GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:100
Tarih:10.06.2026

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Toprak Kanunu gelmiş ama Toprak Kanunu'nu getirmeden önce esas yapılması gereken şey, toprağın kendisini korumak, kanundan önce toprağı korumak lazım. Bugün eksik olan Toprak Kanunu değil uygulama eksikliği var. Belediye "Olmaz." diyor, sonra Ankara'dan bir makam kalkıyor oraya imar veriyor, mahkeme iptal ediyor, başka bir düzenlemeyle aynı proje bir daha geri geliyor. Orman yanıyor, Anayasa diyor ki: "Yeniden ağaçlandırın." sonra bir kararnameyle alanın niteliği değişiyor, orman vasfından çıkıyor. "Mera korunacak." deniliyor, oraya sanayi getiriyorsunuz. "Tarım arazisi korunacak." diyorsunuz, beton geliyor oraya. Kartepe'de tarım arazileri var, bahçeler var, oraya haddehane, kanser kusan bir haddehane, demir haddehanesi projesi getiriyorsunuz. Asıl soru şu: Toprağı kimden koruyacağız? Ranttan veya sizden mi yoksa köylüden, çiftçiden mi? Şimdi, zeytine, bağına bahçesine sahip çıkan köylünün, vatandaşın -düşmanmış gibi- karşısına jandarmayı dikiyorsunuz. Niye? Toprağını koruyor diye. Jandarma diktiğiniz adam "Ben toprağımı korumak istiyorum." siz "Hayır, olmaz." diyorsunuz; burada da bize Toprak Kanunu'nu getiriyorsunuz. Bugün gerçekten Toprak Kanunu'na ihtiyacımız yok, bu kanunları delik deşik eden o istisnaları kaldırmak gerektiğini düşünüyorum. Bu, toprağın düşmanı çiftçi değil toprağın en büyük düşmanı kısa vadeli kâr kazanmak isteyen o yandaşlarınız, rant dağıttınız yandaşlarınız, kontrolsüz imar, vahşi madencilik ve plansız betonlaşma. Bu kanun teklifi de bize burada toprağı korumaktan bahsediyor. Yirmi üç yılda ne olmuş, biliyor musunuz, sizin iktidarınızda? 41,2 milyon hektar olan tarım alanı 38,6 milyon hektara düşmüş yani Türkiye, yirmi üç yılda 2,6 milyon hektar tarım arazisi kaybetmiş. Dünyanın en büyük tarım ürünleri ihracatçısı Hollanda'nın tarım alanı ne kadar, biliyor musunuz? 1,6 milyon yani neredeyse Türkiye'deki kaybettiğimiz tarım alanının yarısı kadar ama ona rağmen onlar şu anda tarım ürünleriyle Türkiye'nin bütün ihracat ürünlerinin üstünde bir ihracat kalemine sahip tarım ürünlerinde sadece. Sonra çıkıp çiftçiye diyorsunuz ki: "Niye üretmiyorsunuz?" Yani nasıl üretsin bu durumda? Sorun, çiftçinin üretmemesi veya toprağı korumaması değil ki. Bugün çiftçinin asıl sorunu bu kanunun içinde yok. Mazotun fiyatı var mı burada? Yok. Gübrenin maliyeti var mı? O da yok. Yüksek faiz altında Ziraat Bankası hesaplarına, traktörüne, bahçesine, tarlasına haciz koydurduğunuz o finansman meselesi var mı, faiz gideri var mı? O da yok. Sulama yatırımı zaten yok, üretimi artıracak güçlü destek ve sübvansiyon yok ama yeni düzenlemeler, yeni hükümler ve yeni cezalar bu kanunda var.

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim; pandemi yaşadık, pandemide hepimiz şunu gördük: Ne top lazım ne tüfek lazım ne başka bir şey, önce gıda lazım. Gıda bir memleketin güvenlik meselesi. Aç olan devletin insanlarını ne savaştırabilirsiniz ne üretim yaptırabilirsiniz ama biz burada asla ve kata bunu hesap edemedik. Toprak gittiği zaman geri gelmiyor, tarla betona dönüştü mü bir daha tarla olarak gelmiyor, kaybedilen su havzasını bir daha geri almanız mümkün değil. Bu nedenle, Türkiye'nin ihtiyacı mevcut koruma hükümleriyle, istisnalarla delmek değil, tarım arazilerini, meraları, su havzalarını, ormanları ranttan, sizin peşkeş çektiğiniz o sermayeden korumak gerekiyor.

Önce bu kanun teklifini getiren arkadaşlara bir şey söylemek istiyorum: Siz gerçekten bu millete iktidara geldiğinizde 41,2 milyon hektar olan tarım arazisini nasıl 38,6 milyon hektara düşürdünüz, onu gelin burada anlattın millete anlatmaya gücünüz yetiyorsa. Önce bunun hesabını verin, sonra gelin, bu kanun teklifini burada savunun veya anlatın veya gücünüz yetiyorsa gidin, millete anlatın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)