| Konu: | D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatına, Avrupa Parlamentosunun Türkiye Raporu’na, İstanbul Sanayi Odasının açıkladığı Türkiye'nin en büyük 500 sanayi şirketine, öğrenci affı meselesine ve vakıf üniversitelerine, asgari ücrete, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına ve hızlı trene, Ulaştırma Bakanına verdiği soru önergelerine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 104 |
| Tarih: | 18.06.2026 |
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; D8'le başlamak istiyorum. 54'üncü Hükûmet Başbakanımız Profesör Doktor Sayın Necmettin Erbakan'ın öncülüğünde hayata geçirilen ve aradan geçen yirmi dokuz yıla rağmen önemini her geçen gün artıran gelişen 8 ülke teşkilatını yani D8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatını gündeme getiriyorum. D8, adaleti, eşitliği ve iş birliğini esas alan bir medeniyet tasavvurunun uluslararası alandaki tezahürüdür; Profesör Doktor Necmettin Erbakan'ın ifadesiyle, sömürüye dayalı değil paylaşımı esas alan adil bir düzen arayışının somutlaşmış hâlidir. Bugün Türkiye, Azerbaycan, Bangladeş, Endonezya, İran, Malezya, Mısır, Nijerya ve Pakistan'dan oluşan yani nüfusları 50 milyonun üzerinde olan ve aynı zamanda, 1,3 milyarlık nüfusları ile 5,1 trilyon dolarlık ekonomik büyüklükleri ve küresel ticaretin yaklaşık yüzde 7'sini oluşturan ihracat hacimleriyle dünya ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Temel ilkeleri şuydu: Savaş değil barış, çatışma değil diyalog, çifte standart değil adalet, üstünlük değil eşitlik, sömürü değil adil düzen, baskı ve tahakküm değil insan hakları, hürriyet ve demokrasiydi. Bugün dünyanın dört bir yanında savaşların, işgallerin, ekonomik eşitsizliklerin ve insani krizlerin arttığı bir dönemde D8'in kuruluş felsefesi çok daha anlamlı hâle gelmiştir. Bu vesileyle, "D8" fikrini ortaya atan Sayın Necmettin Erbakan'a bir kez daha rahmet dileklerimizle teşekkür ediyoruz.
Ve bugün de İstanbul'da, bu anlaşmanın imzalandığı Çırağan Sarayı'nda yine, aynı şekilde bu ülkelerin büyükelçileri, aynı zamanda bu ülkelerin devlet başkanları ve çeşitli temsilcileri toplantıya katılacaklar. Arap Birliği eski Genel Sekreteri Amr Musa orada olacak, İran eski Dışişleri Bakanı Muttaki de orada olacak ve aynı zamanda Türkiye'den de 4 Genel Başkan katılacak; Profesör Doktor Sayın Ahmet Davutoğlu, Sayın Ali Babacan, Sayın Mahmut Arıkan ve Sayın Fatih Erbakan da buraya katılacaklar ve Türkiye'den de çok fazla siyasetçi buraya iştirak edecekler. Bu tür birlikteliklerin artmasını temenni ediyorum.
Şimdi, Avrupa Parlamentosunun Türkiye raporu açıklandı. Elbette ki ön yargılar var burada çünkü Avrupa, Türkiye'ye her zaman ön yargılarla bakar. Kendi içlerinde demokrattırlar Avrupalılar ama dışarıya doğru geldiği zaman sömürgeci bir zihniyetle bakmayı kendileri için bir maharet olarak kabul ederler.
Aynı zamanda da şöyle bir gerçeğimiz var değerli arkadaşlar: Şimdi, siz bir yandan bu Avrupa Parlamentosunun raporuna itiraz ediyorsunuz, bakıyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri itirazlar ediyorlar. Siz Londra tahkimine niye girdiniz? Niye İstanbul tahkimi yok da Türkiye'nin hukuk sistemi yerine Londra tahkimini anlaşmazlıklarda öne çıkartıyorsunuz? Siz Avrupa Birliğinin bugüne kadar size göndermiş olduğu fasılları niye açtınız, neden açtınız? Siz Avrupa'da, anlaşmalar yaptınız orada. Nedir? Adalet komisyonlarında üyesiniz. Bu Parlamentodan giden heyetler var oraya, oralarda bulunan kişiler var. Siz aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine niye üyesiniz?
