GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:99
Tarih:09.06.2026

VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün üzerinde konuşmakta olduğumuz madde hidroelektrik enerji santrallerinde yani HES'lerde can ve mal güvenliğine yönelik denetimleri yeniden düzenliyor, HES'leri işleten şirketlere ek yaptırımlar getiriliyor. Şirketleri denetim altına alan olumlu bir düzenleme gibi görünse de aslında öyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu maddenin iki temel sorununu sizlere anlatmak istiyorum: Birinci sorun, HES'lerdeki denetim faaliyetlerinin yalnızca şirketlerin ve sermayenin insafına bırakılıyor olmasıdır. Bu alandaki güvenlik önlemlerini şirketlerin sorumluluğuna terk etmek hem doğayı hem de halk sağlığını tehlikeye atmaktır oysaki bu maddede yapılması gereken kamusal denetim mekanizmalarının oluşturulmasıydı, bunu yapmış olsaydınız büyük oranda riskleri de azaltmış olacaktınız. Ne yazık ki iktidar ülkeye yaşattığı felaketleri çabuk unutuyor. Türkiye'nin yakın tarihine dönüp bir bakın, şirketlerin almadığı güvenlik önlemleri nedeniyle yaşanılan felaketlerle doludur. Manisa Soma'yı hatırlayın, Erzincan İliç'i hatırlayın; yaşanılan acılar hâlâ hafızalarımızda, yüreklerimizde tazedir. Bu katliamların temel nedeni az bir maliyetle alınan yetersiz önlemler değil de nedir? Yüzlerce insan, yüzlerce emekçi yeterli önlemler alınmadığı için yaşamlarını yitirdiler. Düzenlemedeki en önemli ikinci sorun ise doğanın sermayenin hizmetine verilmesinin normalleştirilmesidir. Türkiye'nin yer altı ve yer üstü zenginliklerine birer meta olarak bakmaktan artık vazgeçilmesi gerekiyor. Doğayı sürekli sermayeye peşkeş çekerek, doğayı vahşice katlederek bir yere varamazsınız çünkü herkesin artık kabul ettiği bir gerçeklik var: Su, toprak ve hava gibi varlıklar tüm insanlığa aittir, bu varlıklar ticari bir mal gibi alınıp satılamaz. Ekoloji hareketleri yıllardır bunun için mücadele ediyorlar, doğanın maliyetinin sıfır olmadığını anlatmaya çalışıyorlar "Doğayı bedava bir üretim aracı olarak göremezsiniz." diyorlar. Doğaya meta muamelesi yapılmaktan vazgeçilmez ise bunun zamana yayılmış ağır bir bedeli elbette ki olacaktır. Doğaya zarar veren her politika insanlığın geleceğine ipotek koymak değildir de nedir?

Değerli milletvekilleri, HES inşaatlarıyla tarihsel ve sosyal bellek de yok ediliyor. Ilısu Barajı'yla on binlerce yıllık tarihsel ve kültürel birikimi olan Hasankeyf'teki tahribat ortadadır. Aynı şekilde, Artvin'de yapılan Yusufeli Barajı'yla bölgedeki tarihî kültür varlıklarına verilen zararı herkes gördü. Verilen zarar ortadayken HES yapılan bölgelerde kazı kurtarma çalışmalarıyla iktidar imajını düzeltmeye çalıştı. Vallahi, imajınızı ne yaparsanız yapın düzeltemezsiniz. HES projelerini yaptığınız bölgelerde arkeolojik alanları kazılar bitmeden sular altında bıraktığınızı biliyoruz çünkü ekonomik ve siyasi olarak çıkarlarınıza hizmet etmiyordu. İktidara göre para getirmeyen hiçbir şeyin bir önemi yoktur. Bu yüzden, iktidar için ne tarihin ne de kültürün önemi vardır.

HES'lerle doğa geri dönülemez şekilde tahrip ediliyor, bu tahribatla halkın mülksüzleşmesine neden olunuyor. HES'ler inşa edilirken insanlar köylerinden ve topraklarından ediliyorlar, toplumsal belleği oluşturan anılar ve hatıralar yok ediliyor. Onlarca kuşağın geçimini sağladığı tarlalar ve bahçeler yok ediliyor. İnsanlara günü dahi kurtarmayan cüzi bir para vererek insanların kent merkezlerine göç etmesine neden olunuyor. İnsanları kentlerde yoksulluğa mahkûm ediyorlar. Mülksüzleştirdiğiniz insanları sermaye için ucuz iş gücü hâline getiriyorsunuz. Anlaşılan, sizler için insanların daha iyi bir yaşam sürmesi çok daha önemli değildir çünkü gözünüz sermayenin çıkarlarından başka bir şeyi görmüyor. Bizler bu eleştirileri iktidara yapınca bizleri de kalkınma karşıtı olarak ilan ediyorlar "Bu ülkeyi baltalıyorsunuz." diyorlar, oysaki bu ülkenin geleceğini baltalan sizlersiniz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)