| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 104 |
| Tarih: | 18.06.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, evet, bir ekonomik program yürüyor ve yürüyen bu ekonomik programın bütün maliyeti emekçilere, kadınlara, çiftçilere, esnafa yüklenmiş durumda. Her geçen gün yoksulluk yaygınlaşıyor, yoksulluk derinleşiyor. Uzunca süredir bu programda ısrar etmenin sonuçlarına bütün toplum katlanıyor.
Tabii, şimdi, bugün de çiftçilere değinmek istiyorum. Biliyorsunuz, temmuz ayı geliyor, zamlardan, ek zamlardan bahsettik dün ama çiftçilerin sorunları da en az emekçiler kadar söz konusu.
Bakın, Muş'tan bahsedeceğim. Biliyorsunuz, Muş Ovası 165 bin hektarlık bir ova, Türkiye'nin 3'üncü büyük ovası ve çok verimli bir ova, gerçekten çok verimli bir ova. Bu verimli ova maalesef yoksulluk üretiyor, bu verimli ovadan bir türlü yararlanamıyoruz. Neden yararlanılmıyor? Çünkü bu tarım politikasıyla bu ovalardan yararlanmak mümkün değil, bu anlayışla bu ovalara ulaşmak mümkün değil. Muş Ovası'ndan iki su birden geçiyor -Karasu ile Murat Nehri- buna rağmen ovada su sorunu yaşanıyor. Ya, şimdi biri baksa der ki: "Su akar, bunlar bakar." manzara böyle. Hâlbuki o sudan bir verimli tarıma, sulu tarıma, sağlıklı bir tarıma geçmek mümkün. Bunu yapmak yerine âdeta Muş ve bölgedeki bütün tarım arazileri ve tarım kaderine terk edilmiş, tarım arazileri madencilere peşkeş çekilmeye devam ediyor, halk da işsiz ve yoksul. Buradan çıkmak mümkün, sağlıklı bir tarım politikasını hayata geçirmek mümkün; bunu yapabiliriz. Bunun yolu topraksız ve yoksul çiftçileri önceleyerek politikalar üretmekten geçer, bunun yolu kooperatiflerden geçer, bunun yolu yerel yönetimler ve kooperatiflerle beraber siyaset üretmekten geçer. Yapamıyor musunuz? O zaman bırakın biz yapalım. Bakın, yerellerde iktidarız; iktidarlarımıza tahammül etmek yerine kayyum atıyorsunuz. Oysa bizim yerel yönetim anlayışımız toplumcu bir belediyecilik anlayışına dayanır, bir taraftan da üretimi toplumsallaştırır ve bu üretim zincirine herkesin katılması için bir kooperatifleşmenin önünü açar. Bunu yapmadığınız gibi bunu yapanlara da engel oluyorsunuz. Artık bu kayyum anlayışına ve çiftçiyi, emekçiyi yok sayan anlayışa son verme zamanı gelmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, Muş Ovası'na bu zalimce yaklaşım var da başka yerlere yok mu? Var, Türkiye'nin her yerine aslında bakıyoruz. Yani bir tarım politikasının yoksunluğunun altında yatan en temel nedenlerinden biri sanayileşme anlayışındaki çarpıklıktır. Bir kere artık hâlâ geçmişin sanayi anlayışıyla topluma, doğaya yaklaşılamaz. Böyle yaklaşıldığı için Ağrı bugün yoksul, Muş bugün yoksul; buralarda sağlıklı bir tarım yapılamıyor, halk göç etmek zorunda kalıyor, işsizlik yaygın. İşte, Iğdır Ovası, inanılmaz bir kirlilik nedeniyle aslında giderek hızla yoksullaştı, fakirleşti. Gelelim Muğla'ya; Türkiye'nin en çok orman arazisine sahip olan kentimiz. Turizm bir taraftan ağaçları katletti, defalarca dile getirdik; öbür taraftan maden şirketleri, şimdi de çimento fabrikası meselesi var. Biliyorsunuz, Deştin'de böyle bir mücadele yürüyor, tam yirmi yıldır yürüyor, yirmi yıldır orada halk direniyor "Buraya çimento fabrikası yapmayın, burası orman arazisidir, burası zeytinliktir, burası Türkiye'nin bir doğa cennetidir, burayı katletmeyin." diye. Bakanlık ısrarla, ısrarla, ÇED raporları eliyle buraya çimento fabrikası yapma peşinde. Şimdi, yine, o kazanılmış mahkeme kararlarına rağmen yeni bir ÇED raporu uydurarak bir bilirkişi kumpasıyla âdeta oraya çimento fabrikasının yapılmasının yolu açılıyor. Biliyorsunuz, dün de bahsettik Akbelen'de Danıştay kararına rağmen zeytin ağaçlarını kesen firmadan, şimdi de çimento firmasının eliyle yine Muğla'ya yönelik böyle bir saldırı gerçekleşiyor. Aslında bu doğaya saldırı bütün ülkeye yayılmış durumda, bunun bütün bedeline de aslında sadece biz katlanmıyoruz, bizden sonraki kuşakların hakkını gasbettiğimiz için ülkenin geleceği de şimdiden bu riskle karşı karşıya. Ne su meselesinde bunun farkındayız ne gıda meselesinde ne tarım meselesinde, varsa yoksa günü kurtarmak, varsa yoksa sermayenin kâr hesabına göre hareket etmek; artık buna son verme zamanı geldi geçiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş geçici bir anlaşmayla son bulmuş gözüküyor fakat bu anlaşmanın kalıcı olma ihtimali çok zayıf, bunu biliyoruz. Çünkü neden? Ne sömürücü sömürücülüğünden ne sömürgeci sömürgeciliğinden vazgeçiyor. Orta Doğu halkları üzerinde oyunlar, planlar devam ediyor. Bazen işte IMEC projesi diyorlar, bazen petrolle ilgili yatırımları gündeme getiriyorlar, bazen ticaret yolu, bazen enerji yolu; bir sürü projeyle emperyalist güçler bölgeyi pay etmeye, paylaşmaya devam ederken otoriter rejimler de aslında halkın üzerindeki o zalimliğini artırarak bu kayıkçı kavgasının içinden, bu savaş senaryoları içinden
