| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 100 |
| Tarih: | 10.06.2026 |
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan, Genel Kurulu şahsınızda saygıyla selamlıyorum. Bizi ekranlarında izleyen değerli vatandaşlarımıza saygılarımı, hürmetlerimi sunuyorum.
Şimdi, uzun zamandır şöyle hatırlarız: Çocuklar küçükken çok konuşkan olduklarında "Avukat olacak ya da siyasetçi olacak." derlerdi. Avukat olabilmeniz için çok konuşmanız değil muhakeme yeteneğinizin gelişmiş olması gerekiyor. Siyasetçi olabilmeniz için de, iyi bir siyasetçi olabilmeniz için de etkili konuşmaktan ziyade etkili bir dinleyici olmanız gerekiyor. Zira, sorunu dinlemeden ve çözüm önerilerini dinlemeden, bunların analizini yapıp Hükûmetteysen icraata koyamazsın, muhalefetteysen bunları öneri olarak dile getiremezsin.
Bugün, biraz önce bizim Sendikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Selçuk Türkoğlu aradı, şu an Doruk Madencilik mağduru olan işçilerle birlikte polis barikatında. Şu an oradaki Doruk Madencilik mağduru olan işçiler, bunlar zaten işçi, yer altında, santralde elleri, yüzleri, her tarafları simsiyah olmuş işçiler, ekmeklerini o kömürden, yerin altından çıkaran insanlar; bu insanlar şu an polis barikatında. Türk polisiyle bu mağdurları karşı karşıya getiren bir zihniyet bugün ülkeyi yönetiyor.
Şimdi, neydi bu zihniyet? Bundan birkaç ay öncesinde Doruk Madencilik mağdurları bu konuyu dile getirdiklerinde sayın bakanlar devreye girdiler, ilgili firmanın sahibini aradılar ve firmanın sahibini aradıktan sonra da "Bu konu çözüldü." deyip ekibi dağıttılar. Biz buna sokak ağzıyla "aspirin vermek" diyoruz. Ya, aspirin verdiğiniz adamlar ya da "İşiniz halloluyor, merak etmeyin, hadi gidin, dağılın." dediğiniz adamlar evlatlarının kahramanı, evlatlarının kahramanı bu adamlar. Bu adamlara, koca koca adamlara bu ülkeyi yönetenler aspirin veremez.
Santral ve yer altında çalışan 372 kişi nisan ve mayıs maaşlarından hâlâ mahrumlar. Emekli olanlar, emekli edilenler, işten ayrılanlar, dava açıp kazananlar bu alacaklarını hâlâ tahsil edememişler; kıdem ve ihbar tazminatları yok, bireysel emeklilik kesintileri yok. Bu Doruk Madencilik, 2016-2023 arasında TMSF dönemine ilişkin ödenmeyen TİS farklarını hâlâ hesaplara aktarmamış. Bunlar 300 vatan evladı... Sayın Grup Başkan Vekiline özel iletişimimizde Sayın Bakanım diye hitap ediyorum; Sayın Abdulhamit Gül, bunlar 300 vatan evladı, 300 baba yani tıpkı, siz eve gittiğinizde evlatlarınızın size sarıldığı gibi onlara da evlatları sarılıyor; bunlar 300 baba. Bu konuyla ilgili, bu konuda devreye girdiğini iddia edip ama biraz önce söylediğim gibi hiçbir sonuç elde edememiş bakanları da bu anlamda kamuoyunda mahcup duruma düşüren bu Doruk Madencilikle ilgili sizin hem adalet duygunuzun, kişisel adalet duygunuzun hem de vicdanınızın devreye gireceğini ve bugün buradan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili olarak sözlerinizle değil ama eylemlerinizle sözlerinizi güçlendireceğimize inanıyorum.
