| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 102 |
| Tarih: | 16.06.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Ekranları başında ve cezaevlerinde bizi izleyen yoldaşlarımızı saygıyla, sevgiyle selamlayarak başlamak istiyorum.
Plan ve Bütçe Komisyonunun üyesi olarak bugüne kadar vatandaş lehine bir şey çıkardığımıza ben daha şahit olmadım; hep vatandaş aleyhine, sermaye lehine yasalar çıkarılıyor bu bütçe görüşmelerinde ve Plan ve Bütçe Komisyonunda. Ne yapılıyor? Fabrikadaki işçiden, devlet kurumunda çalışan memurdan, asgari ücretliden daha parası cebine girmeden gelir vergisi kesilirken milyonlarca lira değerindeki ticari plakaların satışından doğan rant kazançlarını vergiden tamamen muaf tutalım anlayışıyla hareket ediyor bu iktidar.
4'üncü maddeye özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum; bu, ormanları ilgilendiren bir madde, dolayısıyla ormanların üzerinde durmak lazım. Türkiye'de orman bakımından orman fakiri bir ülke konumundayız artık ve önlem alınmazsa çölleşmeye giden bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. 4'üncü maddeye bakacak olursak ormanların feda edilmesi düzenlenmesi diyebiliriz aslında. Bu vesileyle Türkiye ormancılığının durumuna bakmak gerekiyor. Bu konuda bir resmî görüş var, bir de gayriresmî bir görüş var yani eğer Hükûmet açısından ya da ormancılık örgütü açısından bakarsanız, her şey iyi, her şey mükemmel, çok güzel, dünyaya da örnek oluyoruz, orman yangınlarıyla mücadelede örnek bir ülkeyiz, ağaçlandırmada yine örnek bir ülkeyiz, hatta dünyada 3'üncü veya 4'üncü olduğumuzu bile iddia edenler var. Hiçbir veriye dayanmadan bunu kolayca ifade ediyor iktidar ama gerçekler öyle değil, yıllardır bunu ifade ediyoruz ve bunu ifade ederken de resmî verileri yani Orman Genel Müdürlüğünün verilerini ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerini kullanıyoruz. Nedir bu veriler? Bu analizleri yaptığımız zaman diyoruz ki: Çizilen pembe tablo hiç de ortada yok ne yazık ki. Türkiye ormanları büyük bir tehlike altında, Türkiye gün geçtikçe ormansızlaşıyor. Resmî verilere göre 2020 yılında 748 bin hektar ormanımız ormancılık dışı amaçlara tahsis edilmiş durumda yani turizme, yani madenciliğe, yani enerjiye, yani havalimanına, üniversiteye, sağlık tesisine, saraya ve bir sürü alana terk edilmiş ve bunlar ormanları paramparça ettiği hâlde hâlen kâğıt üzerinde o alanlar orman olarak görünüyor aslında, işin vahim durumu da bu. Buraların tekrar orman olması, ormana dönüşme ihtimali de ortadan kalkmış durumda. Bunun dışında, ülke biyoçeşitliliğinde, ülkenin korunan alanlarında büyük zararlar oluşuyor; korunan alanlar korunan alan olmaktan çıkarılıyor, artık kullanılan alanlara dönüştürülüyor iktidar eliyle, korunmalarıyla ilgili birçok özelliği ortadan kaldırıyorsunuz. En tehlikelilerden biri de Türkiye'deki odun üretimi son yıllarda aşırı şekilde artırıldı, sadece 2017 ve 2021 yılları arasında yapılan endüstriyel odun üretiminin yaklaşık yüzde 79'lara kadar artırıldığını görüyoruz. Bu, sadece dört yılda yapılmış bir araştırma, bu da ormanların çok büyük bir yıkım altında olduğu anlamına geliyor yani eğer ormancılığa sağlıklı bir açıdan bakarsanız, eğer bilimsel bir açıdan bakarsanız ormanların son yıllarda büyük zararlar gördüğünü anlarsınız. Bu anlamda, Türkiye'de ciddi bir ormansızlaştırma ve orman bozulması olduğunu göreceksiniz.
Ormanların bozulması, alan olarak orman olsa bile içinde biyoçeşitliliğin azaltılması, azalması, içindeki tür çeşitlerinin azalması, orman örtüsünün azalması gibi birçok şeyi bilimsel araştırmalar kanıtlarıyla birlikte ortaya koymaktadır. Ülkeyi yönetenlerin de bu araştırmalardan bir şekilde ders alması gerektiğine inanıyoruz. Eğer ders alınırsa -iktidar tarafına söylüyorum tabii ki- iktidar yöneticilerinin de rahatı açar ve onlar da der ki: "Ülkede ciddi anlamda bir ormansızlaşma var. Ormanlarımız yok oluyor. Buna karşı ciddi bir tedbir almalıyız." Ama artık iktidar bunu yapmayacaktır. Neden mi? Çünkü mevcut iktidarın orman yönetim anlayışı şuna dayanıyor: Ormanlardan para kazanmak, ormanları kalkınmaya feda etme anlayışı hâkim. Yani ormanları uzun vadeli, sağlıklı bir şekilde yönetmek yerine ormanlardan kısa sürede para kazanmak, sermayeye belli transfer anlayışıyla bakmaktadır. Bunu yaptığı için de ormanları korumayacaktır, ormanları ranta kurban edilecektir, bunu yaparken de hem yasal hem de idari yönden birçok değişiklik yapacaktır. Bakın, sadece son yirmi yılda yaklaşık 40 kez 6831 sayılı Yasa'da değişiklik yapıldı, 40 kez değişiklik yapıldı ormanların katledilmesi noktasında.
