| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 100 |
| Tarih: | 10.06.2026 |
BİROL AYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bir ülkede retorik ile realite arasındaki uçurumu derinleşince bu her işe, her adıma sirayet etmektedir ve maalesef kanunlar da bu durumdan nasibini almaktadır. Son yıllarda özellikle torba kanun alışkanlığıyla iyi kötü, doğru yanlış, elma, armut, altın, bakır bir çuvala doldurulmaktadır. Maddeler böyle olduğu gibi maddenin metinlerini okuduğunuz zaman da aynı şeyi görmektesiniz. Maddeyi okuyorsunuz ya, galiba bu iyi bir şey dediğiniz oluyor ama tekrar şöyle dikkatlice okuyunca koca koca tuzakların kurulduğunu fark edebiliyorsunuz. Bu olmaz arkadaşlar, hem doğru hem yanlış olmaz, biraz doğru, biraz yanlış olmaz, dosdoğru olun. Geçen gün İçişleri Komisyonuna Kızılayla ilgili bir düzenleme geldi, orada da ifade ettim, burada da şimdi söylüyorum. Getirdiğiniz her teklif, aldığınız her karar, attığınız her adım, açıkladığınız her paket deve kuşu misali diğer maddelerde olduğu gibi, şu anda konuştuğumuz 18'inci madde de böyle. Bakıyorsunuz iyi bir şey varmış gibi ama titizlikle bakınca görüyorsunuz muğlak, ucu açık, nokta atışı birtakım adrese teslim düzenlemeler getirilmiş. Yani deve midir, kuş mudur belli değil, hem deve hem kuş, bazen deve, bazen kuş, ikisi de aynı anda olabiliyor. İktidar sahipleri ve iktidar serasında serpilmiş, büyütülmüş birtakım zadegânlara adrese teslim bir takım düzenlemelerin olduğunu ya da bu düzenlemelerin onlar tarafından sündürülebileceğini fark edebiliyorsunuz. Biz de diyoruz ki: Arkadaşlar, iki kere iki bazen üç, bazen beş etmez, iki kere iki dörttür ve dört olmalıdır.
Kıymetli arkadaşlar, iktidar eskilerin tabiriyle buğday gösterip arpa satmaktan vazgeçmek zorundadır. Kanun tekliflerinde olduğu gibi siyasetin dilinde de aynı durum yaşanmaktadır. İktidar, birtakım kavramları kendi hesabına uygun etiketlerle piyasaya sürüp gerçekte konuşulması gerekenlerin üstünü koca bir perdeyle örtmektedir. Bir zamanlar vesayetle mücadele, bir zamanlar istikrar, bir zamanlar millî irade, bir zamanlar da yerli ve milli dillere pelesenk olmuştu. Şimdilerde ise devlet aklı revaçta, devlet aklı. Hangi devlet, hangi akıl? Devlet aklı etiketini şöyle bir kazıyorsunuz altından Trump aklı, ABD aklı çıkıyor. Neymiş? Tayyip Erdoğan sonrasını devlet aklı planlıyormuş. O zaman demezler mi arkadaş Tayyip Erdoğan sonrasını planlayan devlet aklı yirmi dört yılı da planlamıştır, bu apaçık bir itiraf manasına da gelmez mi? Değişen ne? 2002'de Bush, 2026'da Trump; 2002'de Condoleezza Rice, 2026'da Tom Barrack; bir şey değişmedi, devam ediyor. Şair diyor ki: "Kimse bize oynadıkları çiftetelliyi tango diye yutturmaya kalkmasın." Ben de diyorum ki: Kimse bize Washington'da oynadıkları tangoyu yerli ve millî çiftetelli diye yutturmaya kalkmasın. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, varsa bir devlet aklı milletin bunca problemi varken Türkiye Büyük Millet Meclisini ağaca bakınca doların yeşilini, denize bakınca euronun mavisini gören bir kısım zadegânın hizmetine dönük çalıştırmaya kalkmasın. Varsa bir devlet aklı emeklisinin, işçisinin, memurun derdine derman olsun. Varsa bir devlet aklı umudunu yitirmiş gençlere umut olsun. Varsa bir devlet aklı adalet terazisini doğru kursun. Kurmazsa bu millet öyle bir akıl devreye koyar ki bu aklı yerle yeksan eder diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)