Bir diğer konu, Ege Üniversitesinin 2017-2025 yılları arasında sekiz yıl Rektörlüğünü yapan Sayın Necdet Budak, o da daha önce bu sıralarda bizler gibi, bizlerden kıdemli bir milletvekiliydi. Sekiz yıl içinde yapılan bütün ihalelerde ve alımlarda yolsuzluk olduğuna ilişkin ya da usulsüzlük olduğuna ilişkin daha önce bütçede, 2024 bütçesinde Gençlik ve Spor Bakanı Parlamentoda Komisyonda yerini aldığında, bizim İzmir Milletvekilimiz Sayın Hüsmen Kırkpınar bu şikâyetleri dile getirmişti ve o zaman Sayın Bakan -tebessümle- soruları cevaplamaktan ziyade tebessüm etmeyi tercih etmişti. Dün Ege Üniversitesindeki 40 küsur kişinin gözaltına alındığı yolsuzluk haberlerini de hep beraber okuduk. Burada sanıyorum memleketi yönetenlerin ya da yönettiğini iddia edenlerin ya da birilerine bir görev tevdi edildiğinde, bir görev kendilerine tevdi edildiğinde, her şeyden önce -tüccardan basiret bekliyoruz da- biz idarecide de basiret, öngörü, vizyon ve duyarlılık olması gerektiğine inanıyoruz. Bu konuyla ilgili yolsuzluk yapan elbette bunun sonuçlarına katlanacaktır ama o dönemin gözetim ve denetim ödevi kimin üzerindeyse, onu gözetleme ve denetleme kimin mesuliyetindeyse bence bu sıralı sorumluluk silsilesi devam etmeli.
Evet, geçtiğimiz günlerde, hatırlarsanız, bu "varlık barışı" olarak tanımlanan ve Türkiye'ye mevduatlarını getirmesi kaydıyla yirmi yıl vergi muafiyeti...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Türkiye'ye mevduatlarını getirdiği zaman yirmi yıl boyunca vergi muafiyeti elde edeceği taahhüdüyle hem yerli hem de yabancılara bu konuyla ilgili bir çağrı yapıldı, bununla ilgili de Gazi Meclisimizde bir kanun çıkartıldı. Biz bunu iktidar partisine izah etmeye çalıştık. Şimdi şöyle bir örnek vereyim, kanun kabaca diyor ki: Paranı getirdin, Türkiye'ye yatırdın, paranın kaynağıyla ilgilenmiyorum. Para geldi, buraya yattı belli bir dönem burada kaldığı sürece ben senden vergi almıyorum, yirmi yıl boyunca vergi almayacağım, muazzam. Peki, kalmazsa yüzde 5 vergi alacağım. Şimdi, mesela çok basit bir soru: Yurt dışında herhangi bir suç geliri Türkiye'ye geldi, para Türkiye'deki bankalara yatırıldı, beş ay sonra, altı ay sonra, sekiz ay sonra, on ay sonra faizi alındı, ondan sonra da adam o faizlerle yüzde 5'lik vergiyi ödedi, ondan sonra parayı gönderdi yurt dışındaki herhangi bir 3'üncü ülkeye. Şimdi, bu para yurt dışında bizim kayıt dışı dediğimiz, kara para dediğimiz belki de suç geliri olan bu para Türkiye'nin kamu bankalarında aklanmış olmuyor mu? Halkbankasıyla ilgili süreç daha yeni yola girmişken, Türkiye'nin üzerinde Halkbankası soruşturmasıyla ilgili mevcut iktidara edilen zulümleri ne çabuk unuttunuz? Yani her seferinde aynı delikten ısırılmayı nasıl beceriyorsunuz gerçekten benim bunu aklım almıyor, bunu kendime anlatamıyorum, kendime izah edemiyorum. Yani kendime izah ettiğim zaman en azından siyasette de iktidar olmanın yöntemlerini biraz tanımlamış olacağım ama sanıyorum iktidar olmanın yöntemleri biraz vurdumduymazlıktan mı, duyarsızlıktan mı acaba bizler muhalefet olmamızın sebebi duyarlı olmamız mı, empati kurmamız mı? Bugün söylediklerinizin yarın karşımıza çıkacağından endişe ederek popülist olmaktan uzak durmak mı diye defalarca