| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 110 |
| Tarih: | 14.07.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; on ikinci yargı paketi olarak bilinen düzenlemeye dair İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İYİ Parti olarak bu kanun teklifinin barındırdığı bazı olumlu düzenlemelere karşın yetersiz buluyor ve onaylamadığımızı konuşmamın başında ifade etmiş olayım.
Öyle disiplinler vardır ki toplumun her kesimine eşit ulaşma ve uygulanma zorunluluğu vardır. Ekonomi, zenginlik, refah, bunlar eşit ulaşmalıdır ama şaşabilir, her kesime eşit ulaşmayabilir, bir şekilde hayat devam eder. Eğitim, kimisine kaliteli ulaşır, kimisine çok kaliteli ulaşmaz ama yine hayat bir şekilde devam eder. Sağlıkta iyi hizmet aldığımız kurumlar olur, bazen yetersiz kalınır ama hayatın olağan akışına bir etkisi olmaz. Ancak adaletin böyle bir lüksü yoktur, herkese eşit şekilde ulaşmak, eşit ve tarafsız olmak durumundadır. Aksi takdirde toplumsal yaşam kesintiye uğrar, toplumun huzuru bozulur ve düzeltilmezse toplumu bir arada yaşama azmini de yok eder, toplum yok olur.
Ülkemizde 2019'dan beri Meclise getirilen yargı paketlerine baktığınızda -ki bugün on ikincisini konuşuyoruz- sanırsınız ki iktidar adaletin öneminin farkında ve çok önemsiyor. Tabii, burada ters giden bir şey var. Paket çıktıkça adalete olan güven kayboluyor, adalet mekanizması daha da çok sakatlanıyor. Mesela, biz bugün on ikinci yargı paketini değil de biz bugün on ikinci ekonomi paketini konuşuyor olsaydık ya da on ikinci eğitim paketini konuşuyor olsaydık herhâlde bir nebze bunlara olan, ekonomiye olan, eğitime olan güven artardı ama maalesef adalette bu olmuyor çünkü bu gelen paketlerde adaletin yapısal hiçbir problemini konuşmuyoruz. Bakın, önce 2019 İlk Yargı Reformu, sonra 2015 İkinci Yargı Reformu ve Strateji Belgesi ve nihayetinde 2019 Üçüncü Yargı Reformu ve Strateji Belgesi çıktı ve akabinde de birinci yargı paketinin biz 17 Ekim 2019'da ifade özgürlüğü üzerine Meclise geldiğini gördük. İkinci, üçüncü yargı paketi 2020'de, Covid için dört ila sekizinci yargı paketleri, 2021 ve 2024'te icra iflas üzerine, daha sonra dokuzuncu yargı paketi 2024, onuncu paket 2025, on birinci paket 2025, gene Covid'le alakalı ve nihayetinde de bugün on ikinci yargı paketi karşımızda. Tüm bu paketlere rağmen hangi ülkede konuşuyoruz bu yargı paketini? Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının tanınmadığı bir ülkede konuşuyoruz. En başta Anayasa Mahkemesinin kaldırılmak istendiği bir ülkede konuşuyoruz. Tutukluluk sürelerinin âdeta bir cezaya döndüğü, 300 bin kapasiteli cezaevlerinde 430 bin kişinin bulunduğu bir ülkede konuşuluyor. On ikinci pakete baktığımızda, elbette ki ihtiyaç duyulan birçok konuya el atılmış ancak hiçbirisi -az önce de ifade ettim- yapısal problemleri çözmüyor, günü kurtaran teknik meseleler olarak karşımıza gelmiş. Hazırlanan kanun teklifi hani çok sık tekrar ediyoruz ya "Milleti yaşat ki devlet yaşasın." anlayışımız var ama bu anlayış bir tarafa bırakılmış, âdeta bu kanun teklifine baktığımızda "Milleti ez ki devlet yaşasın." anlayışıyla hazırlanmış. Mesela 1'inci madde devlet vatandaştan alacağını e-haciz ve blokeyle anında tahsil ederken vatandaşın devletten alacağını tahsil edebilmesi için bürokratik süreç ve bekleme sürecine tabi tutulması arkadaşlar, milleti ezmektedir. Noterlerin karşılıksız olarak emeklilerini devlet kurumlarına sunmaya zorlanması, milleti ezmektir. İBAN mağdurlarıyla ilgili toplumsal baskıyı yönetmek amacı taşınmış, taksitlendirme muğlak bırakılmış, "Birden fazla dosyası olanlara ne olacak?" sorusu da es geçilmiş. Anlamadığım bir şey var. Mevcut inkılap kanunlarına ilişkin suçlar da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanamayacağına dair bir hüküm var. Yani bunun amacı nedir? Buradaki maksat nedir? Cumhuriyeti mi hırpalamak istiyorsunuz? Bu cumhuriyeti inkılaplarıyla ne probleminiz var? Neden böyle bir maddeye ihtiyaç duyuldu? Bunu anlayan varsa beri gelsin.
