| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 110 |
| Tarih: | 14.07.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, konuşmama başlamadan önce 2 anma yaparak başlamak istiyorum. 11 Temmuz 1995'te Srebrenitsa'da yaşanan katliama herkesin dikkatlerini çekmek istiyorum. Evet, binlerce Boşnak sivilin dünyanın gözü önünde, Avrupa'nın göbeğinde nasıl katledildiğine hepimiz tanıklık ettik ve bu suça sessiz kalmanın, Avrupa'nın göbeğinde aslında insanlık suçlarına sessiz kalmanın nasıl bir soykırıma dönüştüğüne de yine hep beraber izlemiş olduk. O anlamıyla Srebrenitsa halkına yönelik aslında yapılan bu katliamı kınadığımızı ve orada yaşamını yitiren her bir canı saygıyla andığımızı da DEM PARTİ olarak buradan ifade etmek istiyorum.
Yine 13 Temmuz 1930'da Zilan'da yaşanan katliamın da yıl dönümüydü. Evet, Zilan katliamı üzerine çok söz söylendi, çok konuşuldu ama hâlihazırda hakikat açığa çıkmadı, Zilan katliamıyla yüzleşilmedi bu ülkede yaşanan diğer katliamlarla yüzleşilmediği gibi. Oysaki bugün yaralarımızı sarmak, bugün ortak geleceğe güvenle bakmanın yolu geçmişin karanlık sayfalarına gerçekçi bir yüzleşme, hakikatin açığa çıkarılması ve adaletin tecelli etmesiyle olabilir. O anlamıyla Zilan katliamının bütün yönleriyle araştırılması bu ülkenin ortak geleceğine ışık tutacaktır ve bunun kesinlikle ihmal edilmemesi gerekiyor. Bu vesileyle, ben bir kez daha Genel Kurulda da Zilan katliamında yaşamını yitiren bütün yurttaşlarımızı, bütün insanlarımızı saygıyla, minnetle, özlemle anmak istiyorum. Onların izinde olduğumuzu, onların mücadelesinin yanında olduğumuzu da bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum ve bu ülkede bu tarz katliamların son bulması çağrısını da yinelemek istiyorum. Evet, farklılıkları zenginlik olarak gören, bu ülkenin bütün coğrafyalarını ve bütün insanlarını eşit yurttaş olarak gören bir anlayışı inşa etmenin de artık olması gerekiyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir anma daha yapmak istiyorum. Bugün 14 temmuz ve Diyarbakır cezaevindeki büyük ölüm orucu direnişinin de yıl dönümü. 12 Eylül karanlığını çok dinledik, 12 Eylül karanlığını çok konuştuk, askerî cezaevlerini, askerî mahkemeleri, o zamanki askerî yargılamaları çok konuştuk ama en çok konuşulması gereken şeylerden biri olan Diyarbakır 5 no.lu Cezaevini aslında yeterli şekilde konuşmadığımızı düşünüyoruz. Evet, 12 Eylül karanlığı ve inkâr edilen, reddedilen Kürt halkı ve Kürt kimliğinin aslında simge yerlerinden, simge direnişlerinden biridir. 12 Eylülde Diyarbakır 5 no.lu Cezaevinde en ağır işkenceler yapıldı. Esat Oktay Yıldıran o cezaevini bir eza evine, işkencehaneye çevirdi ve oradaki Kürt halkının dili, kimliği inkâr edilerek yeni bir sistem kurulmaya çalıştı. İşte, o büyük işkencehanede tarihe ışık tutan, insanlık onurunu ayakta tutan, barış için, özgürlük için, eşitlik için, kimliği için, dili için direnen devrimciler, bugün hâlâ mücadelemizi aydınlatıyorlar. Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek'i saygıyla, minnetle, özlemle, rahmetle andığımızı buradan bir kez daha ifade etmek istiyoruz.
