi... İşçinin alın teri kurumadan onun emeğinin karşılığının verilmesi gerekiyor, aynı zamanda sendikalaşmanın artırılması gerekiyor ama gördüğümüz kadarıyla sendikalaşmayı engelleyen kişiler var, şirketler var, aynı zamanda yürütmenin de problemleri var. Onunla ilgili olarak da sendikalaşma arttırılmalı, aynı zamanda işçilerin emeklerinin karşılığı zamanı geldiğinde ödenmeli. İşçilerin zaman zaman problemlerini dile getirmek uğruna Anayasa’nın kendilerine vermiş olduğu bir yandan yürüme, bir yandan protesto etme, toplantı ve gösteri yapma gibi hakları var; bu haklarında engellenmemesi lazım. En son bunu gördük, ardından da Ankara İl Emniyet Müdürü de görevden alındı, çok da iyi yapıldı. Kendisine de buradan bir çağrıda bulunuyorum: Keşke İçişleri Bakanı da aynı şekilde kendisine de bir öz eleştiri yapsa da bu işçilere yapılanları nasıl, nereye koyacağını bir düşünmüş olsa. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nün emeğin karşılığının verildiği gün olmasını temenni ediyorum.
Sumud Filosu... Biliyorsunuz, İsrail 1948 yılından itibaren Filistin'de bir devlet kurdu. Bu devleti kurduktan sonra, bir yandan sapık teolojik gerekçelerle ve arzımevut hayalleriyle oradaki ülkelere Ürdün'e, Lübnan'a, Mısır'a, Suriye'ye, hatta başka ülkelere de toprak bütünlüklerine halel getirmek için savaşlar ilan etti ve işgallerde bulundu. En sonunda, 7 Ekim saldırısını bahane ederek orada Hitlerin bile yapmadığı bir soykırımı, zulmü, işgali ve kadın çocuk demeden ölümleri, katillikleri gösterdi Netanyahu Hükûmeti. Ardından da Golan Tepeleri'ni önce işgal etti, ardından da ilhak etti. Şimdi de Gazze'yi ilhak etmenin yollarını araştırıyor, zaten bir yerde güya bir tampon bölge kurarak orada belli noktaya kadar gelmiş oldular. Bununla ilgi olarak dünyanın her yerinden halklar, hatta dünyada bazı ülkelerin liderleri, özellikle 10 ülkenin lideri Filistin'i tanıdılar, Filistin'i tanıdıktan sonra da Batı dünyasının duyarlı Hristiyanları, duyarlı Yahudileri, Musevileri ve İslam dünyasının duyarlı Müslümanları yürüyüşler yaptılar ve mitingler yaptılar, pankartlarla sokaklara çıktılar ama bir noktada yine zulme devam etti fakat daha sonrasında ise mecbur kaldı burada, bir noktada barış ilan etme konusunda. Ardından da biliyorsunuz bir Sumud Filosu yola çıkmıştı, bu Sumud Filosuyla beraber de aynı zamanda bir barış filosu da yola çıktı. Bunların içerisinde bizim milletvekillerimiz de vardı, Sema Silkin Ün gibi, Mehmet Atmaca gibi, Necmettin Çalışkan gibi insanlar vardı. Bunlar İsrail tarafından alıkonuldular. Bir yandan Gazze'yi işgal ediyorsunuz, 75-80 bin kişiyi öldürüyorsunuz, 100 bin kişiyi yaralıyorsunuz ve yaklaşık 110 bin evi yerle bir ediyorsunuz, bütün dünya sizi seyrediyor, siz bir katilsiniz ve buraya ekmek götürmek isteyen insanlar var, ilaç götürmek isteyenler var, bunlara da mâni oluyorsunuz. Bu noktada, ben bir yandan bu Sumud Filosuna bir diğer yandan bu barış filosuna katkıda bulunan arkadaşlarımı, vatandaşlarımı tebrik ediyorum ama bir baktık ki dün akşam 21 tekne ve 175 aktivist çeşitli yerlerden yola çıktılar ve Gazze'ye yardıma gittiler. Ya, bir yandan Gazze'de Barış Kurulu kuruyorsunuz, bir diğer yandan da Gazze'ye ekmek götüren, ilaç götüren insanlara da "Dur." diyorsunuz. Bu İsrail'in anladığı bir şey vardır dün burada söyledim, bazıları "lütfen"den anlar, bazıları "ulan"dan anlar. Bu İsrail'in "ulan"ı ise, bu İslam dünyasının, Türkiye başta olmak üzere, özellikle güçlü olması, bilgi ve teknoloji toplumu olmasıyla geçmiş olur. O nedenle, ben, Parlamentonun çok daha fazla gündeme getirmesini, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile beraber Türkiye'deki tüm sivil toplum kuruluşlarının bu noktadaki duyarlılıklarını daha fazla görünür hâle getirmelerini temenni ediyorum ve bir an önce de İsrail'in bu zulmünden vazgeçmesini temenni ediyorum.
Emekli ikramiyeleri, bayram ikramiyeleri.. Biliyorsunuz, değerli arkadaşlar, 1.000 lira bir emekli ikramiyesi vermek istedi Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı -o zamanlar Kemal Kılıçdaroğlu- iktidar "Nereden alacaksınız?" dedi, baktılar ki pabuç pahalı "Verelim." dediler, o günden beri 1.000 lira veriliyordu; sonra "Bunu enflasyon oranında artıralım." dediler, ardından da bu bayram 4.000 lira yaptılar.