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - bu düzeni devam ettiriyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bugün İran rejimi, bütün bu olumsuzluğun üzerini bu savaşla örtmeye çalıştı, Kürtleri idam etmeye, kendi halkına bu zalimliği dayatmaya devam ediyor. Aynı şeyi Orta Doğu'nun her yerinde görüyoruz. O yüzden diyoruz ki hem emperyalist saldırılara, İsrail'in bu planlarına karşı hem de bölgedeki bütün otoriter rejimlere karşı tek çıkış formülü topyekûn demokratikleşmedir. Türkiye açısından da bölge açısından da Türkiye bunu savunabilmelidir. Türkiye bölgedeki savaş senaryolarının içinde kendini kaybetmek yerine, Türkiye bugün yaşadığı barış sürecinin de rüzgârıyla, etkisiyle bu yasaları hayata geçirerek ama bununla da sınırlı kalmayarak tüm bölgeye demokrasi ihraç edebilmelidir, insan hakları ihraç edebilmelidir, Türkiye bunu başarabilir ama Türkiye kendi içinde siyasi hesaplara gömülürse...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - ...bu barış süreci dediğimiz meselenin, bu demokratik gelişmelerin önünü bizzat kendisi tıkarsa değil bölgeye hayrının dokunması kendine de hayrı dokunmaz. Neden mi biliyoruz, nasıl mı biliyoruz hayrının dokunmayacağını? Bakın, Avrupa Parlamentosu bir rapor yayımladı. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu rapor geçmiş yıllarda ilerleme raporu olarak yayınlanırdı, 2016'ya kadar. Sonra baktılar bir ilerleme yok, raporun adını değiştirdiler. Yani o kadar kararlıyız ki biz insan hakları, demokrasi konusunda ilerlememeye hatta geri gitmeye; adamlar raporun adını değiştirdiler. Evet, ülke raporu yayınlandı. Şimdi, bu ülke raporunun üzerine konuşuyoruz, Avrupalılar neden böyle demiş de nasıl bu rapor böyle yazılırmış da? Ya, biz kendi hâlimizi bilmiyor muyuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bizim yaptığımız hak ihlallerinden, bizim yaptığımız hukuk dışılıklardan, bizim antidemokratik uygulamalarımızdan kendimizin haberi yok mu? Başkaları söyleyince mi ağırımıza gidiyor? Siyasete müdahaleyi, siyasetçilere müdahaleyi bilmiyor muyuz? Evet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Selahattin Demirtaş hakkında 3 kere karar vermesine rağmen biz Selahattin Demirtaş'ı cezaevinde tutmaya devam ediyor muyuz, etmiyor muyuz? Ediyoruz. Can Atalay hâlâ cezaevinde mi? Evet. Ekrem İmamoğlu cezaevinde mi? Evet. Bu ülkede siyasetçiler cezaevinde mi? Evet. Rapora yazılınca mı ağırımıza gidiyor? Adalet Bakanının adı geçiyor ya raporda, durum bu kadar vahim bir hâle gelmiş, ilerleme adına bir şey olmadığı gibi sürekli olarak geriliyoruz ve diyoruz ki: Avrupa Birliği bizi böyle kabul etsin ama biz yatırımlara devam edelim, ticaret yolları açmaya devam edelim, stratejik ortaklıklar kuralım, NATO gelsin, ağırlayalım; Avrupa gelsin, ağırlayalım; silah üretmeye devam edelim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Ama söz konusu insan haklarıysa biz yokuz, demokrasiyse biz yokuz. Siyasete yargı eliyle müdahale edeceğiz, siyasetçileri cezaevine atacağız dolayısıyla biz bildiğimizi okuyacağız. Hayır, öyle değil, dünya öyle değil. Evet, Türkiye'ye otoriter rejimler rolü biçilebilir, Türkiye'ye çeşitli roller biçilebilir ama biz bunu kabul etmiyoruz. Bu ülke demokrasiyi de insan haklarını da hak ediyor. Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde, Dış Politika Uyumu Endeksi'nde sürekli geriye düşmemizin yegâne nedeni aslında bizim siyasete bu çarpık bakışımızla alakalıdır. Bunun da adresi -hiç kimse başka yere kafasını çevirip bakmasın- Meclistir. Meclis hâlâ sorumluluk almaktan kaçmaktadır. Meclis hâlâ oyalanmaktadır. Bir an önce demokrasinin de barışın da önünü açacak adımları atmanın zamanı gelmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu raporları boşa düşürmenin yegâne yolu -eğer böyle bir meselemiz varsa- burada alacağımız inisiyatifler, alacağımız sorumluluklarla alakalıdır. O yüzden diyoruz ki: Artık burada geçmişin kısır tartışmaları içinde siyaseti boğmak yerine hep birlikte gerçekten buradan çıkmanın yolunu birlikte üretelim.
Teşekkür ederim.