| Konu: | Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatıyla ilgili davaya, İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın 100’üncü Birleşimde yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, seçim tarihiyle ilgili açıklamalara, Futbol Federasyonunun FIFA Dünya Kupası için çektiği klibe, Irak Türkmen Cephesi Başkanının babasının vefatına, Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü’ne, İran-ABD/İsrail savaşının bitmesine ve İçişleri Bakanına atıfta bulunmak istediğine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 102 |
| Tarih: | 16.06.2026 |
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iyi bir hafta olmasını temenni ediyorum.
Şuradan başlamak istiyorum, Muhsin Yazıcıoğlu; 1975 yılında tanıştığım, 2009 yılına kadar, vefat ettiği güne kadar birlikte siyaset yaptığım, hapishaneleri beraber paylaştığımız bir dava adamından, millet adamından bahsetmek istiyorum. Kendisi 2009 yılında bir helikopter kazasında -birilerine göre kaza, bana göre kaza değil helikopterin düşürülmesidir- vefat etmişti. Aradan yıllar geçti, şimdi yeniden bu davanın açılacağı söylendi.
O zaman ben de şimdi buradan Sayın Akın Gürlek'e sesleneyim: Sayın Akın Gürlek, ben o zaman üç saat Malatya mahkemelerinde ifade verdim, savcılıklarında ifade verdim, 2 de gizli tanık dinletmiştim ve söylemiştim ki bu helikopterin üzerinden F-16'lar geçti ve bunların milliyetleri belli değil. Yaklaşık 150 ile 200 kilometre uzakta gözüküyorlar, Sivas radarlarından gözüküyor ve İncirlik Üssü'ne yazalım, İncirlik Üssü'ndeki uydulardan bunu isteyelim. Radarları yazdılar, radarları gönderdiler, dediler ki: "Bizim radarlarımız da orayı görmüyor." Ama uydu kayıtlarını göndermiş olsaydılar o uçakları çok rahat bir şekilde görmüş olacaktık.
İlginç bir şey daha söylemek istiyorum: 2009 yılında Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin parçalarını sökmek isteyenler vardı, gittiler ve yakalandılar. Yakalandıktan sonra bunlar mahkemede ifade verdiler, dediler ki: "Bizim, helikopter parçalarını biriktirmek gibi bir hobimiz var yani böyle bir alışkanlığımız var." Ama mahkeme başkanı "Bu parçaları görmek istiyoruz, başka parçalar sizin evinizde var mı?" diye sormadı ama bu şahıslar, aynı askerler, aynı kişiler 2016 yılında 15 Temmuzda, darbe olduğunda Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın da otelini basan kişilerdi ve yakalandılar bu kişiler.
Şimdi, Sayın Akın Gürlek, bir yandan, eğer siz hakikaten güçlüyseniz İncirlik Üssü'ndeki uydu kayıtlarını isteyeceksiniz. İki; bu iki şahıs yeniden sorgulanacak. Neden Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin parçalarını sökmek istediniz? Neden aynı zamanda da Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın otelini basmak istediniz? Bu iki konu üzerinde durulmalıdır. Aynı zamanda, Fetullah Gülen'in bir ifadesi vardı: "Eğer siz aldanırsanız işte, bir çarşamba günü düşersiniz, bir cuma günü de ancak bulunursunuz." diyerek de buradan Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne sevindiğine dair ve parmaklarının izinin olduğuna dair de bir konuşma yapmıştı; bunun da üzerine gidilmesi lazım.
İkinci olarak, burada sadece kayıtlara geçilmesi adına söylüyorum: Celal Fırat Milletvekilimiz bir konuşma yapmıştı burada. Ben Muğla Milletvekiliyim; Ortaca'nın Fevziye köyünde, 1966 yılında yani altmış yıl kadar önce iki köy arasında, iki vatandaş arasında bir kavga oluyor. Bu kavga daha sonra gazeteler tarafından bir Alevi-Sünni kavgası şeklinde takdim ediliyor; değil. İstanbul'dan daha sonra solcu gençler, komünist, Marksist gençler geliyorlar, -4 tane vatandaş- burayı araştırıyorlar, böyle olmadığını, iki Sünni'nin kavga ettiğini oysaki o bir Sünni Alevi köyünden, diğeri ise bir Sünni köyünden, Güzelyurt köyünden, diğeri ise buradaki Fevziye köyünden. "Aa, bizim köyden birisi dövüldü." diyerek -kendi aralarında bir tarla kavgası var- bu kavga yayılıyor, bu kavgayı daha sonra da birileri bu şekilde takdim ediyorlar. Bu kavga bir Alevi-Sünni kavgası değildir, iki köylünün bir arazi kavgasıdır, daha sonra da köylülerin, o köylerin birbirlerine karşı... Geçmişte bu kavgaları hepimiz yaptık, mahalle kavgalarını yaptık, sokak kavgalarını yaptık yani böyle, Türkiye'nin her yerinde oldu bu; Manisa'da da oldu, Ankara'da da oldu. O nedenle, kayıtlara geçmesi adına söylüyorum.
