| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 99 |
| Tarih: | 09.06.2026 |
ÖMER KARAKAŞ (Aydın) - Değerli milletvekilleri, evet, Toprak Kanunu'nu görüşüyoruz ancak çiftçimiz ne durumda, isterseniz öncelikle ona bir bakalım: Toprak Mahsulleri Ofisi 2026 yılı buğday alım fiyatını kilogram başı 16 lira 50 kuruş, arpa fiyatını kilogram başı 12 lira 75 kuruş olarak açıkladı. İktidar yine yapacağını yaptı, bir rakam açıkladı ancak çiftçi maliyeti konuşuyor, çiftçi borç konuşuyor, çiftçi geçim derdini konuşuyor. Bakınız, bugün Aydın'da üreticilerimizin tarladan kaldırdığı buğdayın kilogram maliyeti 16 ila 19 lira arasında değişiyor. Bu şartlarda çiftçiye maliyetinin altında fiyat vermek alın terini yok saymak ve üretimi cezalandırmak anlamına gelir. Çiftçi zarar etmemek için dönüm başına ortalama 520 kilogram ürün almak zorunda ancak kuraklık varsa don varsa sel varsa -ki var- hastalık varsa ne olacak? Çiftçi zarar edecek.
Değerli milletvekilleri, mazotçu peşin para istiyor, gübreci peşin para istiyor, banka kredi kartını gününde istiyor ama bakıyorsunuz, şekil A'da görüldüğü gibi, resimde görüldüğü gibi devlet çiftçiye diyor ki: "Ürününü ver, kırk beş gün bekle." Çiftçi bankaya faiz öderken Toprak Mahsulleri Ofisi çiftçinin parasını faizsiz kırk beş gün kullanıyor. Bu, kabul edilebilir bir durum değildir. Soruyorum size: Toprak Mahsulleri Ofisi çiftçiyi mi finanse ediyor, yoksa çiftçi Toprak Mahsulleri Ofisini mi finanse ediyor? Asıl sorun, açıklanan fiyatın bile çoğu üretici için kâğıt üzerinde kalmasıdır. Bakınız, Toprak Mahsulleri Ofisi randevu vermiyor, çiftçimiz randevu bulamıyor. Çiftçi ürününü doğrudan TMO'ya veremiyor. Peki, neden hasat döneminde TMO geçici alım merkezleri kurmuyor? Ne yapıyor? Mecburen çiftçimiz tüccarın deposuna bırakıyor, oradan da TMO'ya sevk etmeye çalışıyor. Nakliye, depolama, indirme, bindirme maliyetleri derken çiftçi yine zarar ediyor. Sonuç ne oluyor? TMO'nun açıkladığı 16 lira 50 kuruşluk fiyat üreticinin cebine 13 lira 90 kuruş olarak giriyor yani iktidar bir fiyat açıklıyor, çiftçi bambaşka bir fiyatla karşılaşıyor. Bunun adınaysa "destek" diyorsunuz, tamamen algı yönetimi yapıyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, Aydın'da yaşanan sel felaketinde yaklaşık 160 bin dönüm buğday alanı su altında kaldı. Sadece ve sadece Söke'de 80 bin dönüm alan zarar gördü ancak maalesef bunlar afet kapsamına alınmıyor. Çiftçi afetle, maliyetle ve düşük fiyatla aynı anda mücadele ediyor, buna rağmen üretmeye devam ediyor ama iktidar bütün bunları görmezden gelip destekleri başarı hikâyesi gibi anlatıyor. Buradan açıkça uyarıyorum: Bu destek yalnızca TMO'ya ürün teslim edenlere verilirse piyasada büyük bir adaletsizlik doğacaktır. Randevu bulamadığı için tüccara satış yapan üretici cezalandırılmamalıdır.
Değerli milletvekilleri, 1 Temmuz itibarıyla reçete sistemi uygulaması başlıyor. Türkiye'de yaklaşık 2 milyon 350 bin kayıtlı çiftçi varken bu reçeteyi vermeyi haiz 17 bin uzman var yani bir uzmana yaklaşık 131 çiftçi düşüyor. Peki, yarın hastalık olsa, sıkıntı olsa bu nasıl yetişecek, bu sistem nasıl işleyecek? Çiftçi maalesef yine mağdur olacak.
Tüm Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)