GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:110
Tarih:14.07.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben öncelikle zindanlardaki yoldaşlarımızı ve değerli halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 14 Temmuz Diyarbakır zindan direnişinin yıl dönümü. Bu direniş şüphe yok ki Kürt özgürlük mücadelesinde büyük bir mihenk taşıdır. Kürt tarihinde direniş çizgisinin mutlak zaferinin tarihî anıdır. Bu vesileyle, Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek'i saygı ve hürmetle anıyoruz.

Değerli milletvekilleri, hükûmet 2009 yılından bu yana 4 tane yargı reformu strateji belgesi açıkladı. Yine 2014 yılından bu yana 2 tane insan hakları eylem planı açıkladı. Getirdikleri tüm yargı ve adalete ilişkin kanun tekliflerini de bu belgelere dayandırıyorlar. Peki, bu planların ve belgelerin hukuka ve adalete herhangi bir katkısı oldu mu? Eğer Meclise gelen kanun teklifleri bu belgelerden ortaya çıktıysa rahatlıkla söyleyebiliriz ki hiçbir katkısı olmadı; ha, bol edebiyatlı siyasi propaganda malzemesi olarak değerlendiriyorlar, onu söyleyebiliriz. Adalet ve hukuk adına gerçekte bir üretim yapamadıkları için böyle süslü adalet ve insan hakları metinleri yazıp duruyorlar çünkü topluma gerçekte verdikleri bir şey yok, en azından anlatacakları bir şey olsun istiyorlar. Yani hukuk metinleri diye sundukları şey aslında hukuksuzluğa kılıf olmaktan öteye geçemiyor. Ama işte toplum sizin yazdıklarınıza, sizin anlattıklarınıza değil, tutsakların hapishanelerde yaşadıklarına, Kobani kumpas davasına, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına bakıyor çünkü Türkiye'de hukukun hakikatini ifade eden gerçekler burada. Her bir kanun teklifi ne yazık ki bizi adalet duygusundan daha da uzaklaştırıyor. on ikinci yargı paketine baktığımız zaman da bunu çok açık bir şekilde yine görebiliyoruz. Bir kere, paket toplumun acil beklentisi durumunda olan birçok sorunu görmüyor. Mesela, yüzlerce mahpus disiplin cezaları yönüyle bir af bekliyor ama iktidar yine bu disiplin cezalarının affına yönelik en ufak bir yaklaşım göstermiyor. Uygulanmayı bekleyen Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları yerel mahkemeler tarafından çiğnenmeye devam ediyor ama iktidar yine, bu çiğnenmeyi, bu ihlali görmezden gelmeye devam ediyor. Kolluk, nezarethanelerde, sokakta, kolluk noktalarında yurttaşa kötü muamelede bulunmaya, işkence devam ediyor ama yine iktidar sessiz kalıyor. Bunca ağır sorun yaşanırken 12'nci Yargı Paketi, yaşanan adalet krizinin kenarından dolanmaya devam ediyor. Bakın, bu paketin yeni sorunlara kapı aralayacağını daha önce defalarca söyledik, Komisyonda defalarca bunu anlattık. Daha ilk maddeden itibaren bu husus kendini gösteriyor.

1'inci madde, zaten geçim sorunlarıyla uğraşan avukatların vekâlet ücretlerine göz dikiyor. İdareye başvuru şartı getirerek yurttaşın mahkeme kararıyla tescil ettiği alacağını bir ay geciktirmenin yollarını açıyor.

5'inci madde bir başka soruna daha kapı açıyor, sanki hâkimler, tümüyle bağımsız ve adil kararlar verebiliyormuş gibi tek hâkimli dava sayısını artırıyor. Bu maddede öğrenciler, avukatlar ve kamu çalışanlarının adil yargılanma hakları zedeleniyor.

Yine, 15'inci madde genetik verilerin işlenmesi gibi son derece hassas bir konuda Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığına geniş bir yetki sunuyor. Özetle, adalet ilkesini ihlal eden, adil yargılamayı zayıflatan birçok madde içeriyor.