Bakın, değerli arkadaşlar, raporda yer alan hususların tamamına katılmak elbette mümkün değil ancak yakın tarihimizde yaşanan bazı kırılmaların ardından otoriterleşme eğilimlerinin güçlenmesi, korku ikliminin yaygınlaşması ve demokratik standartlarda yaşanan gerilemeye ilişkin tespitlerin dikkate alınması gerekir. Bu eleştirileri kategorik biçimde reddetmek yerine eksikliklerimizden ders çıkararak gerekli düzeltmeleri yapmak ve kapsamlı reformlara yönelmek zorundayız. Hatta öyle bir demokratikleşme, hukuk ve özgürlük hamlesi, reformu gerçekleştirmeliyiz ki Avrupa'nın koyduğu standartları dahi aşabilelim biz. Meseleyi kişiselleştirmenin, her eleştiriyi bir egemenlik tartışmasına dönüştürmenin veya hamasi söylemlerle geçiştirmenin kimseye faydası yoktur. Aklın yolu birdir, güçlü devlet eleştiriden korkan değil eksikleri görebilen, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve demokratik değerleri evrensel ölçülerde tahkim edebilen devlettir.
Şimdi, onların söylemiş olduğu Anayasa Mahkemesi üyeleri konusu; 2010 yılında bir referandum yaptınız, oradakilerle 2017'deki referandumdaki sayılar aynı mı? Tamamını Adalet ve Kalkınma Partili üyeler ile Sayın Cumhurbaşkanı atıyor. Böyle bir Anayasa Mahkemesi üyelerinin oluştuğu bir yer adil kararlar verebilir mi? Aynı zamanda, Hakimler ve Savcılar Kurulu -biraz önce bir milletvekili buraya atıfta bulundu- Adalet Bakanı burada sadece disiplin işlerine karışıyormuş. Onu benim külahıma anlatın siz! Adalet Bakanı her şeye karışıyor burada. Ve Bakan Yardımcısı burada üye. Bütün üyeler sizin buradaki çoğunluğunuz nedeniyle sizler tarafından atanan... Adalet Bakanının Başkan olduğu ve Adalet Bakan Yardımcısının da Başkan Yardımcısı olduğu bir Komisyon var orada ve siz buradan Avrupa'ya ders vermeye kalkıyorsunuz. Siz Avrupa'ya ders vermek istiyorsanız onlardan daha demokrat olacaksınız, daha şeffaf olacaksınız ve hesap vereceksiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Siz Sayıştay raporlarını uyguluyor musunuz? Bugün Sayıştay Başkanlığı ne yapıyor biliyorsunuz değil mi arkadaşlar? Sayıştay raporlarını düzenleyenlerle ilgili yukarıda "kışkırtma" diye komisyonlar kurmuşsunuz, o insanlar, oradaki denetmenler, Sayıştay denetçileri -onlar eskiden bilgisayarlarla yazıyorlardı, şimdi elleriyle yazıyorlar- oraya veriyorlar, onlar oradan "Şunu çıkarın, bunları ekleyin." diyorlar. Tekrar aşağıya indiriyorlar, oradaki denetçiler buna uyacaklar, uyuyorlar ve ardından da bilgisayarla gönderiyorlar. Niye? Neden? Çünkü defterlere yazdıkları yarın suya batabilir, yanabilir, kaybolabilir, devlet arşivlerinden çıkabilir ama bir gün bunlar da, bu işler de bitecek; kim nerede yolsuzluk yaptıysa, hırsızlık yaptıysa, hukuksuz ve keyfîlik yaptıysa bunlar da ortaya çıkacaktır.
Değerli milletvekilleri, İSO (İstanbul Sanayi Odası) Türkiye'nin en büyük 500 sanayi kuruluşunu açıkladı. Bu Türkiye'nin bir fotoğrafıdır ve büyüme yani bu şirketlerin büyümeleri enflasyonun altındadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bir kaç hafta önce soruşturma başlattığınız beyaz et şirketleri var, bu şirketler de bunların içerisinde. Şimdi mahkemeler bunları iptal etti. Bakın, görüyor musunuz, yanlış hesap Bağdat'tan dönüyor değil mi? Ama Bağdat'tan dönerken de Türkiye çok ciddi şekilde zararlar görüyor. Yatırımcılar gelmeyecek, olan yatırımlar gidecek ve bu beyaz et şirketleri de bunun içerisinde. Yani Türkiye'nin büyümesine ve istihdamına katma değer sağlamışlar, aynı zamanda cari açığını azaltmak için katma değer sağlamışlar. Acaba bunu yapanların yüzleri kızarır mı diyorum.
