GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:98
Tarih:03.06.2026

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tam 2.364 adet maden ruhsatı vermişler. Ankara'nın coğrafi büyüklüğünden daha büyük, devasa bir holding, Bakanlıktan daha büyük bir hâle getirmişler. Kim? Doruk Holding, efendim, AKP'nin, AK PARTİ'nin yandaşının sahip olduğu bir holding. Son üç yıl içerisinde 131 milyon lira teşvik vermişler ve aynı holdinge kamu bankalarından inanılmaz krediler verilmiş. Bunlardan bir tanesi Halkbank. Tam 480 milyon dolar Halkbanktan kredi verilmiş ve yıllardır Sayıştay raporlarında "Bu kredi ödenmiyor, bu kredi ödenmiyor." diye raporlar yazılmasına rağmen adamlar ödememişler kredilerini, zamana yaymışlar, "Ödeyeceğiz." demişler, ödememişler ve bu krediyi alırken de devlet arazisini teminat olarak göstermişler ve sizin yandaşınız. Herhâlde Türkiye Yüzyılı'nda böyle olacak bu işler. Ve bu firma birkaç hafta önce birçok işçisini mağdur etti, işçiler sokaklara döküldü, çoluk çocuk perişan, maaşı ödemiyor ve Meclis gündemine geldi, defalarca konuşuldu. Bu esnada Enerji Bakanı açıklama yaptı. "Ya, bu firma her yaptığı işi böyle yapıyor, berbat bir firma, ben bir daha da bu firmaya ruhsat verirsem görürsünüz." dedi, aynı açıklamayı yaptığı gün götürdü, ruhsat verdi; bu hâle geldiniz. Ondan sonra aynı firmayla ilgili şikâyetler ayyuka çıkınca 3 Bakanınız çıktı, bir açıklama yaptı, "Merak etmeyin, hallediyoruz." falan dediler, ondan sonra da İçişleri Bakanı teminat verdi, işçiler eylemlerinden vazgeçtiler. Peki, sonra ne oldu? İşletmenin ya da holdingin arkasında iktidar var ya, vermedi tekrar maaşlarını, tekrar yollara döküldü bayram günü işçilerimiz. Az önce konuşuldu, sizler "Emekçinin, işçinin alın teri kurumadan onun hakkının ödenmesi gerektiğini savunan bir anlayıştan geliyoruz." diyerek iktidara geldiniz. Ya, acımıyor musunuz bu işçilerin hâline? Semirtmişsiniz, beslemişsiniz, doyurmuşsunuz, hazineden veyahut da devlet bankalarından, kamu bankalarından milyarları peşkeş çekmişsiniz, Ankara büyüklüğünden daha büyük bir alanı götürüp kendisine tahsis etmişsiniz, adam "Ödemem de ödemem." diyor. Gücünüz mü yetmiyor Allah aşkına, böyle bir Türkiye olur mu? "Türkiye Yüzyılı" diye ortaya çıktınız, şu ülkenin geldiği hâle bakın. Yarın bu işçiler holdingin önünde gösteri yapacaklar, ben bütün Türkiye'yi, Ankara'dakileri ve bütün Türkiye'yi işçilere destek olmak için holdingin önüne davet ediyorum; Türkiye Yüzyılı'nın ne olduğunu, emek sömürüsünün, alın teri sömürüsünün ne hâle geldiğini bütün Türkiye görsün. Buradan herkesi yarın yapılacak olan o gösteriye, o talebe destek vermeye davet ediyorum.

Bir başka Türkiye Yüzyılı'ndan örnek vereceğim size. Schengen vizeleri günlerdir, haftalardır, aylardır konuşuluyor. Bakın, asıl patlama, asıl kriz Schengen vizelerinde sizin geri kabul anlaşmasını imzaladığınız tarihten sonra başladı. O tarihte, işte burada, Sayın Erdoğan'ın ifadesi burada, 2013 yılında Sayın Erdoğan'ın verdiği ifade -o zaman Sayın Erdoğan Başbakan- "Üç buçuk yıl sonra vizesiz Avrupa seyahati başlayacak." Bunu ben söylemedim, Sayın Erdoğan söyledi, "Üç buçuk yıl sonra başlıyor." dedi. Koskoca -millet inanmayacak mı- ülkenin Başbakanı bir söz vermiş, milletin önünde vaatte bulunmuş, inanmayacak mı? O da yetmemiş, partinizin sosyal medya hesabından "Hadi gözünüz aydı, Avrupa'nın kapıları açıldı, vizesiz Avrupa, müjdeler olsun." diye dünya kadar reklam yapmışsınız. O da yetmemiş, "Söz dinlenen, pasaportu itibar gören, attığı her adımı takip edilen bir ülke hâline geldik." demişsiniz. Söz dinleniyormuş, biz ne dersek o oluyormuş. Avrupa'nın kıskandığı bir ülkeden bahsediliyor.

Gelelim, o tarihten sonra neler oldu, bu ülkeyi ne hâle getirdiniz? Bakın, Schengen vizelerinin ret oranları inanılmaz bir şekilde arttı. Her yıl ret oranı 8, 9, 10, 14, 15'e kadar çıktı, yüzde 15'lere kadar.

