GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:100
Tarih:10.06.2026

HAYDAR ALTINTAŞ (İzmir) - Sayın Başkan, Sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir söz vardır: Söz sıcak demir gibidir, vaktinde söylenmelidir eğer vaktinde söylenilmezse soğur ve taşlaşır. Bu vesileyle, bugün içinde bulunduğumuz durumu ifade etmek için bu cümleyi kullandım. Hukuk kılıfı giydirilmiş bir siyasi kararla Türkiye siyaset mecrasından çıkarıldı, demokrasi, siyaset, hukuk hepsi birbirine karıştı. Bütün bunlarla beraber vatandaşın geçim derdinin üstüne bunların getirdiği yük de bir kat daha binmek suretiyle insanların hayatını zorlaştırdı. O yüzden bu kararları alır ve verirken dikkatli davranmak gerekir. Ayrıca şunu da ifade ettiğimde de kimse beni yanlış anlamasın: Eğer bu tür kararlarla siyaset ve siyasi parti kurumu itibarsızlaştırılacaksa gelecekte çok partili demokrasiye de veda etmek durumunda kalabiliriz. Bunu da hatırlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, aziz milletimiz de biliyor ki vatandaşın ve devletin iki yakası bir araya gelmiyor. İşte bu iki yakayı bir araya getiremeyince ekonomide sorunlar büyüyor, vatandaş ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bugün Tarım Kanunu başlığında konuşulan konularla alakalı bir iki maddeye değinmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde buğday üretim rakamları üzerinden başarı hikâyeleri anlatılmaya devam edildi. İnşallah, Allah daha çok verir, 20 milyon ton değil, 25 milyon ton olur fakat tarihî yerlerine baktığımızda, 1976 yılında bu ülkenin nüfusu 40 milyon iken ve bugünkü gibi endüstriyel araç, makine farkı yokken 20 milyon ton buğday üretebilen bu ülke, şimdi nüfusu 86 milyon şu kadar turist, bu kadar göçmeniyle 90 milyon insanı ağırladığı bir durumda "20 milyon ton buğday ürettik." diye bununla keyif çıkarabilmek bir gurur vesilesi asla olmamalıdır.

Değerli arkadaşlar, bütün bunların yanında, nasıl savunulursa savunulsun, son iki yılda dâhilde işleme rejimi gerekçesiyle yaklaşık olarak Türkiye'nin geçen yıl üretmiş olduğu buğday rekoltesine yakın bir buğday miktarı da ithal edilerek Türkiye'nin sınırları içerisine sokulmuştur. Bu sene üretildiği iddia edilen veya üretileceği iddia edilen 20 milyon ton buğdayı devletin verdiği piyasa şartlarından satsanız 7 milyar dolar bile bir para etmemektedir. Onun için, bu işleri yaparken artık dünyanın değiştiğini, değişen dünyada paranız olsa bile istediğiniz zaman gıda maddesi bulamayacağınızı bilmek ve hatırlamak zorundasınız çünkü herkes ambarının kapısını kilitledi. Eğer sizin ambarınızda yedek stokunuz yoksa bu işin altından çıkamazsınız, sonuçta gıda krizi bir beka krizine dönüşebilir.

Bir söz vardır "Buğday mı insanları evcilleştirdi, insanlar mı buğdayı evcilleştirdi?" Bana göre buğday insanları evcilleştirmiştir. Eğer buğday ekimiyle birlikte yerleşik düzene geçilmişse bu böyle oldu fakat yapılan sistem içerisinde buğday üretimi azalır, insanlar ekmek bulmakta sıkıntıya düşerse buğday vahşileşerek o zaman kendisini size çok rahat bir şekilde hatırlatabilir.

Tabii, süremiz çok hızlı aktığı için de birçok değeri anlatamıyoruz ama ben burada tekrar buğdaya dönmek kaydıyla başka bir konunun daha altını çizmek istiyorum: 1930'lu yıllarda çıkarılan Çeltik Kanunu'nda sıtmayı önlemek için bir mesafe konulmuş, bugün bu mesafe 30 metreden 500 metreye çıkarılıyor. Değerli milletvekilleri, bu sıtmayı önlemekle alakalı yapılan iddiada 500 metreyle bu işi kaldıracağınızı düşünüyorsanız bu akıl dışıdır, bilim dışıdır. Ergen bir sivrisinek ömrünü tamamlayıncaya kadar yirmi gün içerisinde dilediği zaman 20 kilometre uçabilir. Ne elde edeceksiniz "500 metre mesafedeki yere çeltik ekilmez." diyerek? Bu akıl dışı uygulamadan vazgeçin. Bu uygulamanın bu millete getireceği hiçbir fayda yoktur.

Ayrıca, bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum ki mazot fiyatından falan bahsedemiyorum. 2002 yılında 1 ton ekmeklik buğday satan bir çiftçi kardeşimiz 32 gram altın alabilirken, bugün 1 ton ekmeklik buğday satan bir çiftçi 2 gram bile altın alamamaktadır. İşte, bu başarıysa nereden çıkmıştır bu başarı? "Pahalıysa, kepek ekelim. Paramız var ki ithal edelim. İthal etmezsek ağaç kabuğu mu yiyelim." diyen bir düşünceden kaynaklanan bu sistem bizi çok kötü bir şekilde kenara sıkıştırmıştır.

Ayrıca, Toprak Mahsulleri Ofisi bir regülasyon kurumu mudur, bir tavan fiyat ilan etme kurumu mudur? Toprak Mahsulleri Ofisi çiftçinin dostu olacaksa bir regülasyon kurumu olmalı, fiyatların düşmesini engellemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

HAYDAR ALTINTAŞ (Devamla) - Son bir dakika daha müsaade edin.

Demin burada arkadaşlar bahsetti, bu ilan edilen fiyattan Türkiye'de buğday satmak çok zor bir şeydir, bu hakikati gözden asla kaçırmamak lazım.

Ayrıca, bir şeyin de altını çizelim ki, çiftçi mübarek insandır ama ne kadar borcu vardır, bunu hesaplamak mümkün değildir. Eldeki verilerin dışında, çiftçinin kayıtlı olmayan alivre satış yöntemiyle tefecilere de dünya kadar borcu vardır. Bunu nazarıitibara alarak, bu çiftçilerin üzerindeki baskıyı ortadan kaldırarak onları Atatürk'ün dediği gibi, milletin efendisi yapmak zorundayız. Eğer çiftçinin hukukunu görmemezlikten gelirsek bu iş bize çok pahalıya patlar. Dolayısıyla burada yapacağımız iş "Tüketiciye en ucuz gıdayı nasıl getiririz." hesabıyla çiftçinin ürün fiyatını baskılayarak bu işin içinden çıkmaksa bu yanlıştır, bunun bedeli çok daha ağıra mal olabilir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)