Peki, bu 1.000 lira çıktığı zaman, ilk defa verildiğinde vatandaşlar -Kurban Bayramı öncesindeyiz, arifesindeyiz- ne yapmıştı? 1 kurban alabiliyordu 850 liraya, 150 lira artırıp bayramını da rahat rahat geçirebiliyordu, köyüne, kasabasına gidebiliyordu, belki tatile gidemiyordu. Bugün yapmamız gereken şey nedir? Asgari ücret oranında bir yardım yapılmasıdır yani vatandaşlarımıza 4.000 lira değil, 28.075 lira yardım yapılması ve her bayramda da Türkiye'nin gündeminden çıkması gerekmektedir.
Ben bir kanun teklifi verdim, 28.075 lira, bu asgari ücret biliyorsunuz. Bununla da kurban alamaz da hadi neyse yine bir yaklaşmış olur, 30-35 bin lira bugün küçükbaş kurban.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özdağ, lütfen tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - O nedenle emekli ikramiyelerini tekrar, yeniden gözden geçirin. Bir yandan "Ekonomimiz pik yaptı." diyorsunuz, bir diğer yandan da "Neden bunlar oluyor?" diyorsunuz.
Kahramanmaraş'ta bir olay oldu biliyorsunuz, Şanlıurfa'da da oldu; bir öğretmenimiz ve de aynı zamanda öğrencilerimiz şehit edildiler. Bu konuda da özellikle bir kanun çıkarılmalı. Bu insanlara, özellikle öğretmenlere de -polis memurları şehit oluyorlar güvenliği sağladıkları için, bekçilerimiz şehit oluyor, askerlerimiz şehit oluyor- şehitlik muamelesi yapılması gerekir diye düşünüyorum. Bununla ilgili de bir kanun teklifi hazırladım, bunu da Genel Kurula takdim edeceğim.
Bir diğer yandan değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna sesleniyorum: İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan Bey -uzun yıllar burada çalıştık, kendisi de grup başkan vekilliği yaptı- geçen gün şöyle bir cümle kullandı: "Öğretmenler sendikal haklarını kullanıyorlar, eğitimi baltalıyorlar. Neymiş, o gün derslere girmemişler. Yani karakola saldırı olduğunda da polisler mi bu şekilde karakollara girmesinler?" Polislerin sendikal hakları yok Bülent Turan. Sen İçişleri Bakanlığına gittin, sendikal haklarının olup olmadığını da bilmiyorsun.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özdağ, lütfen tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Öğretmenlerin sendikal hakları var, bunu farkındalık yaratmak adına söylüyorlar. Bakın, farkındalık yarattılar ki siz burada genel görüşme talebimizi yani 6 parti ortaklaşa olarak burada bir araştırma komisyonu kurduk ve ardından da bakanlarınız bir araya geldiler "Okullara kamera koyalım, bekçi koyalım, polis yapalım, sivil polis yapalım." diyerek de bunları dile getirdiler. O nedenle polislerin sendikal hakları yok.
Bir diğer taraftan Bülent Turan'a bir cevabım daha var, şöyle: Geçenlerde buraya İçişleri Bakanıyla gelmişler. Burada bir nöbetçi bakan var, bu nöbetçi bakana hangi muhalefet milletvekilleri gidebiliyor Allah aşkına? Haberimiz bile olmuyor ne zaman, hangi bakanın geldiğinden. Olsa ne olur, ben bakanları arıyorum zaman zaman Çevre ve Şehircilik Bakanını, kendim için mi arıyorum? Manisa için arıyorum, Muğla için, Türkiye için Grup Başkanıyım, Grup Başkan Vekiliyim bunun için arıyorum cevap vermiyor. Aynısını Millî Savunma Bakanı yapmıştı, söyledim kendisine sonra geldi "Özür dileriz." dedi, çok teşekkür ediyorum kendisine, telefonunu da vermek istedi. Açık söylüyorum Bülent Turan, gelmişsin Grup Başkan Vekillerini ziyaret etmişsin, bizim Grubumuzu ziyaret etmedin diye söylemiyorum bunu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özdağ, son kez uzatıyorum.
Buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ediyorum.
Bakın, bunlar palyatif tedbirler.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sen koskoca bir Grup Başkan Vekilisin Bülent Turan senin muhatabın mı Başkan, gözünü seveyim ya(!) Sen İçişleri Bakanına söyle.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bülent Turan benim muhatabım değil, Bülent Turan'ın şahsında Hükûmet muhatabım, Meclis Başkanı muhatabım o nedenle konuşmam arife tarif gerekmez Sayın İdris Şahin.
Değerli arkadaşlar, son cümle olarak da şunu söyleyeyim ve ardından da söylüyorum, Bülent Turan'a çağrıda bulunuyorum: Gurupları ziyaret etmeniz önemli değil, bakanlarınızın bakan olmaları gerektiğini onlara hatırlatın. Onlar Adalet ve Kalkınma Partisinin bakanları değil, onlar Türkiye Büyük Millet Meclisinin bakanları, bütün milletvekillerine eşit mesafede yaklaşıyorsanız o zaman size devlet adamı derim, o zaman ben sizlere derim ki: "Liyakat ve ehliyeti gözetiyorsunuz, adil insanlar." Bir daha söylüyorum, son cümle olarak: Devletin dinî adalettir, milletin dinî de ekmektir arkadaşlar ama siz, devletin dinîni unutmuş, milletin dinîni unutmuş bir iktidarsınız.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum efendim.