| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 100 |
| Tarih: | 10.06.2026 |
CHP GRUBU ADINA İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nda ikinci bölüm üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum; buradan bizi izleyen tüm vatandaşlarımıza selamlarımı iletiyorum.
Evet, alelacele getirilen ve ülkeyi yapboz tahtasına döndüren tekliflerden biri olan bu yasa teklifi ülkede yeni kaoslara sebep olacak hükümler içermektedir. Devlet Su İşleri eliyle yürütülen enerji üretimi amaçlı projelere ilişkin EPDK'den lisans alma muafiyeti 31/12/2025'ten 31/12/2040'a kadar uzatılmak istenmektedir. Bu muafiyetin hangi baraj ve projeleri kapsadığı ayrıntılarıyla belirtilmelidir. Bu konuda net bir düzenleme bekliyoruz -ama maalesef Komisyonda da sorduk, cevap alamadık- aksi hâlde yine yargıdan dönecektir. Bunu da burada ifade etmekte fayda var. Kamu kaynaklarının gelecek nesillere sağlıklı aktarılması ve birilerine peşkeş çekilmemesi, çıkar ve avantaj sağlamaması için muafiyet konusunun çerçevesinin net şekilde ortaya konulması gerekiyor. Seçim bölgem Tekirdağ'da Şarköy'ün ormanlık bölümünde yabancı olmayan bir Doruk Madencilik var, hatırlarsanız, bugünlerde en çok gündemde olan Yıldızlar SSS Grubuna ait, orada en büyük 5.842 parseli almış, rüzgârgülü yapacak, ruhsatını almış ama yok. Ama bu alan Şarköy'deki Kızılcaterzi'de en yoğun orman ağaçlarının olduğu bölge. Evet yani orman alanlarını talan etmeyen AK PARTİ iktidarına Şarköy'den örneğini veriyorum: Yıldızlar Holding ülkenin her tarafını talan ediyor, aynı şekilde emekçinin de hakkını talan ediyor, vermiyor. Buradan Yıldızlar SSS Holdingi de ciddiyete davet ediyorum.
Bakınız, şekerle ilgili yine, kanun teklifinde maddeler var. Şeker stratejik bir üründür, alelacele tekliflerle buraya getirilemez arkadaşlar çünkü futbol nasıl futboldan ibaret değilse, şeker de pancar üretiminden ibaret değildir. Ülkemiz için stratejik bir üründür. Şeker Kanunu'nda değişiklik yapılarak şeker pancar üretimine fiilen şirketler ve üreticiler arasında yapılacak sözleşmelere bağlanmaktadır. Çiftçinin üretim özgürlüğünü daraltan ve tarımsal egemenliği özel sektör merkezli bir yapıya kaydıran bu anlayışa tümüyle karşı çıkıyoruz değerli arkadaşlar. Bugüne kadar çiftçiler hem sözleşmeli hem de sözleşme dışı üretim yapabilmekteyken bu düzenlemeyle sadece sözleşmeli hâle getirilmesi yanlıştır. Şeker pancarının özelleştirme süreçleri dikkate alındığında bu teklifin yaratacağı risk büyüktür. Özelleştirme döneminde şeker fabrikalarına beş yıl süreli alım garantisi verilmiş, sonrasında ise üretimden çekilme imkânı sağlanmıştır. Sonuçta, özel sektör kamu yararı yerine şirket kararını ön plana çıkartarak ülkemizin bu konudaki üretim potansiyeline en büyük darbe vurulmuştur. Türkiye'de yıllık ortalama 2,6 milyon ton şeker üretimi yapılırken son yıllarda hem şeker ithalat eden hem de ihraç eden bir ülke hâline gelmiştir. Nitekim, bir yıl içerisinde yaklaşık 300 bin ton şeker ithalatı yaptık. Şirketlerin enflasyon veya maliyet avantajı gibi sebeplerle yurt dışından daha ucuz şeker temin etme yoluna gitmesi sözleşmeli şeker üretimini baltalamaktadır. Bu durumda şeker pancarında kendi kendine yeterlilik oranı tehlikeye düşmektedir. İşte, tam da bu gerekçeyle şeker pancarı üretiminin yalnızca şirketlerin belirlediği ekim alanlarına ve sözleşmelere bırakılması çok manidardır. Türkiye'de bazı bölgelerde şeker pancar üretimi neredeyse tek geçim kaynağıdır. Ağrı, Muş, Yozgat, Tokat gibi illerde çiftçinin alternatif ürüne yönelme imkânı sınırlıdır. Bu bölgelerde bir şirketin "Bu kadar alırım, fazlasını almam." demesi durumunda üretici hayatına nasıl devam edecektir? Merak ediyorum. Şeker şirketlerinin ham madde temin etmeleri gereken ekim alanlarının sınırlarının net olarak belirlenmesi elzemdir. Özetle, bu teklif çiftçiyi şirketlere bağımlı hâle getirmekte, üretim özgürlüğünü yok etmekte, bölgesel tarım gerçeklerini görmezden gelmekte, nişasta bazlı şeker gerçeğini yok saymakta, kamunun düzenleyici ve üretici rolünü göz ardı etmektedir.