Sanık aleyhine -19'uncu madde- itiraz bir aydan üç aya çıkmaktadır. Kurumsal kapasite sorununu siz vatandaşı ezmeye, ezerek çözmeye kalkamazsınız; bu doğru değildir. Hiçbir yapısal problemi çözmek yönünde tek bir madde bu kanun teklifinde yok. Tutuksuz yargılama esas diyoruz, tutukluluk istisnadır diyoruz ama insanlar, 59 kişi on altı aydır, beş yüz gündür Silivri'de tutuklu. Yargı bağımsızlığının teminatı olacak HSK'nin kendinin tarafsız olmayan yapısına ne demeli? Yargının tarafsız ve bağımsızlığı yönünde bir madde gördük mü? O da yok arkadaşlar. Sizin hukuk anlayışınızın özeti bu kadar.
Millî görüşün ana düsturu vardı, belediyelerde makam kapılarına yazılırdı "Rüşvet alan da veren de melundur." diye belediyelerde her kapıya bunu yazmıştınız; eyvallah, sonuna kadar buna da katılıyoruz ancak siz buna şu anda katılmıyorsunuz, diyorsunuz ki "Rüşvet alan da veren de melundur ancak bizden değilse." Böyle demiyor musunuz arkadaşlar? Sizin içinizden birileri çıkıp "Ankara'yı parsel parsel sattılar." demedi mi? Biz mi yanlış duyduk bunu arkadaşlar? Dedi mi demedi mi? Ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Demek ki birilerine uygulanan ve çalışan hukuk, birilerine hiç uygulanmıyor. Tabii, haksızlıklar karşısında gösterilen ikircikli tavırlar tarafsız davranmayanlara cesaret vermekte. Kim olursa olsun, bizden olsun olmasın, hukuksuzluğa hep beraber ses vermek mecburiyetindeyiz. Bakın, tarafsızlığını kaybeden yargının yol açtığı felaketleri hep beraber yaşadık, Ergenekon ve Balyozda hayatını kaybedenleri hep beraber gördük. Sahte delillerle kurulan kumpaslarla bu ülkenin şerefli askerlerinin hapse atıldığı bir ülkede konuşuyoruz biz on ikinci yargı paketini. KHK'yle on binlerce insanın mağdur edildiği ve hayattan âdeta dışlandığı bir ülkede konuşuyoruz biz on ikinci yargı paketini. Hadi yapısal reform yapmıyorsunuz, verdiğimiz kanun teklifini koysaydınız bari bu paketin içine. NATO toplantısından dolayı mağdur olan esnaf için belli tarih aralığında gelir vergisi stopajı alınmamasını teklif ettik. Öyle çıkıp NATO toplantısından sonra "Esnafımızdan özür diliyoruz, bizi affetsinler, eziyet ettik." demekle olmuyor bu iş. Getirin, o döneme ait gelir vergisi stopajını almayın, bari esnaf biraz nefes alsın; sizlere bunu önerdik ama bunu ne yaptınız? Reddettiniz. Koyduğunuz tabelalarla esnafın ticaretini yok ettiniz "Aptal olma" diyen Trump'a şirin gözükmek için öyle bir yola başvurdunuz. Tekrar söylüyorum, bu eziyet bundan, kuru bir teşekkürden ibaret olmamalıydı. Bu getirdiğiniz paket aynı NATO toplantısı için yollara yaptığınız asfalt yamaya o kadar çok benziyor ki işte o yama aslında bu paket.
Yargı bağımsız, eşit ve tarafsız değil arkadaşlar. Kuvvetler ayrılığı, tam demokrasi istiyorsak seçilmişlerin denetlenmesi ve hesap vermesini sağlamak mecburiyetindeyiz. Bu da ancak kuvvetler ayrılığının sağlanmasıyla mümkün olur. Yargıyı tarafsızlığını yok ederek bitiriyorsunuz, yürütmeyi de hızlı ve güçlü icraat yapmak adına tüm bunların üstüne koyuyorsunuz. Dördüncü kuvvet denilen demokrasinin dördüncü kuvveti denilen basın, onun hâli zaten ortada. Şayet seçilmişlerin denetlenmesini sağlayamazsak orada zulüm olur. Yürütmenin başındaki kişi ne kadar vicdanlı olsa da ona tabi olan, onunla beraber hareket edenler içinde elbette ki suistimal edenler zulmedenler çıkacaktır, şu anda da yaşanan tam da budur. İktidarı hukukla sınırlandırmazsak sonumuz hayır değildir. Yargı paketleri ivedilikle bu ihtiyaca cevap vermelidir diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)