Yine, ormansızlaşmanın vatandaşa maliyeti çok çok ağır olduğu kesin. Her taraf delik deşik olmuş durumda, ağaçlar kesiliyor ve şunu iddia ediyoruz: Biz de artık ormancılıkla ilgili kararların Orman Genel Müdürlüğünde alınmadığını ifade ediyoruz yani maden lobisi var, onlar tarafından alınıyor, lif levha lobisi var, yine biyokütle lobisi var, bir tarafta enerji lobisi var, kararı bunlar veriyor aslında ormanların katledilmesine, bakanlık veya Hükûmetle ilgili herhangi bir şey değil, sermayedar buna karar veriyor. Bakanlıkta istedikleri gibi, istedikleri kanun hakkında ve yönetmeliği değiştirebiliyorlar. Örnek verecek olursak bu yıl seller çok yaşandığı örneğin. Şehirlerin betonlaştırılmasıyla ilgilidir bu aslında ama şehirleri betonlaştırmak yerine yeşil alanları korusaydınız eğer, yeşil alanlar yapsaydınız eğer bu seller olmayacaktı. Derelerin üzerini kapatmasaydınız, dere yataklarına beton blokları almasaydınız, üstünü kapatmasaydınız bunlar yaşanmayacaktı; insanlar ölmeyecekti, insanlar! Ormanları koruyan ciddi bir politikaya ihtiyacımız var aslında ama iktidarın mevcut politikaları ormanları koruyan değil ormanları bir meta olarak gören ve ondaki bütün kaynakları bir sömürü alanı olarak gören bir yerden bakıyor. Bunu sermayeye açıyor, bundan para kazandığını, ülkeye gelir kazandırdığını söyleyen bir politika var, hâlbuki durum böyle değil. Bakanlık ve odalar tarafından hazırlanan 2020 Madencilik Raporu'na bakacak olursak bu madenlerden, kömür, mermer, taş ocağı, altın gibi devletin bunlardan aldığı katkı payı 3,2 yani 100 kilo altın çıkarırsa bir şirket -yerel yani millî veya ülke dışında olsun- size vereceği 3,2 kilogram altın. Yani devlet de bir şey kazanmıyor aslında, belki yerli ve yabancı sermayedarlar, şirketler çok şey kazanıyor ama devlete ve topluma kazandırdığı herhangi bir şey yok. Parasal olarak da bir gelir yok, kaldı ki ormanları parasal bir gelirle ölçemeyiz zaten. Ormanların işlevleri, ormanların fonksiyonları, ormanların bize sağladığı ekosistem hizmetleri çok çeşitli ve bizim hayata tutunmamız, hayatta var olmamız için ormanların sadece insanlar için değil bütün canlıların hayatta var olması ve varlığını sürdürmesi için değerli olduğunu göstermektedir. Ormanlara bu bakış açısıyla bakmamız gerekiyor.
Kamu idaresine hepiniz gitmişsinizdir, kamu kurumlarının dolaplarında "yangında ilk önce kurtarılacak" ibaresi diye bir dolap bulunuyor sürekli. İktidar da ülkenin orman haritasını önüne almış, yangında, ülkenin talanında, talanda ilk kullanılacak alanlar ormanlar olarak işaretlenmiş âdeta. Ormanlardan istediğiniz ne sayın iktidar yetkilileri?
Yine, bu teklifin 7'nci ve 8'inci maddeleri Basın İlan Kurumuna ilişkin düzenlemeler içermektedir. Anayasa Mahkemesinin bu kurumla ilgili verdiği kararları tabii ki açıklamayacağım, buna değinmeyeceğim çünkü muhtemelen siz de okumadınız, okusak bile Anayasa Mahkemesini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini reddeden bir anlayışa sahipsiniz, kendi Anayasa'nızı ihlal eden bir anlayışa sahipsiniz. Bakın, defalarca bu kürsüden ifade ettik, yüksek mahkeme kararları bağlayıcıdır; özellikle, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4 defa ihlal kararı verdi bu ülkede, dış ilişkiler anlamında bir ülkede yüz kızartıcı bir suç gibi, 2 defa Büyük Daireden, 2 defa da Genel Kuruldan karar çıkardı. Umurunuzda mı? Hâlen değil, hâlen bunu pazarlık konusu edebiliyorsunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamıyorsunuz. Bu ülke Anayasa'sının 2'nci maddesinde bir hukuk devleti olduğunu söylüyor, iddia ediyor, bu iddiayı ispatlamak size düşüyor ama iddiadan öte, siz bunu ispatlamamak için bu ülkenin bir hukuk devleti olmadığının altına -her şeyi yapıyorsunuz- imza atıyorsunuz, hukuk devletinin tartışılmasının önünde engel olacağınıza tam da Türkiye'nin bir hukuk devleti olmadığı tartışması yaratıyorsunuz. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi hukukuna bakılarak, güvenliğine bakılarak belli olur. Siz hukuki güvenliği ortadan kaldırdınız aslında, yirmi beş yıldır sizin yaptığınız, hukuki güvenliği ortadan kaldırmak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
KAMURAN TANHAN (Devamla) - Teşekkürler.
Dolayısıyla, az önce Saruhan Vekilimiz de ifade etti, yüzlerce kez Anayasa Mahkemesi kararlarını hiçe sayarak Plan ve Bütçe Komisyonuna getirdiğiniz torba yasalarla bunu âdeta baypas etmeye çalışıyorsunuz. İddia ediyoruz ve şunu ifade ediyoruz, şunu söylüyoruz: Türkiye dün bir hukuk devleti değildi, bugün de değil. Umuyor ve diliyoruz ki yarın bir hukuk devleti olur ve bu hukuk devleti rayına geçme de iktidar pratiğiyle ortaya çıkacaktır.
Tüm Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)