2024 yılı itibarıyla küresel şeker üretiminin yüzde 77'si şeker kamışından, yüzde 23'ü de şeker pancarından elde edilmiştir, benzer veriler 2025 yılı için de geçerlidir. Gerek Türkiye'de gerekse Avrupa'da iklimin uygun olmaması sebebiyle şeker kamışı yetişmediği için şeker artık pancardan elde edilmektedir. Şeker pancarı fabrikalarda işlenirken elde edilen melas, yaş pancar posası gibi yan ürünler hayvancılıkta yem üretiminin yanı sıra alkol üretiminde de kullanılmaktadır. Şeker pancarı yan ürünleri sayesinde yüksek katma değer sağlayan önemli bir tarım ürünüdür. 2023-2024 sezonunda küresel şeker pancar üretimi toplam 261 milyon ton olup ekim alanı ve üretimiyle Rusya ilk sırada yer almaktadır. Türkiye, şeker pancarından şeker üretiminde 2,8 milyon tonla dünya 5'incisi, Avrupa'da da 4'üncü sıradadır. Günümüzde faaliyet gösteren 32 şeker fabrikasının 14'ü devlete, 6'sı kooperatiflere, 12 tanesi de özel sektöre aittir, nişasta bazlı şeker üretimi ise, 5 özel sektör tarafından üretilmektedir. TÜRKŞEKER, 14 şeker fabrikasıyla ülkemizin şeker ihtiyacının yaklaşık olarak yüzde 36'sını karşılamaktadır. Bu pay, AK PARTİ iktidarı öncesinde, 2002 yılında yüzde 74'tü, AK PARTİ'yle şu anda yüzde 36'ya düştü. TÜRKŞEKER, 2024-2025 pazarlama döneminde şeker pancarının fiyatının kota tamamlama primi dâhil ton başına 2.375 lira fiyat vermişti ancak 2005-2026 dönemi için bu fiyat 2.975 lira oldu, bu rakamın enflasyon ve yükselen girdi maliyetleri sebebiyle ton başına en az 3.500 olması gerekirdi ama yoğun baskılarla 3.100 liraya bağlandı. Türkiye, zaten şekerde ithalatçı konumunda, son beş yıllık dış ticaret verilere bakıldığında, 504 bin tonluk ihracata karşılık 1,3 milyon ton ithalat yapılmaktadır, yeterli önlemler alınmadığı sürece ithalat bilançomuz her yıl artacaktır arkadaşlar. Ayrıca, sözleşme yapılmadan şeker pancarı üretimi yasaklanırken bu yasağa uymayan çiftçilere şirketler arasında eşitsiz bir ceza ortaya konuyor. Bu yıl üreticiye hem ceza var fazla ürettiği zaman ama fabrikayı ise öteliyoruz ve cezai şart düşürüyoruz, bunun kanunundan çıkarılması gerekiyor yani şirkete her zaman olduğu gibi kolaylık ama bu ülkenin efendisi olan üreticiye ise devamlı eziyet ve külfet. Bu da şirketlere daha esnek, çiftçilere daha sert ceza verilmesi anlamına geliyor; bu eşitsiz uygulamadan vazgeçmeniz gerekiyor.
Yine, bu teklifle etil alkolü ticari amaçlı kullananlar, artık etil alkol bulunduran ve satanlar aynı cezayı ödeyecekler. Ancak burada muğlak ifadeler var. "Ticari amaç" kavramının kriterleri belli değil. Denetim sırasında bir kullanımın ticari olup olmadığını nasıl anlayacağız, o da neye göre tespit edilecek belli değil. Bu durum idareye, keyfî ceza uygulamasının önünü açıyor. Ayrıca her şeyi cezayla çözmek mümkün değil. Merdiven altı alkol üretimi ve ithalatının artması da kaçınılmazdır. Nitekim, geçmişte yaşanan sahte alkol vakaları da herhâlde bunun göstergesi olmuştur. Veriler açıkça göstermektedir ki 2002 yılında yaklaşık 70 bin ton olan tütün ithalatı 2024 itibarıyla 116 bin tona çıkmıştır. 2002-2025 döneminde toplam ithalat 2 milyon tonu aşmış, 11,5 milyar dolar yurt dışına maalesef ödenmiştir. Bu tablo, ülkemizin tütünde yerli üretimden uzaklaşıp ithalata bağımlı hâle geldiğini net bir şekilde göstermektedir. AK PARTİ döneminde TEKEL anonim şirkete dönüştürülmüş, devlet destekli ürün alımları sona erdirilmiştir. 2008 yılında TEKEL'in sigara üretim tesisleri 1 milyar 750 milyon liraya Amerikan Tobacco'ya satıldı. Ondan sonra zaten her şey çiftçinin aleyhinde gelişmeye başladı. Bu teklifte üreticimizin uluslararası sigara şirketlerinin insafına bırakılmasını daha önce de ifade ettik ama anlatamadık, şimdi oranı artırıyoruz ama iş işten geçtikten sonra ben bu Kanun Teklifi'ni ne yapayım, onu da artık sizlerin takdirine sunuyorum.
