| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 67 |
| Tarih: | 04.03.2026 |
UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz uluslararası anlaşma Türk Devletleri Teşkilatına üye devletler arasında dijital ekonomi alanındaki iş birliğini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Dijital dönüşümün, yapay zekânın ve teknoloji odaklı kalkınmanın öne çıktığı bir dönemde kardeş ülkeler arasındaki ekonomik entegrasyonun güçlendirilmesi elbette önemlidir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye'nin uluslararası arenada siyasi, sosyal ve ekonomik gücünü artıran bütün anlaşmalara olumlu yaklaşıyor, bu anlaşmalar Orta Asya'da akrabalık bağlarına sahip olduğumuz Türki Cumhuriyetlerle olduğu zaman daha da hassas davranıyoruz çünkü bu bölgeye yönelik iş birliğimize de özel bir değer veriyoruz. Nitekim bu anlaşmaya da "evet" oyu vereceğiz. Keşke iktidardaki Hükûmet de bizim gösterdiğimiz özeni benimseyebilse ve bu ülkelerle olan siyasi bağlarımızı biraz daha derinleştirebilseydi. Bu kardeş ülkelerle karşılıklı yatırım ortamı yaratma konusunda o kadar eksik kaldık ki 4 Türki Cumhuriyet Avrupa Birliğiyle ekonomik ilişkileri geliştirebilmek, birkaç milyar euro yardım alabilmek adına Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle diplomatik ilişkiler kurarak Lefkoşa'nın güneyinde büyükelçilikler açma noktasına geldiler. Sosyal medyada birtakım iktidar trolleri AKP'nin başarısızlığını örtmek adına Türki Cumhuriyetleri Ankara'ya ihanetle suçladılar, oysa her devlet kendi istediği ülkeyle yakın ilişki kurma hakkına sahiptir. Asıl sorumluluk, Türki Cumhuriyetlerden ziyade Türk dünyasının lideri olma iddiasının içini dolduramayan ülkemizin Orta Asya coğrafyasındaki etkinliğini, gücünü ve itibarını artıramayan AKP Hükûmetindedir. Bakın, Güney Kıbrıs Rum kesimine gidip Rum liderlerle hatıra fotoğrafı vermeyen kardeş Türki Cumhuriyet kalmadı, hepsi Rum kesiminde büyükelçilik açtılar. Şimdi biz bunları hiç konuşmayacak mıyız, görmezden mi geleceğiz? Evet, Türk Devletleri Topluluğuna KKTC'nin gözlemci üye yapılması önemlidir, bu kürsüden geçmişte tebrik de ettik ama bir adım ilerisine gidilemedi. Neden bir tanesi KKTC'yi tanımıyor, gidip Kıbrıs Türküne de nişan vermiyor? Bakın, geçtiğimiz günlerde Türk Devletleri Topluluğu Zirvesi yapıldı, arkasından Kazakistan Cumhurbaşkanı koşa koşa Güney Kıbrıs Rum yönetimi liderine devletin en yüksek nişanlarından birini takdim etti, bu olmaz. Bunun için ne yaptınız Kazakistan nezdinde, Türk Devletleri Topluluğunun nezdinde ne yaptınız; çıkın, açıklayın. Hiçbir şey yapmadınız, yapamazsınız. Sadece hamaset, tek bildiğiniz sadece hamaset. Bu fiyasko sizin etkisizliğinizin, sizin beceriksizliğinizin sonucudur.
Bir başka fiyasko da Filistin meselesinde yaşanmaktadır. Sayın milletvekilleri, Gazze'de aylardır insanlık gözlerimizin önünde katlediliyor, çocuklar ölüyor, hastaneler bombalanıyor, insanlar açlığa mahkûm ediliyor ve ne yazık ki dünya bu vahşeti seyretmekle yetiniyor. Gazze'de yaşanan yıkımın ardından şimdi de Filistin halkının geleceği Filistinliler olmadan şekillendirilmeye çalışılıyor. Filistin halkının temsil edilmediği, Filistin'in iradesinin yok sayıldığı bir Barış Kurulunu biz kabul etmiyoruz. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel'in ifade ettiği gibi, başta Türkiye olmak üzere hiçbir Müslüman ülke Filistin'in bulunmadığı, sadece İsrail'in yer aldığı bir Barış Kurulunda yer almamalıdır. Buradan çağrıda bulunuyoruz, barışa hizmet etmeyen, Filistin'in temsil edilmediği, tamamen Netanyahu'nun söylemlerinin hâkim olduğu bir Barış Kurulundan Türkiye bir an önce çekilmelidir. Orada durduğunuz sürece barışa katkı sağladığınıza inanıyorsanız yanılıyorsunuz. İşte, küresel barış girişiminin vicdanı Sumud Filosunun yaşadıkları, o filo için o Barış Kurulunun yaptığı utanç verici açıklama hâlâ hafızalarda. Bu utanca Türkiye neden ortak olmaktadır? Derhâl Barış Kurulundan çıkılmalıdır.
