| Konu: | Hıdırellez’e, 68 kuşağının önderlerine, pozitif barış sürecinin hukukuna, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’e, Hakan Tosun davasına, Varto ve Karlıova için JES projelerine, Muş’taki sağlık hizmeti eksikliğine, okulların güvenliğine ve eğitim sisteminin içinde bulunduğu duruma, ekonomik sorunlara, açıklanan enflasyon rakamlarına ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 91 |
| Tarih: | 06.05.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Mezopotamya, Anadolu ve Balkan halklarının ortak hafızası olan Hıdırellez kutlu olsun. Evet, bir Hıdırellez günü Deniz Gezmiş'i, Hüseyin İnan'ı, Yusuf Aslan'ı idam ettiler. Bu Mecliste kalkan ellerle o idam kararı verilmişti. Maalesef, 3 fidanı dalından kopardılar ama onlar sonsuzluğa yürürken bu halklara bir miras bıraktılar. O sonsuzluk anında dediler ki: "Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!" İşte, bu miras, hâlâ halkların dayanışmasında, mücadelesinde var olmaya devam ediyor. 68 kuşağının önderleri, Denizler, Mahirler, İbrahimler bu ülkeye aslında barışın, özgürlüğün yolunu açacak mücadeleyi çok net bir şekilde gösterdiler. Bize düşen, bu mücadelenin mirasına sahip çıkarken evet, bu ülkeyi barışa kavuşturmaktır, demokrasiye kavuşturmaktır; bu ülkenin önündeki bütün engelleri kaldıracak bir kardeşliği, bir dayanışmayı var etmektir. Şimdi, o kardeşliğin hukukunu hayata geçirme zamanıdır. Demokratik müzakere yöntemlerini geliştirerek, tam da o kuşağın, o devrimcilerin yoldaşı olan Sayın Öcalan'la yapılan müzakereleri demokratik bir zemine kavuşturarak ve beklenen yasaları bir an önce hayata geçirerek artık pozitif barış sürecinin hukukunu var etme zamanı gelmiştir. Bir krizler ülkesinde yaşıyoruz; işte o yüzden de barışa, toplumsal barışa, demokrasiye, hukuk devletine ihtiyacımız var.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen cezaevinde. Neden? Halka yanıltıcı bilgiyi alenen yaymış, halkı yanıltmış bilgi yayarak. Sanki bu sosyal medya kâbusunun içinde yaşamıyoruz, sanki bu kadar enformasyon altında yaşamıyoruz, bir sendika başkanının paylaşımından böyle bir ceza çıkarıyorlar. Sendika Başkanı Mehmet Türkmen sağlık sorunları yaşıyor, ilaçlarına ulaşmak istiyor, ilaçlarını istiyor, talep ediyor, defalarca talep ediyor, kendisine ilaç vermek yerine kendisine işkence ediyorlar ve hücreye atıyorlar; bu kabul edilemez bir yaklaşım. Cezaevlerinde bu işkenceye, bu hak ihlallerine artık son vermek gerekiyor. Bunun için gerekli adımlar atılsın diye buradan defalarca çağrıda bulunduk. Bırakın gerekli adımları atmayı, bu türden muamelelerin sürdüğünü görüyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Hakan Tosun davası var İstanbul Bakırköy Adliyesinde. Hakan Tosun bir gazeteciydi, sokakta katledildi. Ölümünün üzerinde çok sayıda şüphe var; bir kere, tedaviye alınmadı, ailesine haber verilmedi. Bu tür şüpheler devam ederken bugünkü mahkeme salonunda yaşanan olay da mahkemenin âdeta alelacele görülmeye çalışılması da bu şüphelerimizi artırıyor. Evet, Hakan Tosun, ekoloji mücadelesi, doğa mücadelesi verenlerin sesiydi; kendisi de bu mücadelenin içinde olan çok değerli bir gazeteciydi. Onu bir kez daha rahmetle, saygıyla anıyorum ama ekoloji mücadelesi deyince dönüp baktığımızda, neden bu seslerin kısılmak istendiğini de çok iyi anlıyoruz.
