| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 95 |
| Tarih: | 14.05.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, 15 Mayıs Kürt dil bayramı vesilesiyle dilini, kimliğini, kültürünü yaşatmak için mücadele eden herkesi de buradan saygıyla selamlıyorum. 15 Mayıs, Kürt halkının inkâra ve asimilasyona karşı "Dilimle varım." dediği önemli bir tarihî gün. Aslında, 1932'de Celadet Ali Bedirhan öncülüğünde yayımlanan Hawar dergisiyle başlayan bu gün şu anda bütün dünyada Kürt Dil Bayramı olarak sahipleniliyor ve çeşitli etkinliklerle de kutlanıyor.
Dil, bir halkın hafızası, kültürü, tarihi ve kimliğidir ve ana dili temel bir insan hakkıdır fakat ne yazık ki ülkemizde ana dillere yaklaşımla ilgili çok sorunlu bir bakış açısı olduğunu da ifade etmemiz gerekiyor. Kürtçe bu ülkede ne yazık ki yüz yıldır yasaklarla, baskılarla, inkâr politikalarıyla ve en önemlisi de asimilasyon politikalarıyla yok edilmeye, unutturulmaya ve buradan, bu coğrafyadan silinmeye çalışılmaktadır. Bugün hâlâ milyonlarca Kürt yurttaş ana dilinde eğitim alamamakta, ana dilinde kamusal hizmet hakkından da mahrum bırakılmaktadır; oysaki, ana dilinde eğitim hakkı temel ve evrensel bir haktır, devredilemez. Kürtçenin kamusal alanda özgürce konuşulması aynı zamanda demokratik bir ülkenin de en temel başlangıç noktalarından birini oluşturmaktadır.
Şimdi, TBMM'nin, bugün içinde bulunduğumuz Meclisin de bu durumdan sorumluluğu olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bizler de burada çoğu zaman Kürtçe konuştuğumuzda ya mikrofonumuz kapatıldı ya tutanaklara bilinmeyen dil geçti ya da "x" olarak yine orada, tutanaklarda yer aldı. Oysaki Meclisin yapması gereken Kürtçe için "bilinmeyen bir dil" ifadesi kullanmak yerine, Kürtçenin yasal statüsünü tanımak ve Kürtçe ana dilinde eğitim ve diğer dillerdeki eğitimin önündeki engelleri kaldırmak olmalıydı. O anlamıyla, Kürt halkının (*) talebi en meşru, en doğal ve en insani yurttaş haklarından biridir, bu hakkın bihakkın yerine getirilmesi ve bu konuda da hızla bir düzenleme yapılması gerektiğinin de açık olduğunu ifade etmek gerekiyor. Bu vesileyle, 15 Mayıs Kürt dil bayramını kutluyorum. Bu halkların dillerinin ve kültürlerinin özgür olduğu, demokratik, özgür, eşitlikçi bir Türkiye inşası açısından da önemli bir eşik olan dil yasağının aşılması için de Meclise, siyaset kurumuna çağrı yapmak istediğimi ifade etmek istiyorum. Evet, "..."(*) bir kez daha dili için mücadele eden, kimliğini sahiplenen onurlu halkımıza buradan selamlar ve sevgiler olsun.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Mayıs Hemşireler Günü'nü ve 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü'nü geride bırakıyoruz. Şimdi, sadece bugünleri bir kutlama olarak değil, aynı zamanda aslında bu yükü, sağlık emek yükünü omzunda taşıyan milyonların aslında çığlığını duyurmak için de buradan söz kurmak istiyorum. Evet, yıllarca yaklaşık on dokuz yıla yakın hemşirelik yapmış ve bir hastayı bir saat daha fazla yaşatmak için sabahlamış bir hemşire olarak bütün meslektaşlarımın gününü de buradan kutlamak istiyorum. Bugün ülkemizde ne yazık ki sağlık tamamen piyasaya terk edilmiş durumda, hastaneler ticarethane, hastalar da müşteri anlayışıyla bir sağlık bakış açısı var. Oysaki pandemide sağlık sisteminin ne kadar önemli olduğunu ve sağlık emekçilerinin, hemşirelerin ve diğer bütün sağlık emekçilerinin ne kadar önemli olduğunu hepimiz görmüştük. O zaman kahraman ilan edilmişti sağlık emekçileri, "sağlık ordusu" diye nitelendirilmişlerdi ama bugün geldiğimiz noktada tükenmişlik sendromuyla, güvencesizlikle, düşük ücretlerle, uzun nöbetlerle ve en önemlisi sağlıkta şiddetle, mobbingle baş başa bırakılmış durumdalar. Düşünün, yirmi dört saatlik bir nöbetten sonra ayakta kalacak hâli olmayan bir hemşire yine de hastasını terk etmiyor, hastasına bakmaya devam ediyor. Bugün artık tek tek kepenk kapatılırken bu ülkedeki en zor koşullara rağmen bu çöküşün önüne geçmek için eczacılar hâlâ hastalarına ilaç bulmaya ve onlara şifa olmaya çalışıyorlar. Peki, bütün bunların bize gösterdiği nedir? Aslında AKP'nin