GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:102
Tarih:16.06.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Alevi canlarımızın on iki gün sürecek muharrem orucu başladı. Muharrem, Kerbela'dan bugüne zulme karşı direnişin, adaletin, hakikatin ve mazlumun yanında olmaktır. Bu vesileyle, oruç tutan tüm canların lokmalarının ve ibadetlerinin kabul olmasını diliyorum.

15-16 Haziran büyük işçi direnişi; tam bundan elli altı yıl önce işçi sınıfının direniş tarihinin en görkemli mücadelesiydi 15-16 Haziran. Ne için direniyordu işçiler? Emek sömürüsüne karşı, sendikal haklar için direniyorlardı. Tam elli altı yıl geçmiş. Elli altı yıl sonra, Ankara'nın göbeğinde, öğretmenler de yine sendikal haklar için, hakları için direniyorlar ve o öğretmenlere saldırı gerçekleşiyor, onlar gözaltına alınıyorlar; EĞİTİM SEN Genel Başkanı ters kelepçeyle gözaltına alınıyor, SES'ten arkadaşlarımız gözaltına alınıyor. EĞİTİM SEN, SES, KESK bu ülkenin onurudur, gururudur, işçi sınıfının mücadelesinin aslında en önde yürüyenleridir. Bu muamelenin nedeni, işte, işçi sınıfına olan tahammülsüzlük. Neden bu tahammülsüzlük var? Çünkü bütün haklarını gasp eden bir zihniyetle karşı karşıyayız. Sermayeye bütün kaynakları aktaran ve o kaynakları aktarabilmek için emek sömürüsünü en acımasız hâle getiren bir iktidar var karşımızda aslında, nedeni budur. Elli altı yıl önce de böyle bir iktidar vardı. Hatta o dönemde bir bürokrat, bir general çıktı, ne dedi, biliyor musunuz? "Sosyal ve siyasal uyanış, ekonomik gelişmenin önüne geçti." Yani siyaseti dizayn etmeye kalktı. Yani tam da bugünkü bürokratik aklın yapmış olduğu mühendisliği biz elli altı yıl önceden biliyoruz. O neyi harekete geçirmektir, biliyor musunuz? Darbe mekaniğini. Peşinden 12 Mart geldi, 12 Eylül geldi, geldi de geldi, 27 Şubat geldi. Darbe mekaniği tam da böyle sömürü zamanlarında, işte o bürokratik akılla, o mühendislik aklıyla karşımıza çıkıyor. Siyaset buna izin vermemeli. Siyaset, bürokrasinin elinde bir oyuncak olmamalı. Bugün kabineye bakın, bütün bakanlar bürokrat. Dolayısıyla, siyasete yön veren bir bürokratik akıl. Oysa Türkiye'nin demokratikleşmeye ihtiyacı var. Türkiye'nin demokratikleşebilmesi için sendikal hakların karşılığını bulması lazım, her türlü demokratik hakkın geçerli olması lazım.

Bakın, bugün bir süreç var, "barış" diyoruz. Bu "barış" dediğimiz şeyin bir ayağı da toplumsal barıştır. Bunun önünün açılması, demokratik zeminlerin gelişmesi, demokratik müzakerenin var edilmesi için biz adım atılmasını, buraya bu yasaların gelmesini bekliyoruz ama bürokrasinin tavrına baktığımızda siyasetin bu iradesini yok sayan bir anlayışla orada direnmeye devam ediyor.

Siyaset diyor ki: "Ahmetler göreve!" Bürokrasi kalkıyor, kayyum atamasını iki ay uzatıyor. Siyaset diyor ki: "Siyasi mahpuslar çıksın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulansın, Anayasa Mahkemesi kararları uygulansın." Yargı bürokrasisi Anayasa Mahkemesi kararlarına uymuyor, Can Atalay hapiste. Bu ülkenin yargı bürokrasisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymuyor; Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ hâlâ hapiste. İşte, bürokratik akıl bu çünkü neden? Siyaseti dinlemiyor. Aslında, siyasetin var etmiş olduğu sonuçlara göre hareket eden bir bürokrasi değil sürekli siyaseti dizayn eden bir anlayış. Bu, bu Mecliste parti ayrımı olmaksızın herkes için büyük bir sorundur. Ya bu sorunu hep beraber halletmemiz gerekecek ya da bu sorunun altında, siyasetin bu baskısı altında aslında bu yaşadıklarımıza tanıklık etmeye devam edeceğiz.