Mehmet Uçum Bey, zaman zaman konuşuyor kendisi ve Anayasa’nın yapılmasında da başrol oynayan kişilerden bir tanesiydi. Şimdi -demiş ki- 16 Nisan 2028'de seçim tarihi vermiş. Ya, bu şahıs kim? Bu şahıs niye konuşuyor? Bir başdanışman değil mi bu şahıs? Orada bir memur değil mi? Konuşacaksa siyasiler konuşacak. Eğer siyasiler diyorsanız Mustafa Elitaş konuştu, ne dedi? "Biz, 27 Kasım 2027 tarihinde erken seçim yapacağız." ifadesini kullandı. Ama bir bakıyoruz, Sayın Erdoğan "Seçim yok." diyor, başkaları "Seçim yok." diyorlar.
Arkadaşlar, seçim 14 Mayıs 2028'de yapılmalıdır. Bu kadar sabreden vatandaş oraya kadar da sabreder ve buradan, Anayasa’nın o maddesini yani 116/b fıkrasını kullanarak, dolanarak "Her dönem ben aday olurum. Bu Parlamento, bana 360 milletvekili oy verir, hem erken seçim yaparım hem de kendim de Cumhurbaşkanı adayı olurum." diyerek hülleli bir işe de tevessül etmeye gerek yok. Seçim 14 Mayıs 2028'de yapılmalıdır.
Bir diğer husus değerli arkadaşlar, FIFA Dünya Kupası. Biliyorsunuz, FIFA bir Dünya Kupası organize etti; Meksika'da, Kanada'da ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılıyor. Bir klip çekildi, Futbol Federasyonu bir klip çekti; burada Sayın Cumhurbaşkanı da rol aldı, Sayın Cumhurbaşkanına da atıflarda bulundular. Bunlar doğru şeyler değil arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir parti genel başkanı ve burada eğer bir parti genel başkanını barındırmak istiyorsanız burada diğer partilerin de genel başkanları var. Yani Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı yok mu, DEM'in yok mu Eş Genel Başkanları? Onlar da olsunlar, onlar Türkiye'nin vatandaşları değil mi? Eğer Sayın Cumhurbaşkanı Türkiye'nin Cumhurbaşkanıysa "Yok ben parti kimliğimle bu tür şeyleri yapmıyorum, Cumhurbaşkanı kimliğimle yapıyorum." diyorsa o zaman da bu işlere karışmaması lazım, girmemesi lazım. Orada uçaklar, helikopterler, bilmem... Futbolla ne alakası var bunların? Zaten her gün propagandalarını yapıyorsunuz bunların. O nedenle ben bu tür şeylerden uzaklaşın diyorum, uzaklaşmanızda da fayda vardır diyorum.
Değerli arkadaşlar, bir diğer husus da Irak Türkmen Cephesi Başkanının babası vefat etti. Biliyorsunuz, yüz yıl sonra Kerkük'te bir Türkmen vatandaşı orada Vali olmuştu, benim de dostumdur kendisi. Babasının cenaze merasimine de Ankara'da katıldık, katılanlara da teşekkür ediyorum. Ben buradan da Kerkük Valisine başsağlığı diliyorum. Kerkük'te huzur içerisinde, Kürtlerle, Araplarla, Türkmenlerle birlikte yaşamaya devam edecekler.
Azerbaycan'ın Millî Kurtuluş Günü 15 Haziran biliyorsunuz. Azerbaycan 15 Haziranda bağımsızlığına kavuşmuştu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim efendim.