Evet, Kemal Pir şunu söylemişti: "Bizler yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz." ve yine "Mezar taşıma 'Halkına borçlu gitti.' diye yazın." diyen büyük devrimci önderler bugün hâlâ bizim mücadelemizi aydınlatıyorlar. Bizim de onlara bir borcumuz var. Bu ülkeyi özledikleri, direndikleri, inşa etmek istedikleri bir ülkeye çevirme sözünü hepimiz veriyoruz. Sadece Kürt halkı açısından değil Türkiye devrimci tarihî açısından da, Türkiye demokrasi tarihî açısından da, insanlık onuru açısından da 14 Temmuz büyük ölüm orucu direnişi bize yol gösteriyor. Evet, insanlık onurunun işkenceyle aslında teslim alınamayacağını, özgürlüğü tutsak edilemeyeceğini ve ne olursa olsun bir halkın dilini, kimliğini yok saymaya karşı halkın onurunun ayakta olduğunu ve ne olursa olsun o onurun korunacağını bize gösteren büyük bir ahlaki direnişin, büyük bir mücadelenin günüdür 14 Temmuz. Bir kez daha 14 Temmuz direnişini ve 14 Temmuz direnişçilerini saygıyla andığımı ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünlerde çokça sosyal medyaya da yansıyan, kamuoyuna yansıyan Pir Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam fotoğraflarını sanırım her biriniz görmüşsünüzdür.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Evet, 1937-1938 Dersim katliamı, burada yine hakkıyla konuşmadığımız, yüzleşemediğimiz hakikatlerden, karanlık sayfalardan birisidir. Büyük bir katliamdır, büyük bir aslında bir yok etme girişimidir. Bir coğrafyanın, bir inancın nasıl devlet tarafından yok edildiğinin en görünen, en bilinen tarihlerinden, cisimleşmiş isimlerinden birisidir. Bakın, üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen hem Seyit Rıza'nın hem de onun yol arkadaşlarının hâlihazırda mezar yerleri açıklanmış değil, ailelerine teslim edilmiş değil, ailelerin gidip üzerinde dua edebilecekleri, bir mum yakacakları hâlihazırda mezarları yok. Bu vesileyle, bu fotoğraflar kamuoyuna yansımışken ve bunların kamuoyunda yarattığı büyük acıyı da gören bir yerden Meclisten bir kez daha çağrı yapmak istiyoruz: Dersim katliamıyla yüzleşmesi gerekiyor. Dersim katliam arşivlerinin açılması gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin gösterilmesi, ailelerine teslim edilmesi gerekiyor. Bugün yeni bir başlangıç yapacaksak buna buradan başlamamız gerektiğini düşünüyoruz. 2011 yılında dönemin Başbakanı Sayın Tayyip Erdoğan'ın, evet, devlet adına dile getirdiği bir özür vardı. Bugün o özrün pratikleşmesini beklediğimizi ifade etmek istiyorum. Bir Dersim evladı olarak, o coğrafyanın bir insanı olarak; kefensiz yüzlerce, binlerce insanını her bir dağın, taşın altında toprağa vermiş bir coğrafyanın çocuğu olarak bir kez daha buradan çağrı yapmak istiyorum: Dersim adalet bekliyor, Dersim halkı adalet bekliyor; Dersim katliamı da bizim onunla yüzleşmemizi, devletin bu katliamla yüzleşmesini ve hakikatin açığa çıkarılmasını bekliyor. Bu konuda atılacak her bir adımın toplumsal barışımıza katkı sunacağının, ortak geleceğimizi büyüteceğinin ve halkların bir arada, inançların bir arada yaşama iradesini güçlendireceğinin de altını çizmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, son olarak 11 Temmuz 2025'in yıl dönümünü yani bir yıl önceki silah yakma törenini geride bıraktık. Bu konuda da bir iki şey söylemek isterim izin verirseniz.
Türkiye'nin yakın dönemindeki en önemli tarihsel eşiklerden biriydi, bir dönüm noktasına bir yıl önce tanıklık ettik. Sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubatta yaptığı çağrının pratikleşmiş önemli bir anıydı ve bu anlamıyla aslında silah bırakma kararı açısından da stratejik önemdeydi. Aradan bir yıl geçti ama ne yazık ki ne Meclisimiz ne de siyaset kurumu 11 Temmuz 2025'teki PKK'nin silahlarını yakmasına yeterli karşılığı veremedi, gerekli adımları atamadı. Bir Komisyon topladık, bir rapor yazıldı ama hâlihazırda raporun gerekleri yerine getirilebilmiş değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bitireceğim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Oysa yapılması gereken şey çok açık: Süreci hukuki güvenceye kavuşturacak, toplumsal barışı güçlendirecek adımların bir an önce atılması gerekiyor. Bu konuda da Meclisin kendi raporuna, kendi Komisyon raporuna sahip çıkması, bütün siyasi partilerin de bu konuda sorumluluk alması gerekir. Buradan, Meclisten bir kez daha çağrı yapıyoruz: Barış sadece silahların susması değildir, hukukun güçlenmesidir, demokrasinin derinleşmesidir, ortak geleceğin inşasıdır ve bu konuda atılacak adımlara, yasal adımlara ihtiyaç vardır. Bunları gecikmeden hep beraber atalım. Meclis kapanmadan kök yasayı, çerçeve yasayı çıkaralım çağrısını bir kez daha yapmak istiyorum.
Teşekkür ediyorum.