GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:102
Tarih:16.06.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

15-16 Haziran 1970, büyük işçi direnişinin 56'ncı yılında DEM PARTİ olarak işçi sınıfının örgütlenmesinin önündeki engellerin kaldırılması; güvencesiz, sendikasız çalışmanın ve iş cinayetlerinin engellenmesi amacıyla bir Meclis araştırması öneriyoruz.

Biliyorsunuz, 15-16 Haziran, Demirel hükûmetinin iktidarda olduğu bir dönemdi ve 11 Haziranda Sendikalar Yasası'nda değişiklik yaparak işçilerin mücadeleyle elde ettiği kazanımları boğmaya çalışan bir yasa yürürlüğe giriyordu. Bunun üzerine DİSK'in çağrısıyla pek çok kentte işçiler şalterleri indirerek; işyerlerini, fabrikaları boşaltarak gün boyunca sokaklarda hükûmeti protesto ettiler. Direniş İstanbul'la sınırlı kalmadı. 100 binlerce işçi Ankara, İstanbul, İzmit başta olmak üzere tüm yurda yayılan bir direnişi örgütlediler. 15-16 Haziran bize işçi sınıfının kendi kolektif gücünü keşfederek tarih sahnesine bağımsız bir özne olarak çıktığında, kendinde sınıf olmaktan çıkıp kendisi için sınıf hâline dönüştüğünde siyasal dengeleri değiştirebilecek ve ülkenin kaderine müdahale edebilecek tarihsel bir güç olduğunu kanıtladı. Aynı zamanda emekçi sınıfların kurtuluşunu yalnızca ücretlerin yükseltilmesi ya da çalışma koşullarının iyileştirilmesi değil ama aynı zamanda üretimi ve yeniden üretimi sermayenin ihtiyaçlarına tabi kılan kapitalist toplumsal ilişkilerin aşılması anlamına geldiğini de gösterdi ve bu sermaye düzeninin, kapitalizmin neden işçi sınıfından bu denli korktuğunu da göstermektedir. İşte, bu nedenle AKP-MHP iktidarı sermaye düzeninin sürekliliğini sağlamak için baskı ve zor aygıtlarına daha fazla başvurmakta, işçileri zapturapt altına almaya çalışmaktadır. Türkiye Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu tarafından yayımlanan 2018-2026 arası Küresel Haklar Endeksi'nde işçiler açısından Türkiye dünyanın en kötü 10 ülkesi arasına girmektedir. Peki, neden bu, en alttadır? Bakın, size hemen sayısal birtakım veriler vereyim: 2024'te 1.897 işçi, 2025'te 2.105 işçi, 2026 yılının daha ilk dört ayında toplam 622 işçi iş cinayetinde hayatını kaybetti ve onların yakınları bugün Dilovası'nda, Gayrettepe'de adalet arayışlarına devam ediyor "Sesimizi duyun, başka canlar yanmasın." diyor. Bu manzara bize işçi cinayetlerinin ve işçi sınıfının bu hak gasplarının tesadüfi değil sistematik olduğunu gösteriyor. Maden işçilerinin karşısına patronların silahlı saldırıyla çıkabilmesi, grevlerin yasaklanabilmesi, toprağını, suyunu, ağacını savunan köylülerin kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya bırakılması, kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesinin hedef hâline getirilmesi, demokratik tüm taleplerin güvenlik sorunu etrafında ele alınması, aslında, bize net olarak, sistematik, yapısal bir şekilde nasıl antidemokratik uygulamalarla zapturapt altına alınmak istendiğini gösteriyor. Doruk Maden işçilerinin uzun süredir süren direnişi kazanımla sonuçlandı ama bu kazanım nasıl kazanım? Bakın, ilk defa, işçiler aylardır alamadıkları ücreti almak için günlerce direnmek zorunda kaldılar, karşılarındaki silahlı güçlere bile direnmek zorunda kaldılar patronların gasbettiği ücretlerini alabilmek için. Edirne'de Özşen Madencilik işçilerinin -aynı manzara- direnişi de 27'nci gününde yine kazanımla sonuçlandı ama bu kazanım geçmiş ücretlerini alabilmek, en basit haklarını alabilmek için işçilerin neyi göze almaları gerektiğini de gösterdi. Aynı zamanda, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının çağrısıyla öğretmenler haklarını istediklerinde karşılarında güvenlik güçlerini buldular, gözaltına alındılar. EĞİTİM SEN'liler darp edildi, yerlerde sürüklendi. Sendikal faaliyetler nedeniyle kamu emekçileri de aslında ağır baskılar altındalar; sürgün ve disiplin soruşturmaları, grev hakkının yasal olarak tanınmaması, toplu sözleşme mekanizmalarının etkisizliği nedeniyle ağır koşullarda onlar da direniyorlar hakları için. Peki, bütün bunlar olurken bu sömürü düzeni aslında bir bütün olarak hem ekonomik krizin ve ekolojik yıkımın, yoksulluk ile bakım krizinin, iş cinayetleri ile doğa talanının, güvencesiz çalışma ile demokratik hakların tasfiyesinin birbirinden bağımsız süreçler olmadığını da bize gösteriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜL SAKİ (Devamla) - Biz diyoruz ki bugün sınıf mücadelesi, ekoloji mücadelesi, kadın özgürlük mücadelesi ve demokrasi mücadelesi birbirinden ayrı düşünülemez; bunlar aynı sömürü ve tahakküm ilişkilerinin farklı alanlarda sürdürülmesidir. İşte, 15-16 Haziranın bize bıraktığı en büyük miras, parçalanmış gibi görünen bu mücadele alanlarının birleşik mücadelesiyle tarih sahnesine çıktığında aslında düzeni değiştirebileceklerini de göstermiştir. Öyleyse, biz diyoruz ki tüm bu farklı alanlardaki direnişlerin ortak, kolektif mücadelesi DEM PARTİ'nin de mücadelesidir ve bu işçi düşmanı düzeni değiştirinceye kadar da mücadele devam edecektir.

Teşekkürler. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)