Değerli arkadaşlar, bir öğrenci affı meselesi var. O kadar çok öğrenci affı çıkarılmış ki en son çıkarılan öğrenci affı 2022'de. Ve ondan önceki çıkarılan öğrenci aflarının tarihlerini söylüyorum: 1992, 1996, 2000, 2010, 2014, 2022, şimdi de 2026 yılı. Elbette ki bir öğrenci affı çıkarılmalıdır ama bu öğrenci affı bir yandan yüksek lisans ve doktora yapanlar için çıkarılmalıdır; geniş bir şekilde, herkese şamil bir şekilde çıkarılmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çünkü Türkiye'de geçen sene 240 bin kişi üniversiteyi kazanmasına rağmen üniversitelere kayıt olamamış. Aynı zamanda yurtlarda yer bulamamışlar, şehirlerine gidememişler, enflasyon onları da vurmuş. Bu insanların da bunlardan istifade etmesi lazım. Ama bir diğer hususu söyleyeyim bu vakıf üniversiteleriyle ilgili: Siz eksi puan alanları da yerleştiriyorsunuz; merdiven altı üniversitelere öğrenci bulabilmek için artık yarışmayı, liyakati, kaliteyi, zekâyı, yeteneği ortadan kaldırdınız. Onlar da geliyorlar buralara, herkes gidebiliyor üniversiteye, "Aa, Türkiye üniversiteli olmuş." diyoruz, sonra da daha büyük sıkıntılar başlıyor bizde, bu mülakat sistemi üzerinden -buralardan mezun olan bazıları için söylüyorum, herkes için söylemiyorum- bunlar çok rahat bir şekilde devlet dairelerine istisnai kadrolardan veya mülakatlar üzerinden girebiliyorlar.
Değerli milletvekilleri, şimdi, asgari ücreti arkadaşlarımız gündeme getirdiler; çok fazla gündeme getiriyoruz, getirmek de mecburiyetindeyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim Başkanım.
Asgari ücret ocak ayında 28.075 lira olarak açıklandı ve bu ayıplı bir rakamdı. 28.075 lirayla kim geçinebilir Allah aşkına ya! Kim kirasını ödeyebilir, kim burada evinin mutfak masraflarını karşılayabilir; çocuklarının doğumunu yapabilir, çocuklarını okutabilir, büyütebilir? Şimdi bir ara zamma ihtiyaç var. Emeklilere ve memurlara ocak ayında ve temmuz ayında zam yapıyorsunuz. Onlarla ilgili de konuşmalarımız olacak, oluyor zaten, devam ediyoruz. Şimdi, gelin, bu ara zam meselesini asgari ücretliler için de gündeme getirmek mecburiyetindeyiz çünkü açlık sınırı 35 bin lira olmuş, asgari ücret 7 bin lira kadar aşağı çekilmiş vaziyette. Tekrar bunu güncellemek Hükûmetin görevidir diyorum. Hükûmetin bu işte de mahir olması gerekmektedir,
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları var. Bu demir yollarına siz "hızlı tren" diyorsunuz. Ne kadar hızlı tren olduğunu görüyoruz, bindiğimiz zaman görüyoruz biz bunları. Bu hızlı trenler dolu. Türkiye'deki Devlet Demiryollarında yer bulamıyorsunuz ama Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları zarar ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Toparlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bakın, 2018 yılında zararı 2 milyar 557 milyon TL. Peki, 2025 yılında ne kadar arkadaşlar? 35 milyar 530 milyon TL'ye yükselmiş. Özellikle son dört yılda zarar rakamlarının katlanarak artması kurumun mali sürdürülebilirliği, kaynak kullanım etkinliği ve yönetim anlayışı bakımından ciddi soru işaretlerini doğurmaktadır. Kurumun ticari borçları da 24 milyar lira. Ayrıca İstanbul'dan kalkan ilk seferlerin 07.20 civarından 08.00 sularına çekilmesi Ankara'da işi olanlar için ayrı bir mağduriyet oluşturmaktadır. Ulaştırma Bakanı acaba sözümüzü duyar mı? Kendisine çok fazla soru önergeleri veriyorum ama hiçbirine de cevap vermiyor. Vermesinler bakalım. Anayasa'dan bahsediyorsunuz, "Aa, Avrupa Parlamentosu bizi çok kınamış; bizim iç işlerimize karışmış, egemenliğimize karışmış!" diyorsunuz ama öbür taraftan da Anayasa'yı çiğniyorsunuz, milletvekillerinin denetim haklarını ellerinden alıyorsunuz, sorularımıza cevap bile vermiyorsunuz, lütfetmiyorsunuz, sonra da "demokratiktik Türkiye" diyorsunuz, "Aa, insan haklarının olduğu bir Türkiye!" diyorsunuz.
Teşekkür ederim efendim, sağ olun.