GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:89
Tarih:30.04.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Bitlis) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1 Mayıs emeğin yüzyıllardır kesintisiz süren direnişinin adıdır; alın terinin görünmez kılındığı, emeğin değersizleştirildiği kapitalist modernite çağında işçilerin ortak olduğu, ses olduğu gündür. Aynı zamanda 1 Mayıs, adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün yeniden talep edildiği bir mücadele günüdür. Bu mücadele, emekçilerin ödediği ağır bedellerle ve direnişle meydanları, sokakları ve kentlerin belleğini birer hafıza mekânına dönüştürmüştür ve o hafızanın en güçlü simgelerinden biri Taksim Meydanı'dır.

Taksim'in yasaklanması, işçilerin tarihine, mücadelesine ve iradesine yönelik bir saldırıdır. Bu saldırı, AKP'nin, alın terini bastıran, meydanı işçiye kapatan ve sermayenin güvenliğini halkın özgürlüğünün önüne koyan bir yerde durduğunu da açıkça gösteriyor. İşte bu gün, milyonlarca işçiyi asgari ücretle yaşamaya mahkûm eden bu zihniyetin ürünüdür. Toplum en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hâle gelmiştir. Barınma, beslenme ve ulaşım gibi en temel haklar emekçiler için bir lüks görülmektedir. Emeğin ve emekçinin görünmez kılındığı, yok sayıldığı kayıt dışı çalışmaysa bu adaletsizliğin en yaygın biçimlerinden biridir. Sigortasız çalıştırılan milyonlar, emeklilik ve sağlık haklarından mahrum bırakılmaktadır. Bugün bir işçinin geleceği belirsizdir, güvencesi yoktur. Emeklilikse giderek ulaşılması imkânsız bir hayale dönüşmektedir. Özellikle engelli işçilerin emeklilik hakkına yönelik son düzenlemeler, kazanılmış hakların gasbı anlamına gelmektedir. 5510 sayılı Yasa'yla engellilik oranı yerine çalışma gücü kaybı kriterinin getirilmesi, engelli emekçilerin yıllar içinde elde ettiği hakların önemli bir bölümünü ortadan kaldırmıştır.

Değerli milletvekilleri, kendimize asıl sormamız gereken soru, bir ömür verilen emeğin karşılığının ne kadar adil karşılandığıdır. Eğer bir sistem, insanları yaşlandıkça daha fazla çalışmaya zorluyor, emeğinin karşılığını geciktiriyor, alın terini hiçleştiriyorsa orada emeklilik hakkından değil ancak sermaye düzeni için ömrü tüketilen, milyonların emeğine el koyan açık bir sınıf tercihinden söz edilebilir. Bu nedenle, emeklilikte adalet talebi bir sosyal güvenlik meselesinin ötesinde doğrudan toplumsal adalet mücadelesinin parçasıdır. Her ne kadar görünmez kılınmak istense de bu ülkede emekçi, işçi sınıfına iktidar ve sermaye tarafından açıkça savaş açılmış durumdadır. Bu savaşta "kader" "mukadderat" denilse de katliama varan iş cinayetleri gibi ağır sonuçları var. Denetimsizlik, cezasızlık ve kâr odaklı politikalar nedeniyle her gün yeni ölümler yaşanmakta, iş güvenliği önlemleri maliyet olarak görülmekte, insan hayatı hiçe sayılmaktadır. Sorumlular ise çoğu zaman cezasızlıkla korunmaktadır. Bakın, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre 2025 yılında en az 2.105 işçi yaşamını yitirmiştir. Bu her gün ortalama 6 işçinin hayatı hayatını kaybettiği anlamına gelmektedir. Bu savaşın bir cephesi de sendikal haklara yöneliktir çünkü işçiyi yalnızlaştırmadan, örgütsüz bırakmadan, sesini kısmadan bu sömürü düzenini sürdüremezler. Bugün sendikalaşan işçiler işten atılmakta, baskıya uğramakta, tehdit ve mobbingle karşı karşıya bırakılmaktadır. Kadın işçiler ise bu sömürü düzeninin en ağır yükünü taşımaktadır; eşit işe rağmen daha düşük ücret almakta, terfi süreçlerinde cinsiyet ayrımcılığına uğramakta ve yönetim mekanizmalarından dışlanmaktadır. Kayıt dışı çalışmanın en yoğun olduğu alanlardan biri kadın emeğidir. Buna ek olarak, ev içi ücretsiz emek ve bakım sorumluluğu da kadınların omuzlarına bırakılmaktadır. Kreş ve bakım hizmetlerinin yetersizliği ise kadınların çalışma hayatına katılımını daha da zorlaştırmaktadır.

Değerli arkadaşlar, son yıllarda derinleşen ekonomik kriz ve savaş ortamı hepimize şu soruları yeniden sorduruyor: Krizler neden en çok yoksulu vurur? Savaşlar neden en çok işçiyi aç bırakır? Ve nasıl olur da yıkım büyüdükçe zenginlik de büyür? Çünkü bu düzen kazancı yukarıya doğru dağıtacak şekilde kuruludur. Yoksulun tek varlığı emeğidir ve kriz anlarında değersizleşen ilk şey de odur. Oysa sermaye kendini koruyacak araçlara sahiptir, riskleri yayar, kazançları ise toplar. Bu nedenle kriz ve savaş kendini yeniden üretme anıdır. Yıkım genişlerken birikim derinleşir. Buradaki asıl yapısal sorun, zenginliğin ön koşulu olarak yoksulluğun yaratılmasıdır. Ekonomik olan ile etik olanın kesiştiği bu alanda varlığını en kırılgan olanların kaybı üzerine kuran bu düzen sorunun ta kendisidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Devamla) - Bizler biliyoruz ki emeğin özgürleşmesi olmadan toplum özgürleşemez. Adil ücret, güvenceli çalışma koşulları, sendikal özgürlükler ve eşitlikçi politikalar için mücadele etmek hepimizin sorumluluğudur. Herkesi 1 Mayıs meydanlarında direnişe davet ediyor, sizleri de önergemize destek vermeye çağırıyoruz. Yaşasın 1 Mayıs, "..."(*) diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)