GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:67
Tarih:04.03.2026

AYTEN KORDU (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa teklifi ve bazı maddeleri oldukça sıkıntıya yol açacak maddeler. Şu an görüştüğümüz 22'nci madde avlanması yasak olan yaban hayvanlarının zarar verecek sayıda çoğalması durumunda yaşam alanlarına inilmesi konusunda verilmekte fakat bu gerekçelerle hayvanların avlatılabilmesinin önü açılmaktadır. Daha önce yine bir torba yasayla "turizm ve spor faaliyetleri" adı altında avcılık faaliyetlerini ihale yoluyla vergilendirilmesinin artırılması konusunda kanun teklifini biz burada çok eleştirmiştik çünkü şu an bu kanun teklifinin kendisinin bir türcülük anlayışıyla ele alındığını buradan belirtelim. Neden o yasaya da itiraz etmiştik? Dersim "rehak" bölgesi inançsal olarak Alevi hakikatinin yaşandığı bir yer, dolayısıyla, canlılara sadece biyolojik varlıklar olarak değil yaşamın, inancın ayrılmaz parçaları olarak gördüğü için itiraz etmiştik, eleştirmiştik. Bu durumun yaşam hakkına yönelik bir müdahale ve kültürel hafızaya dönük bir saldırı olarak da algılandığını belirttik. Dağ keçilerinin avlanmasına yönelik açılan ihalelere toplumun yoğun itirazlarının temelinde yine doğuya karşı bu inançsal yaklaşım yatmaktaydı. Dolayısıyla, bugün yaban hayvanlarının yerleşim alanlarına yönelmesinin kendisi onların yaşam alanlarının aslında işgal edilmesiyle ilgili bir şey. Madencilik faaliyetleriyle alanların parçalanması, ormanların yok edilmesi, kontrolsüz altyapı projeleri, su varlıklarının yok edilmesi ve plansız kentleşmenin sonucu yaban hayvanları çoğalmakta ve aslında kentlere inmekte. Dolayısıyla, çözüm ekosistemin bozulmasına neden olan politikaları değiştirmekten geçmektedir. Bu yasal düzenlemenin kendisi aslında hayvanların daha fazla katledilmesinin meşruiyetini sağlayan bir yasa olarak aslında düzenleniyor. Dolayısıyla, bu yasanın kendisinin, bahaneleri ve gerekçeleri ileri sürülen ekosistemin bozulmasının asıl gerekçesinin bu siyasi partinin, AK PARTİ siyasetinin ekolojik yaşama dönük olumsuz politikalarından kaynaklanmış olduğunu buradan bir kez daha söyleyelim.

Yine, Orman Yasası'na ilişkin belirtilen alanlarda bir yandan orman sınırları daraltılırken, maden ve enerji politikaları için tahsisler sürerken diğer yandan "karbon yutak ormanları" adı altında yeni bir piyasa yaratılmakta. Ormanlar yalnızca karbonu depolayan alanlar değil yaşamın ve biyoçeşitliliğin de bir güvencesi. Onun için, sunulan bu düzenleme gerçekte ormanların kamusal koruma statüsünü giderek zayıflatmakta ve ekolojik yıkımı da derinleştirmektedir.

Öte yandan, Munzur Vadisi'nde -çok yakın zamanda önergeler vererek de dile getirdik- Ovacık kara yolunda "yol genişletme" adı altında yapılan bir çalışma vardı, bu çalışmanın kendisini yoğun dinamit patlatılması ve ortaya çıkan hafriyatın dere yataklarına ve doğal yaşama dökülmesi üzerine gündeme almıştık. Buna ilişkin kayyum belediyesi yüklenici firmaya bir ceza kestiğini açıklamıştı ama biz buradan soruyoruz: Bu kadar tahrip edilen bir doğanın karşısında sadece ceza kesmek yeterli bir mantık mı? Dolayısıyla, yok eden, oldukça tahrip eden, ekosistemi yok eden bir anlayışın kendisini nasıl telafi edeceksiniz? Orada, Munzur Vadisi'nde, millî parklar bölgesi olan yerde hafriyat dökerek tahrip edilen bölgeyi nasıl telafi edeceksiniz? Dolayısıyla, birçok bilimsel yöntem varken dinamit patlatma gibi yöntemlerin ekolojik sisteme daha çok zarar vermesi "yol güvenliği" adı altında kabul edilemez. Bir yandan bunlar yapılırken bir yandan ekolojik tahribatı daha fazla artıracak, yaban hayatını da geri dönülmez biçimde katlederek millî parkları enkaz hâline getireceksiniz, sonra da "Yaban hayvanları kentlere iniyor." "Yaban hayvanları çoğalıyor." diyeceksiniz. İşte bu politikaların kendisi bile nasıl bir çelişki içerisinde olduğunu çok açık göstermekte. Dolayısıyla, ihtiyacımız olan şey doğayı metalaştıran politikalar değil, yaşamı, biyolojik çeşitliliği ve kamusal, ekolojik bütünlüğü koruyan politikalar icra etmekten geçer.

Bakın, su varlıkları konusunda da çok ciddi sıkıntılar var. Her yerde zaten maden politikalarıyla önemli su havzaları giderek yok edilmekte. Pülümür Hel Dağı'ndaki krom madeniyle belki en önemli su havzaları yok edilmek istenmekte. Yine, çok yakın zamanda Elâzığ Gezin'de Hazar Gölü örneği çok çarpıcı, ulusal önemi haiz bir sulak alan olmasına rağmen, bölgenin su rejimini ve biyolojik çeşitliliğini ayakta tutması gereken bu havzada ne yazık ki madencilik kaynaklı lojistik faaliyetler yürütülmekte ve bunun hazırlıkları yapılmakta. Dolayısıyla, sulak alanları korumadan su varlıklarını koruyamazsınız, havza bütünlüğünü gözetmeden sürdürülebilir bir su yönetimini de sağlayamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYTEN KORDU (Devamla) - Söz konusu düzenlemenin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor, doğanın ve bütün canlıların yaşama hakkını savunmaya devam edeceğimizi bir kez daha belirtmek istiyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)