Sayın milletvekilleri, diğer yanda, Gazze'de yaşananların sorumlusu yalnızca Netanyahu da değildir; bu katliamlara siyasi, askerî ve diplomatik destek verenler de bu tablonun, bu vahim tablonun sorumlusudur. İşte, Trump NATO Zirvesi'ne gelecek diye teşekkür ediyorsunuz. Peki, Gazze için neden Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı aynı açıklığı, aynı cesareti göstermiyorsunuz? Neden bu katliamın arkasındaki bu Trump'a tek kelime etmiyorsunuz, edemiyorsunuz? Filistin davası hamasetle değil tutarlılıkla savunulur değerli arkadaşlarım. Bir gün İsrail'e esip gürleyip ertesi gün arka kapı diplomasisiyle ticarete, diplomasiye, ortak kurullara rıza gösteren bu iki yüzlü siyaset Türkiye'nin tarihî dış politika misyonuna yakışmamaktadır. Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı, bağımsız ve egemen bir devlet kurma hakkı uluslararası hukukun da gereğidir. Türkiye'nin görevi Filistin'i yok sayan girişimlere meşruiyet kazandırmak değil adil ve kalıcı bir barış için Filistin halkının haklı mücadelesinin sonuna kadar yanında durmaktır.
Sayın milletvekilleri, bir konuya daha değinmek istiyorum: Sömürge valisi gibi hareket eden Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisinin yüz üç yılını devirmiş, bölgenin en önemli ve güçlü devleti olan ülkemizi Irak ve Suriye'yle birlikte gruplaması bir tek bize mi garip gelmektedir? Göreve geldiği günden bu yana Türkiye'yi de içine alacak şekilde Orta Doğu'ya yeni çerçeve çizmek isteyen, demokrasi yerine monarşiyi öven bu Büyükelçiye Hükûmetten bugüne kadar tek bir cümle eleştiri yapılmaması, tek bir söz söylenmemesi, ulusal onurumuz ve millî çıkarlarımız açısından büyük bir kaygı vesilesi olmaktadır.
Sayın milletvekilleri, dış politikanın en önemli dayanaklarından biri içeride güçlü bir demokrasi, bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğüdür. Türkiye, cumhuriyetimiz ikinci yüzyılında dünyaya güven veren, öngörülebilir ve saygın bir ülke olmak zorundadır; bunun yolu da uluslararası hukuka, insan haklarına ve imza attığımız sözleşmelere bağlılıktan geçer. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları siyasi tercihlere göre uygulanacak tavsiyeye metinleri değil Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerdir. Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala hakkında verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yıllardır uygulanmaması yalnızca bireysel hak ihlalleri yaratmamakta, aynı zamanda ülkemizin hukuk devleti niteliğine ve uluslararası itibarına da zarar vermektedir. Biz dış politikada günü kurtaran savrulmaların değil, öngörülebilirliğin ve evrensel hukukun yanında duruyoruz. Bu anlayışla demokrasiye içeride sahip çıkamayanlar dışarıda da güçlü olamazlar, hukuku zayıflatanlar Türkiye'nin itibarını da zayıflatırlar. Bizim dış politika anlayışımız kişilere göre değil, kurumlara göre işleyen, çatışmayı değil, diyaloğu önceleyen, demokrasi ve insan haklarını iç politikada olduğu kadar dış politikada da vazgeçilmez gören bir anlayıştır çünkü güçlü Türkiye'nin yolu güçlü demokrasiden geçmektedir.
Bu bağlamda, son olarak vurgulamak isterim ki İBB kumpas davalarında Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'na açılan davalar, belediye başkanlarımıza yönelik süreçler ve Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğini hedef alan girişimler demokrasiyi ve hukuk devletini zedeleyen aynı anlayışın parçalarıdır. Muhalefeti sandıkta yenemeyenlerin yargıyı siyasetin aracı hâline getirmesi yalnızca siyasi rekabete değil, Türkiye'nin demokrasiye, adalete ve hukuk devletine ilişkin itibarına da büyük zarar vermektedir. Çıkış tam demokrasidir, çıkış hukuk güvencesidir, çıkış adalettedir diyor, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)