kendi kendimize de düşünmüyor değiliz. Evet, buna bir örnek de meşhur BYD örneği, Sayın Selçuk Özdağ da bu örneği verdi. BYD geldi, dedi ki: "Ben Türkiye'de fabrika kuracağım." "Tamam." dediler. Eş zamanlı -bakın, bu da çok önemli bir detaydır- Türkiye'nin de "TOGG" diye bir projesi var. "TOGG" denilen projeyle eşzamanlı olarak BYD sürecine, yine aynı delikten ısırıldılar. O deliğin önünden ayrılmıyorlar zaten, o delikte bekliyorlar ısırılmak için. BYD Türkiye'ye bir sürü gümrük ayrıcalığıyla aracını, yedek parçasını, her şeyini dayadı, adamlar şimdi açıklama yaptılar "Biz Türkiye'ye yatırımı askıya aldık, vazgeçtik." artık, o süslü lafların hepsi ne olursa olsun...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Süslü lafların, süslü cümlelerin, o CEO'ların, CFO'ların hazırladığı metinlerin, iletişim danışmanlığının hazırladığı metinlerle ilgilenmiyorum. Bunun adı, bizim vatandaş ağzıyla nitelikli dolandırıcılık ve dolandırılan hep Türk milleti; dolandırılan, kandırılan hep mevcut iktidar. Yirmi beş yıllık deneyimine rağmen her üç yılda bir, dört yılda bir kandırılma... Artık ben kandırılmaktan ziyade, bunu bir tercih olarak gördüğümü ifade etmeliyim.
Şu an, bir kaç saat sonra Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin maddelerine gireceğiz. Şimdi, benim uzmanlık alanım değil elbette ama uzmanlık alanım olmamakla birlikte, bu kanun teklifi geldiğinden beri ziraat odaları bizim partimiz de dâhil olmak üzere bütün partileri geziyorlar ve hemen hemen bu ziraat odalarının birçok krizlerini ya da serzenişlerini...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bütün ziraat odalarının ve çiftçinin serzenişlerini tek tek, tek tek not aldım. Bununla ilgili kanun teklifi verdik dün, zaten ifade etmiştim ama elimizde bir Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu varken, bununla bir değişiklik yapma cihetine gitmişken mevcut iktidar partisi, ben buradan hem iktidar partisine hem Mecliste grubu bulunan bütün partilere sesleniyorum: Sanıyorum bizim önce çiftçiyi ve üreticiyi koruma kanunu diye bir kanun çıkarılması lazım çünkü çıkarılan ya da değiştirilen her kanunla bir, bunların malına, mülküne ama duyarsızlıkla ve masa başından yönetim anlayışıyla bu insanların akıl sağlığına ciddi anlamda zarar veriliyor. Yani, bu insanlar kilometrelerce mesafeden geliyorlar, serzenişlerini ortaya koyuyorlar, traktörleri devrede, onlar devrede, bunlar devrede. Bakın, gerçekten çiftçimiz akıl sağlığını kaybediyor, ruh sağlığını kaybediyor, beden sağlığını kaybediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Tamamlıyorum efendim.
Dolayısıyla, öyle, toprak koruma, arazi kullanımı falan hiçbir problem yok bunlarda. Hobi bahçeleri de aynı şekilde. Efendim, neymiş? "Biz tarım arazilerini koruyacağız." Yahu, tarım yapan üreticiyi korumuyorsunuz ki tarım arazisini koruyacaksınız. Adam zaten tarım yaptığında para kazansa orayı "hobi bahçesi" diye satmaz. Dolayısıyla, senin çiftçiyi ve üreticiyi koruma kanununu çıkartman gerekiyor. Bu konuya ilişkin biz çalışmamızı ortaya koyacağız.
Bu vesileyle de tüm grupları Türk çiftçisini, Türk üreticisini koruma kanunu teklifimize destek vermeye davet ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.