Yine, 22'nci maddeye bakıyoruz, yaban hayvanlarıyla ilgili bir madde geliyor, Yaban hayvanlarının hayatı bizim için önemli diyoruz ve burada da yaban hayvanları, tabiatın bir olmazsa olmazı, bunları gelişigüzel yok ederek tabiatın dengesini bozmamamız gerekiyor.
Yine, en hassas maddelerden bir tanesi hobi bahçeleri, teklifin en can alıcı maddesi bu. Daha önce de konuşmuştuk, bugüne kadar yapılan hobi bahçeleri ne olacak? Çok tepki var, saray bu tepkilere göre düzenleme yapılmasını istemişti; şimdi saray nasıl bir formül düzenledi, merak ediyoruz çünkü bakanlar da AK PARTİ'li vekiller de birbirleriyle çelişkili ifadeler sunuyorlar. Top sürekli yuvarlanıyor ve topun nereye gideceği açıklanmıyor. Altı yıl önceye kadar yasaklanmıştı, kanun vardı ama altı yıldan beri o kanun maalesef uygulanmadı ve AK PARTİ'nin kendi çıkarmış olduğu kanuna uyulmayarak talan devam etti. Şimdi geldiğimiz noktada belediyelerimize diyor ki: "Bu saatten sonra eğer siz oraya su bağladıysanız, eğer hobi bahçesini yıkmıyorsanız aylık 100 bin lira ceza keseceğiz." Uyan da balığa gidelim. Altı yıldan beri tarım arazilerini talan ettirdiniz şimdi diyorsunuz ki: "Biz çare olacağız." Siz hiçbir şeye çare olamazsınız, bir an evvel sandığın gelmesi gerekiyor değerli arkadaşlar. Amacınız, belediyelerimizin kollarını böyle bağlamak. Evet, aynen yapmak istediğiniz bu, bütün her şeyi belediyelere yıkıyorsunuz. Nasıl ki barajların yollarını, barajların hizmet alanlarını; kanalların bakımını, onarımını belediyelere bırakıyorsunuz ama mülkiyeti Devlet Su İşlerinde, burada da hobi bahçelerinin bütün yükünü belediyelere yıkıyorsunuz.
Diğer bir konu da beton ekonomisi ve rant...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) - Başkanım, bitiriyorum.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) - Maalesef "AK PARTİ" denilince talan aklınıza geliyor, orman alanları, zeytinlikler, meralar ve TOKİ'yle beraber...
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Uşak, Uşak...
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) - Sayın Vekilim, sizler daha iyi bilirsiniz, biz doğanın yeşilini, siz ise doların yeşilini istiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Bizim aramızdaki fark bu, aramızdaki fark, biz tabiatın, doğanın yeşili, siz doların yeşili.
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Baklava kutuları, baklava kutuları...
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) - İşte, geldiğimiz noktada talan ettiğiniz araziler ortada, ne kadar orman arazisinin yok olduğunu, ne kadar
meranın yok olduğunu sen de biliyorsun, ben de biliyorum. Bizim derdimiz, bu gelecek nesillerimize, çocuklarımıza, torunlarımıza sağlıklı bir ülke bırakmak, yeşil bir ülke bırakmak. Yerin altından yerin üstü daha değerli diyoruz. Yerin altıyla beraber bütün dağlarımızı, ormanlarımızı, meralarımızı talan ettiniz, bundan vazgeçin.
İşte, az önce söyledim, bakınız, Şarköy'deki şu koskoca koskoca ormanlık alanı Yıldızlar SSS Holdinge peşkeş çekiyorsunuz, ruhsatını almış rüzgâr gülü yapacakmış! Ya, bütün Türkiye'nin ruhsatlarını verdiniz bir firmaya, daha doymadınız mı, bu arkadaşlar doymadılar mı? Ülkeyi talan etmeye doymadılar mı? Yeter artık, yeter, yeter! (CHP sıralarından alkışlar)