Ben buradan, Mehmet Emin Resulzade'yi, ilk Cumhurbaşkanlarını, "Bir kez yükselen bayrak bir daha inmez." diyen Mehmed Emin Resulzade'yi, aynı zamanda Zeynelabidin Tağıyev -ki Azerbaycan işgal edildiği zaman bin odalı bir evi vardı kendisinin, kendisi bir petrol zenginiydi- arkadaşlarına demişti ki: "Buradan Nuri Paşa gelecek, benim mezarımı bahçemin önüne koyun, duvarları yıkın, buradan geçsin; o at sesleri geldiği zaman ben bahtiyar olacağım, anlayacağım ki Azerbaycan bağımsız oldu." Ebulfez Elçibey'i, Haydar Aliyev'i ve Nuri Killigil'i, Nuri Paşa'yı da rahmetle anıyorum.
İran-ABD-İsrail savaşı resmen bitti ve İran'a buradan binlerce "elfü elfi" tebrikler gönderiyorum. İran kazandı, Araplar da kazandı. Öyle zannetmesin ki Arap liderleri bu İran bizimle savaştı; Arap halkları kazandı, Türkiye kazandı. Amerika Birleşik Devletleri'ne, bu küstaha, bu katillere; bu, ta Kızılderililerin öldürülmelerinden bugüne kadar soykırım yapanlara, eşkıyalara karşı İran bir cevap verdi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Ve İran bundan sonra ne yapmalıdır? Reformlar yapmalıdır, Araplarla asla savaşmamalıdır. Türkiye-İran ilişkileri, İran-Arap ilişkileri, Arap devletleri ilişkileri ve Orta Asya ilişkileri mükemmel olmalıdır. İran'a da çok ciddi şekilde görevler düşmektedir, Türkiye'ye de görevler düşmektedir. İran kazanmıştır ve asla nükleer elemanlarını yani uranyumunu teslim etmemiştir. İsrail'de ne varsa İran'da da o olmalıdır. İsrail'de ne varsa Türkiye'de de o olmalıdır. Eğer İsrail'de olanlar kötüyse Türkiye'de de olmamalıdır, İran'da da olmamalıdır. O nedenle, ben buradan İran'ın direnişini, oradaki bulunan bütün 94 milyonluk İran halkını tebrik ediyorum ve onlara da diyorum ki "Direndiğiniz için emperyalizme karşı, bu Amerikan emperyalizminin, bu sömürgecilerin yenilebileceğini gösterdiniz." Venezuela halkı da sevinmiştir, Afrikalılar da sevinmiştir, Orta Asyalılar da sevinmiştir, Türkiye'de yaşayan 86 milyon da sevinmiştir. O nedenle bu barışta da emeği geçen herkese teşekkür ederken de...
Son cümlem...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın, buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim.
Ve buradan da İsrail'in şirretliğine de bir kez daha dikkat çekmek istiyorum: İsrail kesinlikle 1967 sınırlarına çekilmelidir. Şimdi, Arap dünyası, İranlılar, Acemler, Persler, Türkler, Türkiye'de yaşayanlar, Kürtler; Orta Asya'daki, Mezopotamya'daki Kürtler, Afrikalılar hepimize bir görev düşüyor: Bu İsrail'e karşı beraber olmaktır. 1967 sınırlarına çekilmeli ve Doğu Kudüs de onların başkenti olmalıdır.
Buradan da İçişleri Bakanına bir atıfta bulunayım: Sayın Bakan, evet, temennidir o; lütfen, bu tür sözlerinize dikkat edin. Rahmetli Demirel bana demişti ki: "Bir gün ağzımdan şöyle bir cümle çıktı, 'Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar büyük Türk dünyası' demiştim de sonra başımıza neler geldi, ne ekonomik krizler yaşadık." Sayın İçişleri Bakanı, siz Erzurum Valisi falan değilsiniz, siz İçişleri Bakanısınız; bırakın o işleri, Ömer Çelik konuşsun; bırakın o işleri, Cumhurbaşkanı konuşsun; bırakın o işleri, AK PARTİ'nin Grup Başkanı konuşsun.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Siz kendi işinize bakın, çetelerle uğraşın, mafyalarla uğraşın, baronlarla uğraşın; bunları yapın, o zaman biz sizi alkışlarız. Başımıza belalar açmamak için de lütfen sözünüze dikkat edin. Bazı sözler vardır savaşı keser, bazı sözler vardır ki baş keser.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum efendim.