| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 96 |
| Tarih: | 20.05.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
17-31 Mayıs Kayıplar Haftası'ndayız. Bu vesileyle bir kez daha gözaltında kaybedilenleri, faili meçhul cinayetlerle yaşamını yitirenleri ve yıllardır adalet arayan kayıp yakınlarını saygıyla selamladığımı ifade etmek istiyorum. Bu hafta aynı zamanda barış annesi Saadet Akman'ı da kaybettik. Saadet annenin kaybından dolayı da derin bir üzüntü duyduğumu ifade etmek istiyorum. Dün gece Nusaybin Devlet Hastanesinde yaşamını yitiren Saadet Akman aslında bu ülkedeki barış mücadelesinin de simge isimlerinden birisiydi. Kendisini saygıyla anıyor, ailesine ve Barış Annelerine de başsağlığı dileklerimi buradan iletmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumartesi Anneleri tam 1.103 haftadır aynı soruyu soruyor: "Sevdiklerimiz nerede, neden bir mezarımız yok, sevdiklerimize ne oldu ve en önemlisi de bu hakikat neden karartılıyor?" diye. Bu ülkede aslında bu soru, bu ülkenin vicdanına sorulmuş bir soru çünkü gözaltında kaybetmeler, cezasızlık politikaları aynı zamanda hakikatin karartılmasıdır ve toplumun hafızasında da bu hakikatin karartılması derin bir iz bırakıyor. Bugün Türkiye, demokratik çözüm ve toplumsal barış açısından yeni bir eşikte, yeni bir dönemi konuşuyoruz. Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümüne dair gelişmeler hepimize önemli sorumluluklar yüklüyor. Bu sorumluluklarından birisi de gerçek anlamda aslında geçmişle yüzleşmek, geçmişle hesaplaşmak ve geçmişin acılarını bugün konuşup onarabilmekten geçiyor. Ancak böyle barış, kalıcı ve güçlü bir zemine kavuşabilir ve en önemlisi de hakikat açığa çıktığında, adalet tecelli ettiğinde toplumsal vicdan da rahatlamış olur. Bu nedenle, gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin araştırılması, cezasızlık politikalarının son bulması ve hakikat ve adalet çalışmalarının önündeki engellerin ortadan kaldırılması demokratik bir toplumun inşası açısından da vazgeçilmezdir. Türkiye'nin, BM Herkesin Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye taraf olması, zorla kaybetme suçunun insanlığa karşı bir suç biçiminde düzenlenmesi ve özellikle böyle durumlarda da etkili bir soruşturma yürütülmesinin çok kritik olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.
Evet, yıllardır Galatasaray Meydanı ne yazık ki kuşatılmış durumda. Buradan, Meclisten Kayıplar Haftası'nda bir kez daha Hükûmete ve özellikle de İçişleri Bakanlığına çağrı yapmak istiyoruz: Galatasaray Meydanı önündeki bariyerler kaldırılmalıdır, Cumartesi Annelerinin yıllardır sürdürdüğü barışçıl hakikat ve adalet mücadelesinin üzerindeki kısıtlamalara son verilmelidir ve onların adalet çığlığı artık duyulmalıdır. Hakikatle yüzleşmek toplumu zayıflatmaz, tersine demokratik barışı güçlendirir, adalet arayışını büyüterek ortak geleceğimize katkı sunar. Bizler de DEM PARTİ olarak hafızanın inkâr edilmediği, adaletin işletildiği, eşit ve demokratik bir yaşamın kurulduğu bir Türkiye için mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Kayıplarımızı unutmadık ve unutturmayacağız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cezaevlerini burada çokça konuşuyoruz, hak ihlallerini konuşuyoruz, sağlık hakkını konuşuyoruz, hukuksal engelleri konuşuyoruz; bütün bunları iktidar da konuşuyor ama uygulamalarla bu kavramların içini boşalttığını söylememiz gerekiyor. Bakın, Van T Tipi Cezaevinde tutulan Jiyan Alpsar verem hastalığına yakalanıyor, tedaviye ihtiyacı var ama bu ihtiyacı karşılanamıyor çünkü karşısına sürekli olarak kelepçeli muayene dayatması çıkıyor. Kabul görmediği için hastaneye götürülemiyor, götürülmediği için tedaviye erişemiyor ve bir yanda hastalık ilerliyor, diğer yandan da tedavi imkânı ortadan kalkmış oluyor. Sadece verem hastası değil tabii ki Jiyan Alpsar, aynı zamanda gözlerinde de ciddi bir rahatsızlığı var, orada da yine aynı sistem işleniyor yani kelepçeli muayene dayatılıyor. Şimdi, bunun en önemlisi, insan hakkına aykırı olduğunu, insanlık onuruna aykırı bir uygulama olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu, bireysel bir sorun değil, münferit bir sorun değil bir sistem sorunudur. Cezaevlerini ezaevine çeviren Hükûmetin gerçekliğinin de resmini önümüze koyuyor. O anlamıyla hem hasta mahpuslar açısından hem de adli mahpuslar açısından sağlık