GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:98
Tarih:03.06.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA SİNAN ÇİFTYÜREK (Van) - Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 3588 sayılı toprağı koruma ve arazileri geliştirme yasa teklifi üzerinde duracağım. Toprak, arazi ve tarım doğrudan doğruya iklimin kendisiyle bağlantılıdır. İklimi konuşmadan, iklimi anlamadan bunlar üzerinde yasa yapmanın ya da değişikliğe gitmenin bir anlamı olmaz, karşılıksız kalır. İklim meselesinde ise geçmişte biz "İklim krizi var, iklim değişikliği var, iklim dengesizliği olağanüstü artıyor." derdik ya da öngörülerde bulunurduk. Bugün artık mesele öngörü meselesi olmaktan çoktan çıktı, doğrudan doğruya bunlar, toplumların yaşamında somut, yaşanılır olgular hâline geldi. Nedir bu somut yaşanılan durum? 2025 yılı olağanüstü kuru geçti, kavruk geçti -bir yıl arayla- 2026 yılı ise daha ilk altı ayında, altı ay bile dolmadan olağanüstü yağışlı geçti. Yani olağanüstü kuraklık, olağanüstü yağışın arası, ortası giderek ortadan kalkıyor, bu çok tehlikeli bir gidiştir, bunun üzerine herkesin düşünmesi lazım. Daha somut bakıldığında, bu sene Kuzey Afrika'da Tunus merkezli son yetmiş yılın en yağışlı yılı oldu. Türkiye'de de ilk altı ay da aşağı yukarı öyle oldu, en yağışlı yıl yaşandı daha ilk altı ayda. "Son altmış yıl" deniyor, "son kırk yıl" deniyor, sonrası... Sonrası daha belli değil. Ayrıca, Türkiye'de yaşanan bu yağışlar ciddi sellere de yol açtı, biliyorsunuz, Antakya'da ölümlere yol açtı, tekrardan başsağlığı diliyorum.

Aynı zamanda, bu sene yaşanan, bu iklim dengesizliğinin sonucu olarak Adıyaman-Maraş arasında yani somutta Besni, Gölbaşı, Pazarcık üçgeninde inanılmaz bir dolu yağdı. 25 Nisandı tarih, 26 Nisanda ben oradaydım, hakikaten üçgeni gezdim, fotoğrafladım, yerinde gözlemledim, inanılmaz tahribata yol açtı. Burası Besni'nin Toklu köyü, tamamıyla fıstık bahçeleri gitmiş. Burası Pazarcık'ın Tilkiler köyü; bağ, üzüm, ceviz tamamıyla gitmiş durumda. Burası Gölbaşı'nın başka bir köyü, fıstık ağaçları tümüyle gitmiş. Üreticiler diyorlar ki: "Biz yakın tarihimizde böylesine bir dolu olayını görmedik. Zeytin tanelerini bile parçalayacak, yaralayacak kadar güçlü bir şekilde dolu yağdı." Üreticinin talebi şudur: "Biz 2025'in sonuçlarının altından daha kalkamamışken 2026 felaketini yaşadık. Dolayısıyla bu sene zaten gitti, eğer Hükûmet gerekli tespiti yapıp destek sağlamazsa 2026 da gidecek." Dolayısıyla talepleri var, özellikle kredi borçlarının faizsiz ertelenmesi, gübre, mazot desteği gibi talepleri var ki biz bağ bahçeye ciddi olarak bakalım, hiç olmazsa önümüzdeki yılı görelim.

Küresel planda tablo daha vahim olarak şudur: Dünya iklim göstergeleri hakikaten kırmızı alarm veriyor, pratikte veriyor; sıcaklar olağanüstü gelişti, zaten Avrupa'da şimdiden ölümler başladı. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) diyor ki: "İklim dengesizliği ilk kez bu kadar, bu düzeyde dengesizleşti." Bunun üzerine herkesin düşünmesini istiyoruz. Bütün bunların altında yatan nedenleri bizim irdelememiz lazım. Yani niye, neden bu sonuca varıldı, bu sonuçlara gelindi, neden iklim dengesizliğinde bu noktaya gelindi? Birinci etken, onca uluslararası anlaşmalara rağmen, sözleşmelere rağmen aslında sera gazları başta olmak üzere fosil enerji kaynakları son gaz kullanılmaya devam ediliyor. Körfez Savaşı üzerinde yaşanan kavga ne sayın vekiller? Fosil enerji kaynakları üzerinden kavga yaşanıyor. Yani nedeni bu işte. İkincisi, kapitalizm ekonomi egemen bir toplumdur. Ekonomi egemen toplumun vardığı nokta şu: Akıl, iktisadi akla vardı; iktisadi akıl, akıl dışılığa vardırıldı. Her şey "Kullan, at; tüket, nasıl tüketirsen tüket." Dolayısıyla, bu ciddi sorunlara yol açıyor. Diğer bir etken "Genelde buzullar, özelde ise Arktik Denizi buzu inanılmaz düzeyde, rekor düzeyde eriyor." diyor bilim insanları. Sonuncusu, özelleştirme sadece Türkiye'de değil bütün dünyada son gaz devam ediyor. Özelleştirme, malum, iklim krizini tetikleyen bir başka faktördür çünkü her şey ama her şey, başta maden ocakları olmak üzere bağ, bahçe, doğa özelleştiriliyor.

