GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:100
Tarih:10.06.2026

ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 16'ncı maddesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu madde ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünmektedir. Hatta bazı çevreler bunu vatandaş lehine atılmış bir adım olarak da değerlendirebilir çünkü kamulaştırmasız el atma davaları sonucunda ortaya çıkan tapu harçlarının idare tarafından karşılanması öngörülmektedir. Ancak meseleye biraz daha yakından baktığımızda karşımıza çok daha derin bir sorun çıkmaktadır çünkü burada tartıştığımız şey birkaç harç kaleminden ibaret değildir; burada tartıştığımız konu, devletin hukuka aykırı işlemler karşısındaki tavrıdır, mülkiyet hakkının ne kadar korunduğudur, kamu zararına neden olanların hesap verip veremeyeceğidir ve en önemlisi, burada tartıştığımız şey hukuk devletinin güçlendirilip güçlendirilmediğidir.

Değerli milletvekilleri, kamulaştırmasız el atma dediğimiz olay aslında devletin yapmaması gereken bir fiilin adıdır. Devlet bir taşınmaza ihtiyaç duyabilir, yol yapmak isteyebilir, baraj yapmak isteyebilir, enerji hattı geçirmek isteyebilir, okul, hastane veya başka bir kamu yatırımı planlayabilir, bunların tamamı mümkündür. Ancak hukuk devleti olmanın gereği şudur: Önce kamulaştırma yapılır, bedel belirlenir, vatandaşın hakkı teslim edilir, sonra kamu yatırımı gerçekleştirilir. Ne yazık ki yıllardır bunun tam tersini görüyoruz. Önce vatandaşın arazisine fiilen el konuluyor, ardından yıllarca süren davalar başlıyor, mahkemeler devreye giriyor, Anayasa Mahkemesi devreye giriyor, Yargıtay devreye giriyor, sonunda devletin hukuka aykırı işlem yaptığı tescilleniyor. Peki, sonrasında ne oluyor? Ortaya çıkan bedeli millet ödüyor, faizi millet ödüyor, mahkeme giderlerini millet ödüyor, vekâlet ücretlerini millet ödüyor. Şimdi, bu maddeyle birlikte tapu harçlarını da millet ödeyecek ama bu yanlış kararları alanların hiçbir sorumluluğu bulunmuyor. İşte itirazımız tam da bunadır çünkü bir hukuk devletinde asıl amaç hukuksuzluğun maliyetini düzenlemek değil, hukuksuzluğu ortadan kaldırmaktır.

Değerli milletvekilleri, aslında bu anlayış sadece 16'ncı maddede karşımıza çıkmıyor, teklifin geneline baktığımızda da aynı yaklaşımı görüyoruz. Özellikle şeker pancarıyla ilgili düzenlemelerde bunun çok çarpıcı örnekleri bulunmaktadır. Bir taraftan çiftçiye yönelik denetim ve yaptırımlar ağırlaştırılıyor, sözleşmesiz üretim yasaklanıyor, üreticiye çok ağır idari para cezaları getiriliyor, ekimden teslimata kadar her aşama denetim altına alınıyor, gerekirse kolluk kuvvetlerinin devreye girmesinin önü açılıyor yani devlet Anadolu'nun üreticisine karşı son derece sert ve tavizsiz davranıyor ancak iş büyük ölçekli şirketlere ve fabrika sahiplerine geldiğinde bambaşka bir tablo ortaya çıkıyor. Yıllardır şeker sektörünün en önemli sorunlarından biri olan ekim alanı dışından pancar temin edilmesi meselesinde cezalar hafifletilmektedir. Mevcut sistemde uygulanan ağır yaptırımlar ve kota kayıpları büyük ölçüde yumuşatılmaktadır. Bugün çiftçi birkaç dönümlük arazisinde kurallara aykırı hareket ettiğinde ağır cezalara maruz kalırken yüz binlerce ton pancarın usulsüz şekilde taşınmasından doğan yaptırımların hafifletilmesi nasıl izah edilecek? Daha da önemlisi, yeni yaptırımların yürürlük tarihinin 1 Ocak 2027 olarak belirlenmesi ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Madem bu kadar önemli bir sorun vardır, neden hemen yürürlüğe girmemektedir? Madem amaç üretim planlamasını sağlamak ve ekim alanı disiplinini korumaktır, neden 2026 sezonu kapsam dışında bırakılmaktadır? Bu soruların cevabı verilmelidir çünkü toplumun gördüğü tablo şudur: Çiftçiye gelince ceza hemen uygulanıyor ama büyük aktörlere gelince geçiş süresi tanınıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) - Çiftçiye gelince devlet sertleşiyor ama güçlü sermaye çevrelerine gelince devlet esniyor. İşte, milletimizin vicdanını rahatsız eden husus budur. Bizim ihtiyacımız, kamulaştırmasız el atmayı olağanlaştıran değil, sona erdiren bir anlayıştır; kamu zararını milletin sırtına yükleyen değil, sorumlulara rücu eden bir sistemdir; güçlüye göre değil, haklıya göre işleyen bir hukuk düzenidir. Ancak o zaman vatandaş devlete güvenir, yatırımcı hukuka güvenir, çiftçi geleceğine güvenle bakabilir.

Bu düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)