| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 100 |
| Tarih: | 10.06.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tahıl üreticilerimizin feryadını bu çatı altında duyurmak amacıyla YENİ YOL Grubu olarak verdiğimiz araştırma önergemiz üzerine söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, siyaset kurumu milletin sorunlarına çözüm üretmiyorsa vatandaşın sırtında bir yüke dönüşür ama bir bakıyorsunuz ki vatandaş yüklerin altında eziliyorken birileri oturduğu yerden servetine servet katıyor. Sormak istiyorum: Bugün tahıl üreticilerimiz ürettikleri için mi cezalandırılıyor? Öyle değilse neden ürettiği ürününe maliyetinin altında bir fiyat veriyorsunuz? Bu yıl makarnalık ve ekmeklik buğday için ton başına 16 bin 500 lira, arpa için 12 bin 750 lira alım fiyatı açıkladınız ancak açıklanan bu rakamlar ne tarladaki gerçeği ne de çiftçinin yaşadığı ağır maliyet baskısını yansıtmaktadır. Çünkü bugün masa başında yapılan hesaplarla değil, bizzat sahada üretimin içinde yapılan bağımsız maliyet çalışmalarına göre 1 kilogram buğdayın topraktan çıkışındaki net maliyeti 19 liranın üzerindedir. Bu rakama çiftçinin kendi emeği, ailesinin geçimi, kullandığı milyonlarca liralık makine ve ekipmanın amortismanı, sermaye maliyeti ve insanca yaşayabileceği bir refah payını da eklediğinizde 1 kilo buğdayın toplam maliyeti 24,5 lira olmaktadır. Toplam maliyeti 24,5 lira olan bir ürüne 16,5 lira fiyat vermek hangi mantıkla açıklanabilir? Çiftçiye maliyetinin altında fiyat dayatmak ona "Üretme, ekme, biçme, tarlanı terk et!" demekten başka ne anlama gelir?
Değerli arkadaşlar, Türkiye'de enflasyonun gerçek etkisini en ağır şekilde hisseden kesimlerin başında çiftçilerimiz gelmektedir. Son bir yılda gübre, mazot, ilaç, tohum ve sulama maliyetleri ciddi şekilde artmıştır. Özellikle gübre fiyatlarındaki yükseliş üreticinin belini bükmüştür. Buna rağmen, açıklanan alım fiyatlarındaki artış maliyet artışlarının ve enflasyonun gerisinde kalmıştır. Bunun sonucunda çiftçi üretirken zarar eder hâle gelmiştir. Bir başka sorun ise destekleme ödemelerinin kamuoyuna yanlış şekilde sunulmasıdır. Destekler sanki alım fiyatının bir parçasıymış gibi gösterilmektedir. Oysa, çiftçi mazotu peşin alıyor, gübreyi peşin alıyor, biçerdövere peşin ödeme yapıyor, nakliyeyi peşin ödüyor ancak ürün bedelini haftalar sonra, destekleri ise aylar sonra alabiliyor. Aradaki sürede banka kredilerine ve yüksek faiz yüküne mahkûm bırakılıyor. Çiftçi üretim yapıyor ama kazanan üretici değil, finans sistemi oluyor.
Değerli milletvekilleri, bu tablonun üzerini örtmek için zaman zaman "Dünya fiyatları düştü, dünya piyasalarıyla entegreyiz." savunması yapılıyor ancak gelişmiş ülkelerin tarım politikalarına baktığımızda bambaşka bir manzarayla karşılaşıyoruz. Avrupa'da, Amerika'da ve birçok gelişmiş ekonomide üretici yüksek sübvansiyonlarla, ihracat teşvikleriyle ve koruyucu politikalarla destekleniyor. Bizim çiftçimiz ise küresel piyasanın acımasız şartlarına karşı tek başına bırakılıyor. Yapılması gereken bellidir, yıllardır bilinen eşik fiyat uygulamaları yeniden hayata geçirilmeli, ithalat politikaları yerli üreticiyi koruyacak şekilde yeniden düzenlenmeli, üretici maliyetlerini dikkate alan adil bir fiyatlandırma sistemi kurulmalıdır. Toprak Mahsulleri Ofisi ve benzeri müdahale kurumlarının kuruluş amacı üreticiyi korumak ve piyasayı düzenlemektir. Ancak bugün gelinen noktada bu kurumlar asli görevlerinden uzaklaşmış, ne üreticiyi memnun edebilmiş ne de kamu kaynaklarını verimli kullanabilmiştir. Bugün Toprak Mahsulleri Ofisi âdeta bir ticarethane mantığıyla idare edilmektedir, bu yanlıştır. Siz resmî ağızdan çiftçinin buğdayına, arpasına ölü fiyat verirseniz üreticiyi serbest piyasada ezdirmiş olursunuz. Gelin, bu yanlış politikalarda ısrar etmeyin, gelin, çiftçinin sesine kulak verelim, açıklanan ürün fiyatlarını revize edelim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) - Gelin, bu araştırma önergesini kabul ederek yaşanan sorunları bütün yönleriyle ortaya çıkaralım. Tarımı eksik hesaplarla değil, bilimle, planlamayla ve millî bir bakış açısıyla yönetelim. Çiftçimizi sahipsiz bırakmayalım, üreticimizi koruyalım, gıda güvenliğimizi ve gıda bağımsızlığımızı küresel piyasalara teslim etmeyelim.
Bu düşüncelerle araştırma önergemize destek vermenizi bekliyoruz ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)