Çok ilginç bir rakam paylaşacağım sizinle: Bakın, bu, geri kabul anlaşmasından sonra ret oranları arttı ama Sayın Erdoğan'ın 2018'de Cumhurbaşkanı olduğu tarihten itibaren ret oranlarında inanılmaz artışlar söz konusu. Demek ki Sayın Erdoğan'ın gücü kudreti, itibarı -hani "İtibardan tasarruf olmaz." diyordu ya- Avrupa nezdinde hiçbir karşılık görmemiş. Şimdi, oturdum, rakamları çıkarttım. Son on yıl içerisinde 1,5 milyon Türk vatandaşının vize başvurusu reddedilmiş. Bir daha söylüyorum: 1,5 milyon vatandaşın vize başvurusu reddedilmiş. Hani "Kıskanıyorlar bizi." diyordunuz ya, o kıskanan Avrupa, sizin vize başvurunuzu reddetmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Rakamları tek tek çıkarttım ve neye mal olduğunun hesabını yaptım. Tam 27 milyar liraya mal olmuş vatandaşın cebinden çıkan, Avrupalılara giden, geri gelmeyen, vizesi de reddolan vatandaşların ödediği para, 27 milyar lira. 27 milyar liraya koskocaman bir şehir hastanesi yapılırdı. Ya, itibar böyle mi olacak Allah aşkına? Ne oldu sizin pasaportunuzun kıymeti? Giderek artan bir vize reddiyle karşı karşıyayız ve bu vize reddinin de tek sorumlusu sizsiniz. 2013 yılında o yasa geçti, geri kabul anlaşmasını imzaladınız, dünyanın bütün çeri çöpü ülkeye dolmaya başladı, bütün sığınmacılarını Avrupa bize geri gönderdi, âlâyıvalayla reklamını yaptığınız "Hadi gözünüz aydın, Avrupa kapıları açıldı." dediğiniz süreç ne hâle geldi; bırakın kapıları açmayı, vize oranları, ret oranları inanılmaz bir şekilde arttı.

Şimdi, başka bir sorun daha var; sadece vizelerin ret oranı değil, aynı zamanda bir vize çetesi türedi bu ülkede.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Allah aşkına; bir aracı kurum var, VFS Global'in -bunun alt kurumu- Türkiye'deki temsilcisi Gateway. Bu firma daha önceden, Türkiye'de bu işlere girmeden önce klima, tesisat işi falan yapıyormuş, birileri elinden tutmuş -o birilerini de biliyoruz- "Gel bakalım, burada çok rantlı bir iş var, gel sana burayı verelim." demişler, vize işini vermişler. Şimdi, firma devasa bir holding hâline geldi; milyarlarca, milyarlarca para toplandı milletten. Peki, bu para nasıl toplandı? Önce komisyonculuk; "Gel, ben senin bu işini yapıyorum." dendi ve para toplandı. Yetmedi, firmanın gözü doymadı, bu sefer başka rantlar üretmeye başladı; bot hesaplar türettiler. Bu bot hesaplarla gece yarıları, bayram günleri, hafta sonları boşalmış vizeler alınarak yüksek paralarla satılmaya başlandı vatandaşa; ihtiyacına göre 100 euro, 500 euro, 1.000 euro, eğer acilse 2.000 euroya satmaya başladılar. O da yetmedi, "Gel, ben sana 2 tane sandalye koydum buraya, VIP hizmeti veriyoruz." dediler, "Fotoğrafın olmamış, para ödeyeceksin."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitiriyorum Başkanım, son bir kere...

BAŞKAN - Buyurun.

Son dakika.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum.

"Sandalye veriyorum, para istiyorum." "Vizeni veriyorum, para istiyorum." "Resmin olmamış, resim çekiyorum, para istiyorum." Bir çeteye dönüşmüş, korkunç bir tezgâh. Allah aşkına, sizin "Türkiye Yüzyılı" dediğiniz, zaten itibarını yerle bir ettiğiniz ülkenin vize işini de böyle çetelere mi teslim edeceksiniz? Saygın bir gazeteci çıktı, Canan Coşkun, dedi ki: "Burada korkunç bir tezgâh var." Bu şirketin karanlık bağlantılarını veyahut da siyasi arka planını açıkladı. Hemen gücünüz ona yetti, hemen mahkemeye verdiniz, bütün haberleri, bütün yayımlanmış yazıları da yasaklattırdınız; gücünüz ona yetiyor çünkü. Gücünüz Avrupalılara vize vermeleri için yetmiyor, gücünüz bu ülkenin pasaportunun itibarına yetmiyor ama bunları haber yapan, bunları yazan gazetecileri mahkemeye verip haberlerini karartmaya gücünüz yetiyor. Kendinize gelin. Şu anlattığım iki olay bile sizin "Türkiye Yüzyılı" diye pazarladığınız bu yüzyılın veya tarif ettiğiniz dönemin, ne hâle geldiğinizin göstergesidir; buradan bütün Türkiye'ye ilan ediyoruz.