Siyasetin, siyasetçinin tanıklık etme gibi bir lüksü yoktur; siyasetçi müdahale eder. Eğer bu ülkenin demokratikleşmesine, barışına karşı, bugün yaşadığımız bu müzakere zeminini yok sayan anlayışa karşı harekete geçmiyorsa bilin ki o siyasetçi de artık o bürokratik kafaya sahiptir; ondan da bu halka, bu topluma yarar gelmez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen hafta Muş'a gittik. Neden gittik? Duyduk ki Sağlık Bakanı Muş'taymış dolayısıyla biz de gidelim dedik çünkü Muş'un en büyük sorunu sağlık sorunu. Sadece Muş'un mu? Ağrı'nın, Siirt'in, bölgedeki bütün illerin. Daha önce de dile getirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Muş'ta hastaneye gittik, orada bir sürü insan hastanenin kapısında, sorduk "Ne bekliyorsunuz?" diye, "Sevk bekliyoruz." dediler. Yani doktor görmeyi değil, tedavi olmayı değil sevk olmayı bekliyorlar, fıkra gibi ama gerçek. Sağlık Bakanı da hastaneye uğramamış çünkü ona hastane demeye bin şahit lazım. Muş'ta bir hastane yapılıyor, bu hastaneyi bir an önce bitirin, bunun araştırma, eğitim hastanesi olmasını sağlayın diyoruz; âdeta bu konuda hiçbir adım atılmıyor, hastane inşaatı yılan hikâyesine dönmüş durumda ama buna karşılık Muş'ta sağlık hizmetinden kimse yararlanamadığı gibi, çevre illere ambülanslarla sevkler, yolda kaybettiğimiz hastalar, Muş'un sağlık hikâyesi bu. Muş'ta bir tane de özel hastane var. İşte, bu özel hastanecilik nasıl bir şey? Çünkü nasıl ki eğitim alanında özel okuldaki öğretmenler mağdur ediliyor, özel hastanelerde de sağlık emekçileri mağdur ediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şifa Hastanesi var, diğer özel hastanelerden, diğer bu özel girişimci zihniyetten bir farkı yok; sağlık emekçilerinin haklarını ödemiyor, maaşlarını ödemiyor yani. Dolayısıyla, bu tablo Türkiye'nin her yerinde. Özel okullar da özel hastaneler de bir kamu hizmeti verir ve o kamu hizmetinin güvencesi devlettir. Dolayısıyla, devlet eğer kamu hizmetinin özel sektör eliyle de verileceğinin yolunu açmışsa bunu denetlemekle mükelleftir. Kamu hizmeti keyfiyete bırakılmaz. Eğitim, sağlık gibi alanlarda bu keyfiyet kabul edilemez. İşte, ataması yapılmayan öğretmenler, özel sektör öğretmenleri; işte, özel hastane emekçileri hep bu sorunlarla karşı karşıya. Neden çözmüyorsunuz bu sorunları? Çünkü hep sermayeden yana olan tavrınız dolayısıyla da bu alanların kamusal hizmet niteliğini ortadan kaldırıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada her zaman sıklıkla dile getirdiğimiz bir mesele de cezaevi meseleleri. Bakın, geçen hafta İstanbul Büyükşehir Belediye davasında yargılanan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker bir açıklama yaptı, kamuoyunda infial de yarattı. Çıplak arama mevzusu; burada, cezaevlerinde bu çıplak arama konusunu defalarca dile getirdik. Bu, kabul edilemez; bu, insanlık suçudur; bu, bir işkencedir. Bakın, bir anne bizi aradı, diyor ki: "Oğlum Sincan'dan Aksaray Cezaevine -genç bir çocuk- sevk edilmiş ve Aksaray Cezaevinde çıplak aramaya maruz tutulmuş. Bunu nasıl yapabilirler? Bunu bir insana, bir genç çocuğa nasıl yapabilirler? Onun onuruyla nasıl oynanabilir?" Bunun gibi o kadar çok vaka var ki ve bu uygulamaları dile getirdiğimizde -en son bir uygulama da Erzurum Dumlu 2 no.lu Cezaevinde söz konusu oldu-SEZAİ TEMELLİ (Muş) - iktidar partisi bize diyor ki: "Bunlar münferit uygulama."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Hayır! Bunlar münferit uygulama değil, bunlar sistematik. Bütün cezaevlerinde, bir sürü cezaevinde yaşanan hak ihlallerinin, işkencelerinin yanında bir de bu rezalet var, çıplak arama rezaleti var; defalarca dile getirdik, hatta iktidar, bu konuda adım atacaklarını, bu konuda düzenleme yapacaklarını söylediler. Bunu söylediklerinden bugüne iki yıl geçti, herhangi bir düzenleme yapılmadığı gibi bu işkence, bu çıplak arama devam ediyor. Bu kabul edilemez, bir an önce bu insanlık ayıbına, bu insanlık suçuna son vermeliyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak, bu sabah yine bizi Sağlamcılığa Karşı Kadın Hareketi Derneği ziyaret etti. Evet, gerçekten bu ülkenin en önemli sorunlarından biri, engelliler sorunudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu ülkede TÜİK her ne kadar bunun istatistiğini tutmasa da nüfusun çok büyük bir kısmının engelli olduğunu biliyoruz ve engelli yurttaşlarımız eşit yurttaşlık haklarından çok uzaktalar, bunlardan yararlanmaktan çok uzaktalar ve bu haklara sahip olmak için mücadele ediyorlar. Engellilere sadece belli bir yardım programıyla yaklaşmak, onları sosyal dışlanmaya, kamusal alandan dışlanmaya neden olacak uygulamalarla meseleyi ele almak çözüm getirmez, onları daha fazla aslında eve mahkûm eder ve onların haklarını gasbetmeye devam eder. Bu konuda adım atılması gerekiyor. Bugün bizi ziyaret eden Sağlamcılığa Karşı Kadın Hareketinden arkadaşlar da bu konunun altını çizdiler ve özellikle bu konuda, eşit haklar konusunda, eşit yurttaşlık konusunda, başta Anayasa olmak üzere yasalarda acil değişikliklerin yapılması konusunda dikkatimizi çektiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu konuyu da bu vesileyle bir kez daha Meclis gündemine taşımak istiyoruz. Engelliler konusunda atacağımız adımlar çok geç kalmaksızın bir an önce atılmak zorundadır. Engelli nüfusu ve onların aileleriyle beraber bugün Türkiye nüfusunun 25 milyonluk kesimine hitap ediyor. Evet, yanlış duymadınız, engelliler ve aileleri bugün Türkiye'de 25 milyonluk bir nüfusa karşılık geliyor ve bu 25 milyonun sesini duymak zorundayız.

Teşekkür ederim.