sağlık sistemini tam da piyasalaştırdığı, özellikle de sağlık emekçilerini görmeyen, hastayı görmeyen, hasta bakış açısı, insan bakış açısı olmayan bir sistemi tamamen yerleşik hâle getirdiğini de görüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun devam edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - O nedenle bu sağlık emekçilerinin insanüstü çabalarının karşılık bulması gerekiyor ve sağlık emekçilerinin talebinin de bir an önce yerine gelmesi gerekir. O anlamıyla hemşire başına düşen hasta sayısının azaltılması, hemşire alımlarının arttırılması gerekiyor, güvenceli istihdam olması gerekiyor. Aynı zamanda piyasaya terk edilen yani özel hastane zincirleriyle kamunun tamamen neredeyse sağlık alanından çekilmeye başladığı sürecin önüne geçilmesi gerekiyor. Emekliliğe yansıyan insanca bir ücret alması gerekiyor hemşirelerin ve sağlık emekçilerinin. Nöbet sömürüsüne son verilmesi gerekiyor. Sağlıkta şiddete gerçekten önleyici ve caydırıcı bir önlem almak gerekiyor ve sağlık politikalarının masabaşında değil, sağlık emekçileriyle, bu alandaki sendikalarla, emek, meslek örgütleriyle birlikte belirlemek gerektiğini de ifade etmemiz gerekiyor.
Yine bu ülkede eczacıların yaşadığı çok ciddi sorunlar var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun devam edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İlaç yoklukları büyüyor, yurttaş ilacına ulaşamıyor ve yeni nesil ilaçlara erişim neredeyse imkânsız hâle gelmiş durumda. Türkiye'de sağlık harcamalarının millî gelir içindeki payı OECD ortalamasının çok çok altında. Neden? Çünkü Türkiye'de sürekli bir cepten sağlık harcaması var. Artık, gittiğinizde katılım payından tutun da ilaç ücretlerine kadar her geçen gün cepten maliyetler artıyor, kamunun sağlık hizmetleri içerisindeki payıysa gün geçtikçe düşülüyor. O anlamıyla buradan eczacılar için de şunu söylemek istiyoruz: İlaçta dışa bağımlılığı azaltacak kamucu üretim politikaları hayata geçirilmelidir. Kamu eczacılığı ve klinik eczacılık güçlendirilmelidir. Genç eczacılar için güvenceli bir istihdam modeline geçilmelidir. Eczanelerin ekonomik sürdürülebilirliği güvence altına alınmalıdır ve ilaca erişim temel bir yurttaş hakkı olduğu için bu konuda da hızla düzenleme yapılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, en çok konuştuğumuz başlıklarından biri de bu ülkedeki enflasyon meselesi. Hatırlarsınız, daha yılın başında, Merkez Bankası 2026 yılı hedef enflasyonu yüzde 16 olarak açıklamıştı, şimdi yüzde 24'le revize ettiler. Peki, bu neden önemli? Çünkü şu açıdan önemli: Bu ülkede milyonlarca işçi, emekçi ve asgari ücretli ne yazık ki hedef enflasyon üzerinden maaşına zam aldı ama hedef enflasyonu bırakın, hiçbir şeyi tutturamayan Şimşek programı bugün sürekli Merkez Bankası üzerinden hedef enflasyonu revize ediyor. Hedef enflasyonu revize eden Hükûmet ne yazık ki işçi ve emeklilerin ücretlerini artırmayı hiçbir şekilde aklına getirmiyor. Bunun büyük bir sorun olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bakın, yüzde 16'dan yüzde 24'e yani yüzde 50 oranında bir revizyon yapılmış ama bin lira bir artış yapılmıyor emekçilerin ve emeklilerin maaşında. Bu ne demek?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - "Biz maaşlara zam yapılacağı zamanda hedef enflasyonu talimatla çok düşük tutarız, -ki yüzde 16'da bu şekilde tuttular- onun üzerinden işçiye, asgari ücretliye zam yaparız. Sonra, o zam dönemi geçtikten sonra da sorun yok, Merkez Bankası bize bağlı, hedef enflasyonu revize ederiz, alır, yürürüz." diyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bugün işçinin, emekçinin alın teri ne yazık ki sermayeye peşkeş çekiliyor. İnsanlar açlıkla, yoksullukla mücadele ederken Şimşek programının çöktüğünü hâlâ Hükûmet kabul etmiyor, dönüp özür dilemiyor, maaşları artırmıyor ve utanmadan, sıkılmadan "Her şey yolunda, Orta Vadeli Program tuttu." diye de bize masal anlatmaya devam ediyorlar. Biz bu zulmü kabul etmiyoruz. İşçiden alın terini çalan anlayışa karşı mücadele etmeye de devam edeceğiz diyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.