GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:99
Tarih:09.06.2026

ÖZNUR BARTİN (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada sadece bir kanun teklifinin maddelerini müzakere etmek için konuşmuyoruz, dağların, nehirlerin, asırlık ormanların, iktidarın makro politikalarıyla tarihsel mekânı elinden alınmak istenen halklarımızın yaşam alanları için verdikleri varlık mücadelesini de konuşmak için buradayız. Bu kürsüden iktidarın rasyonalitesini kaybetmiş ekolojik ve siyasal çelişkilerini ifşa etmek tarihsel sorumluluğumuzdur. Yasama ciddiyetini ve demokratik müzakere zeminini aşındıran yapısal bir usulsüzlükle karşı karşıyayız. Komisyon odalarında birbiriyle hiçbir nedensel ve organik bağı bulunmayan 13 ayrı kanun tek bir torbaya doldurulmuş, yetmemiş, görüşmelerin sekizinci saatinde bir gece yarısı müdahalesiyle Kara Avcılığı Kanunu da bu torbaya eklenerek sayı 14'e çıkarılmıştır. Ne toprağın gerçek öznesi olan üreticinin ne yaşam savunucularının ne de bilimsel disiplinlerin sesine tahammül edilmiştir. Karşımızdaki iktidar aklı rızaya ve ortak vicdana dayanmayan bürokratik bir dayatmanın tezahürüdür. Temsil etmekten onur duyduğum Hakkâri'nin Derecik ilçesi yüksek dağları, vadileri ve biyoçeşitliliğiyle bu kadim coğrafyanın can damarıdır ancak son dönemde Derecik'e bağlı Hoşnaf köyü kırsalında madencilik gerekçesiyle başlatılan ve korucular eliyle yürütülen kontrolsüz ağaç kesimleri coğrafyanın tarihsel hafızasını yok etmeye yönelik sistemsel bir müdahaledir. Yüzlerce asırlık meşe ağaçlarının kesilerek askerî üs bölgelerine taşındığı iddialarına karşı tek bir yetkili kurumun tatmin edici bir açıklama yapmaması yürütülen sürecin hukuksal değil, güvenlikçi ve sömürü odaklı bir bagaj taşıdığını göstermektedir. Derecik Hoşnaf köyünde yaşananlar münferit değildir. Şırnak'ta Besta ve Cudi'den Van'ın Çatak ilçesine, Munzur havzasından Lice ve Kulp coğrafyasına kadar uzanan bu hat, Kürt coğrafyasının doğal varlıklarını asimetrik bir sömürü baskısı altına alan sistematik bir ekokırım politikasının parçasıdır. Bu bölge kentlerinin insansızlaştırılması ve ekosistemin çökertilmesi toplumsal alanların çözülmesini hedefleyen yapısal bir stratejidir.

Değerli milletvekilleri, koruma kalkanı olması gereken 6831 sayılı Orman Kanunu bu iktidar döneminde tam 30 kez değiştirilmiştir. Bu amansız müdahalenin faturası yapısal bir çöküştür. 2018'den bu yana yaklaşık 50 milyon metrekarelik orman alanı Cumhurbaşkanı kararıyla orman sınırı dışına çıkarılmıştır. Daha yeni 27 Şubatta tek bir imzayla 21 ilde 4,8 milyon metrekarelik alan orman statüsünden koparılmıştır. Şimdiyse karşımıza teklifin 13'üncü maddesiyle "karbon yutak ormanları" adı altında küresel yeşil kapitalizmin sinsi bir finansal enstrümanını getiriyorsunuz. Bu düzenleme, iklim kriziyle mücadele değil doğanın finansallaştırılması projesidir. Şirketler endüstriyel faaliyetleriyle doğayı kirletmeye devam etsin, emisyonlarını azaltmak yerine parasıyla kirletme hakkı satın alsın diye ortak varlıklarımızı uluslararası karbon pazarlarına tahsis ediyorsunuz. Sermayenin coğrafi genişlemesi için ormanlarımızı tek ürün tarımına açmak ekolojik cehalet değilse açık bir iktisadi tercihtir; nitekim, resmî verileriniz bu çelişkiyi itiraf etmektedir. Ülkenin karbon yutak kapasitesi 2017'deki 100 milyon ton seviyesinden 69,2 milyon tona gerilemiştir, son beş yılda yanlış politikalar nedeniyle yanan alan miktarında yüzde 423 oranında devasa bir artış yaşanmıştır. Bizim yürünecek yolumuz, yaşamın savunuculuğudur. Orman bir ağaç yığını ya da karbon muhasebe defteri değil, insanın ve doğanın iç içe olduğu yaşamsal bir alandır. Hakkâri'nin asırlık meşelerinden Akbelen'in çamlarına kadar her bir yeşil yaprak piyasanın değil, halkın ortak yaşam güvencesidir. Doğanın mülkiyeti ve ticari hesabı olmaz. Bu talan odaklı yasa teklifini reddediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)