Türkiye 2053'e kadar emisyon hedefini önüne koymuş ama izlediği politikalar itibarıyla esasında bu hedefi tutturamayacağı bellidir çünkü dediğim gibi, başta kömür ocakları olmak üzere maden ve fosil enerji kaynaklarına çok ciddi yatırım yapılıyor.

Diğer şey, HES'ler özelleştiriliyor. Daha önce de dile getirdim ve yine bölgeden geliyorum, bağ, bahçe, arazi içerisine GES'ler yapılıyor ve Hükûmet şirketlerin bu adımına göz yumuyor. Biz bunu Antep somutunda Yavuzeli'nde yaşadık, hâlâ da yaşıyoruz.

Ve Karbon yutak ormanları. Aslında burada kastedilen şey, karbon yutak ormanlarıyla amaçlanan emisyonun azaltılması değil, tersine, karbonun kendisi de tıpkı su gibi, tıpkı hava gibi doğrudan doğruya ticaretin bir nesnesi hâline getirilmek isteniyor. Dolayısıyla, işte, iktisadi aklın akıl dışına vardırılmasının somut örneği budur, karbon, su, hava bile artık ticaretin nesnesi hâline getiriliyor, al-ver yapılıyor yani.

Şimdi, zaman daraldı, en son olarak bu toprak koruma ve arazileri kullanmaya ilişkin birkaç şey söylemek istiyorum bunun topraksız tarımla bağını kurarak: Peşinen söyleyeyim, topraksız tarıma karşı değiliz, yalnız -tersinden okumanızı istiyorum- Topraksız tarım ne demek? Tarımsız toprak demektir. Tarımı toprağın dışına çekiyorsunuz. Dolayısıyla, eğer Türkiye, sonuçta, Anadolu ve Kürdistan'ın dev ovaları, Konya'dan tutun da Amik Ovası'na, Edirne'ye varana kadar ovalarımız olmasaydı... Bu ovalara gerekli tarımsal destek hakikaten sağlanmışsa -kaynak artısı var- eğer topraksız tarıma yatırım yapılıyorsa biz derdik ki: "Vallahi olabilir, geleceğe dönük olarak yatırım yapılabilir." Ama zaten bizim sözünü ettiğimiz dev ovalarımız tarım bakımından can çekişiyor. Yoksa, şunun hesabı mı yapılıyor, şöyle bir öngörüde mi bulunuluyor? "Ya, zaten sözü edilen bizim ovalarımız önümüzdeki altmış, yetmiş yıl sonra tarım dışı kalacak. O zaman biz şimdiden topraksız tarıma yatırım yapalım." deniliyorsa bu son derece tehlikeli başka bir adımdır, tehlikeli gelişme olur; buna dikkat çekmek istiyorum.

Şimdi, Hollanda, Belçika, Japonya ya da işte İsrail, buna benzer, toprak konusunda son derece sınırlı olan ülkeler topraksız tarıma yatırım yapabilirler, buna itirazımız olmaz bizim ama dediğim gibi, tarımsal alan boşalırken, üreticiye yeterli destek sağlanmadığı için köyler boşalırken... Ben Yozgat köylüleriyle konuştum, Tokat köylüleriyle konuştum -bıraktım Van'ı, onda da geliyorum zaten- aynı şeyi söylüyorlar: "Köyler boşalıyor." Köyler boşalırken, köylünün tarıma dönmesi, toprağa dönmesi teşvik edilmesi gerekirken topraksız tarımı doğru bulmuyoruz.

Tarihsel olarak kent devletine doğru gidiş var, bu doğrudur ama yalnız kent devletine gidiş bilelim ki Antik Yunan'daki kent devleti olmayacak. Antik Yunan'ın kent devleti taş çatlasa 5 bin, 10 bin, 20 bin, 50 bindi. Önümüzdeki uzun yıllarda İstanbul, Kahire, diyelim ki Tokyo, kent devletine doğru giderlerse 15-20 bin nüfuslu mu olacak? 20-30 milyon nüfuslu olacak. Dolayısıyla, biz nereden bakarsak bakalım, toprak esastır, toprak ve tarım insan yaşamının, toplumsal yaşamın, uygarlığın ta kendisidir diyorum.

Toprağa yatırımı, tarıma yatırımı esas alalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Başkanım, sağ olun.