hakkına erişimde ciddi sorunlar yaşandığını ifade edelim. Özellikle keyfî uygulamalar, haksız uygulamalar sağlık hakkını engelleyen en temel başlıklardan birini oluşturuyor. Bunun aynı zamanda bir işkence yöntemi olduğunu da ifade etmemiz gerekiyor. O anlamıyla sağlık hakkı pazarlık konusu edilemez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Kelepçeli tedavi, insanlık onuruna aykırı bir prosedürdür. Türkiye'nin özellikle de İstanbul Protokolü'ne uygun davranması, hukuka uygun davranması ve taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun davranması çağrısını da buradan bir kez daha yapmak istiyoruz. Kelepçeli muayene ancak ve ancak çok istisnai durumlarda uygulanabilir ama bugün ne yazık ki hem hasta mahpuslar açısından hem adli mahpuslar açısından rutine dönmüş durumda, bunun hızlı bir şekilde ortadan kalkması gerekiyor. Her şeye güvenlik gölgesiyle, güvenlik refleksiyle yaklaşılıyor, güvenlik gölgesi ve refleksi büyüdükçe de sağlık hakkı geri çekiliyor, hak kaybı artıyor. Bunu ifade ederek bu başlığı şöyle bitirmek istiyorum: Kelepçeli muayene dayatması son bulmalıdır. Hasta mahpuslar tedaviye zamanında ve eksiksiz erişmelidir. Adli mahpuslar dâhil cezaevindeki herkesin sağlık hakkı güvence altına alınmadır, bu temel insan hakkıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 20 Mayıs, HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının yıl dönümü. O kara günü hepimiz hatırlıyoruz ve o günden beri de Türkiye siyasetinin, demokratik siyasetin nasıl kan kaybettiğini de hepimiz biliyoruz. Hukukun siyasallaşması, hukukun araçsallaşmasının Türkiye demokrasisine verdiği zararları burada konuşmaya başlasak sanırım günlerce sürer. Ama en nihayetinde şunu iyi biliyoruz ki bir yerde bir hukuksuzluk olduğu zaman onun sadece orayla sınırlı kalmayacağını, genelleşeceğini ve bu genelleşme hâlinin de bütün ülkedeki demokrasiyi gerileteceğini hep beraber geçmiş yıllarda deneyimledik. O anlamıyla 20 Mayıs 2016'nın demokrasinin gerilemesi açısından önemli bir eşik olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. O gün öyle ya da böyle, farklı gerekçelerle bu dokunulmazlıklara el kaldıranların bugün en nihayetinde aynı siyasallaşmış yargının operasyonlarına açık hâle geldiğini de ne yazık ki görüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
O anlamıyla, burada demokrasi çıtasında buluşmak, demokrasi paydasında buluşmak, hukukun evrensel ilkeleriyle buluşmak ve ne olursa olsun parti, inanç, toplumsal kesim gözetmeden "Herkes için adalet, herkes için demokrasi ve herkes için hukuk." demek gibi bir zorunluluğumuz olduğunu da ifade etmek istiyorum. Bugün demokratik siyasetin güçlenmesi, toplumsal barışın ve ortak geleceğin de güçlenmesinin temel yol haritalarından birini oluşturuyor. Siyaset alanı daraldıkça sorunlar derinleşiyor, sorunlar derinleştikçe de çözüm zorlaşıyor. Bunu herkesin görmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum ve bugün geçmişten ders çıkararak demokratik siyaseti ve meclisi güçlendiren, seçilmiş iradeyi güvence altına alan ortak bir hukuki zemini birlikte inşa etmek hepimizin en temel sorumluluğudur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Türkiye'nin ihtiyacı olan daha fazla çatışma değil, daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk ve daha güçlü bir toplumsal barıştır. Biz DEM PARTİ olarak biliyoruz ki çözüm baskıda değil, diyalogda, eşitlikte ve demokratik siyasetin güçlenmesindedir. Tam da bu yüzden demokratik siyasette ısrarı sürdürüyoruz.
Son olarak, bayram arifesindeyiz Sayın Başkan ve biliyoruz ki bayramda birçok insan ne yazık ki bayram sevincini yaşayamayacak, buruk girilecek bu bayramlara çünkü sofralar yoksul, insanlar sevdiklerine kavuşamayacaklar. Hâlihazırda bayram ikramiyesine bir zam bile yapılmadı mevcut durumda. Bu nedenle birçok insanın aslında bayram tadında bayram kutlayamayacağını biliyorum fakat her ne olursa olsun bayramların yeniye vesile olduğu umuduyla gerçekten bayramın ülkemize, halklarımıza barışı, eşitliği, özgürlüğü, mutluluğu, huzuru ve refahı getirmesini bütün içtenliğimle diliyorum. Bu bayram barışa vesile olsun.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Büyük barışımızın başlangıç eşiği olsun diyorum ve bütün halklarımızın, kutlayan herkesin bayramını en içten dileklerimle tebrik ediyorum, iyi bayramlar diliyorum.
Teşekkür ederim.