Evet, Muş'tan geliyorum, Varto'dan, Karlıova'dan geliyorum; orada ekoloji mücadelesi verenler, doğasını, yaşamını savunanlar direniş çadırlarını Varto'da kurdular, direniyorlar çünkü orada JES projesine izin vermek istemiyorlar, doğasının, merasının katledilmesini istemiyorlar; buradan o direnişi selamlıyorum. Varto'da, Karlıova'da JES projesi demek orada doğayı katletmek demek, meraların artık geri dönüşemez bir şekilde yok edilmesi demek; bu projeleri bir an önce durdurun.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, Muş'tan bahsedince mesele sadece ekoloji de değil, çok ciddi sorunları olan bir kentten bahsediyoruz. İşte "Diyadin'deki altın madeni Muş Ovası'nı kirletiyor." dedik "işsizlik" dedik "yoksulluk" dedik ama bir büyük sorun da sağlık sorunu. Muş'ta, Bulanık'ta ve Malazgirt'te hastane var, evet ama binası var; o binanın içinde doktor yok, teşhis için gerekli donanımlar yok. Muş'ta hastalandığınızda, çocuğunuz hastalandığında ya Diyarbakır'a gideceksiniz ya Erzurum'a ya Van'a ya Ankara'ya. Dolayısıyla, Muş'ta sağlık hizmeti diye bir şey yok. Muş'ta süren bir eğitim hastanesi inşaatı var. "Eğitim ve araştırma hastanesi olacak." diye bir dönem önceki bakan söz verdi; şimdi o sözden de caymışlar, ne hastane bitiyor ne de Muş'ta sağlık sorununun çözümüne dair adım atılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Dolayısıyla, bir an önce Bulanık, Malazgirt ve Muş Devlet Hastanelerine doktor atamalarının, tayinlerinin yapılması, oradaki eksik donanımların tamamlanması, inşaatı süren hastanenin bir an önce bitirilmesi ve eğitim ve araştırma hastanesi olarak hayata geçirilmesi büyük önem taşıyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, Maraş'taki katliamda 9 çocuk yaşamını yitirmişti, ağır yaralı olan Almina Ağaoğlu da maalesef hayatını kaybetti; böylece de bu saldırıda ölen çocuk sayısı 10'a çıktı, 1 de öğretmenimiz hayatını kaybetmişti. Evet, çocuklar ölmeye devam ediyor, çocuklar ölüyor, çocuklar işçileştiriliyor, çocuklar aç bırakılıyor. Dolayısıyla, eğitim sistemine baktığınızda, çocuklara dönüp baktığınızda karşımızda çok vahim bir tablo var. Buna karşı Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir ne yapıyorlar? Ne yaptıklarını bilen var mı? Bu sorunlara eğilip bu sorunların çözümüne dair bir şey yaptıklarını gören var mı? Yok. Dolayısıyla, esas sorunların tespit edilmesi, bu sorunların üzerine eğilinilmesi, bu sorunların çözümüne dair çalışılması gerekirken başta da bu Bakanlıkların sorumluluğunda olması gereken bu konulara dair hiçbir çözüm karşımıza gelmiyor. Bakın, daha geçen gün yine Diyarbakır'da bir okulun önünde pompalı silahla ateş edildi. Dolayısıyla etraf silah kaynıyor, buna dair de bir adım atılmadı. İçişleri Bakanlığına çağrı yaptık, Adalet Bakanlığına çağrı yaptık; bireysel silahlanma hakkında konuştuk, burada dile getirdik "Okullarda şiddetsiz toplum, güvenli eğitim, güvenli okulun hayata geçmesi için harekete geçin." dedik, hiçbir hareket yok. Sürekli olarak lüks otellerde konferans yapan, oralarda görünen, bol bol boş laf eden bakanlarımız var. E, bu kadar boş lafla da bu sorunları çözmek tabii ki mümkün değil. Bir an önce hem okulların güvenliği hem de eğitim sisteminin içinde bulunduğu bu durumdan çıkması için atılması gereken adımlar mutlaka atılmak zorundadır. Bir kere, artık, bu MESEM denen rezalete son verilmelidir; çocuklar işçileştirilemez, çocuklar çalışma hayatı içinde bu kadar ciddi risklerle karşı karşıya asla bırakılamaz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, bütün bu sorunların kaynağında hiç kuşkusuz ekonomik sorunlar da var. Bu ülkede çok ciddi bir ekonomik kriz var; yapışkan bir kriz, yapıştı ve bırakmıyor artık bizi. Bu krizden kurtulabilmek için programlar üretmek gerekirken bugünkü program aslında bu krizi daha da derinleştirdi, ülkeyi büyük bir çöküşe götürdü. "Şimşek programı çökmüştür." dedik.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Çöktü, her ay çökmeye devam ediyor. Açıklanan enflasyon rakamları âdeta bunu teyit ediyor. Bu ay açıklanan enflasyon rakamı yine bir rekor. Orta vadeli plandaki hiçbir hesabın tutmayacağı beş ay önce belli oldu, programda hâlâ ısrar ediyorlar; ısrarın sonucu bugün aylık enflasyon yüzde 4'ün üzerine çıktı, sadece dört aydaki enflasyon yüzde 15. Bu ne demek biliyor musunuz? Asgari ücretli 4 bin liralık satın alma gücünü yitirdi yani asgari ücret artık 28 bin lira değil 24 bin lira oldu; en az emekli maaşı alanlar 3 bin lira yitirdi. Bunları telafi etmediği gibi bakın, Şimşek ne diyor: "Biz bu şoklara karşı aslında bu programla ülkeyi koruduk ve program bir sonuç verdi."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimşek, artık, kimi koruduğunu çıksın açıkça ifade etsin. Şimşek; emekçiyi, işçiyi, emekliyi, kadınları filan korumuyor. Şimşek; sermayeyi koruyor, küresel finans sermayesini koruyor. Şimşek; madencileri koruyor, enerji şirketlerini koruyor, herkesi koruyor ama onları korumak adına da işte bu programla beraber bu ülkede yoksulluğu, açlığı derinleştirmeye, işçinin, emekçinin sırtına yeni yeni vergi yükleri koymaya, yeni yeni zamları salmaya da devam ediyor. Program çökmüştür, bu çöken programın altında öyle sanıyorum ki bu iktidarda kalacaktır.
Teşekkür ediyorum.