Yine, 18'inci madde de bunlardan biri. Kaçak sanığın, yargılanmanın yenilenmesi talebini bizzat yapması gerektiği burada ifade ediliyor. Oysa bu durum açık bir adil yargılanma hakkı ve savunma hakkının ihlalidir. Paketin içeriğinde yurttaşların sorununa çözüm olduğu iddia edilen bir madde var, o da 158'inci maddeye ilişkin. Ancak bu da pansuman olmanın dışında etki etmeyecek derecede. Çünkü IBAN mağdurlarının yaşadığı sorunlar çok daha katmanlıdır, karmaşıktır ve çok boyutludur. Her bir mağdur hakkında çok sayıda dosya var, çok sayıda açılmış soruşturma var ama bu teklif yine bu soruna sadece pansuman görevi görecek. Hesap kullandırma bağımsız bir suç tipi olarak değerlendirilmesi gerekirken farklı bir yaklaşım gösterildi. Gerçek suç örgütleri ise yine bu madde kapsamında yeterli bir soruşturmaya tabi tutulmayacak şekilde ele alınmış değil. Yine mağdur yurttaş çok yüksek miktarda tazminat ödemekle yüz yüze kalacak. Buna ilişkin olarak taksitlendirme önerimiz de dikkate alınmadı. Bunların tamamından da ifade ettiğimiz üzere 12'nci yargı paketinin bir kez daha gözden geçirilmesi, sorunlara çözüm üretmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, 12'nci yargı paketinde bir kez daha açığa çıkan çözümsüzlük aklı, tekil değil kronik bir sorundur. Bu sorun ancak devletin köklü değişimiyle mümkündür. Hukukun dönüşümü, adaletin toplumsal ve siyasal bir ilke hâline gelmesiyle mümkündür ki bu kritik dönüşümü de zorunlu kılıyor. Sayın Öcalan devletin dönüşümü için son derece gerçekçi ve bir o kadar da ideal bir çözüm sunuyor. Demokratik cumhuriyet projesi Türkiye'nin adalet ve hukuk sorunlarını ilk elden, radikal bir şekilde çözümünü içeriyor; hatta zaman içerisinde halkın içerisinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların köklü çözümünü de bünyesinde barındırıyor. Barış ahlâkının, onurlu barış gereklerinin ve demokratik toplumla uyumlu devlet modelinin gelişmesi için demokratik cumhuriyet bir can suyudur ve en önemlisi bu aşamadan itibaren demokratik cumhuriyet felsefesi bir bedene kavuşmak zorundadır. Bakın, iki yıldır bir barış ruhu edebiyatıdır almış başını gidiyor. Artık sormak istiyoruz, bu ruh nerede can kazandı, nerede değişim yarattı? Bizim gördüğümüz elle tutulur hiçbir şey yok. Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki: Onurlu barış ruhla değil bedenle, sözde değil pratikle anlam kazanır. Barışın bedeni hukukun üstünlüğüdür, demokratik topluma saygıdır, Kürt halkının temel haklarını tanımaktır, ifade özgürlüğüdür, tüm siyasi tutsakların özgür kalmasıdır.

Buna karşı, gelin, bir de devletin karnesine bakalım: İradeyi gasbeden kayyımlar hâlen devam ediyor, ırkçılık devam ediyor, Kürtçeye tahammül hâlen sıfır, hapishaneler hâlen tutsaklarla dolu, norm içi devlet aygıtları hâlâ hukuk dışı faaliyetlerini yürütmeye devam ediyor. Hemen hemen her köşe başında Kürt gençlerini ajanlaştırmaya çalışsa bir kolluk gerçekliği var. Üstelik gizlenmeden, çekinmeden ve aleni ve sürekli artırarak bunu yapıyorlar çünkü hukuk sisteminin bunu meşrulaştırdığını, onları koruduğunu biliyorlar. Ne yazık ki mevcut hukuk düzeni hakkı ya da adaleti değil suçu koruyor, suç üretiyor. Her geçen gün mevzuat ve uygulamasıyla bir distopya hukuku yaratılıyor. Buna bir örnek verelim: Bakın, bu karar, 20 Mayısta Sincan Hapishanesi Eğitim Kurulu tarafından verilen bir karar, Demokratik Modernite dergisinin yasak olduğuna ilişkin bir karar, yasaklama gerekçesi olarak şu değerlendirmeleri içeriyor: Siyasal model önermek, yerel yönetimler üzerinden örgütlenmek, ulus devlet karşıtı olmak gibi. Bir bilim ve felsefe dergisinin sosyal bilimlere ilişkin analiz yapmasını yasaklama gerekçesi yapan bir akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız. Hukuk sisteminde adaletin ve aklın iflası bundan daha iyi bir şekilde kendini göstermezdi.

Tabii, bununla da yetinmiyorlar. Bahse konu eğitim kurulu 2014 yılında partimizin kazandığı yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde partimizi terörle aynı yere konumlandırmaya çalışıyor. Bu eğitim kurulu bu cesareti nereden alıyor? Elbette hukuk sisteminden alıyor, iktidardan alıyor. Anlaşılan o ki siz dergiden değil, demokratik modernitenin isminden korkuyorsunuz, demokratik moderniteden korkuyorsunuz. Bundan, bu anlayıştan vazgeçmeli bu kurul. Yetkisini aşan, haksız, hukuksuz bir şekilde yetkisini aşan, cesaretini nereden bulduğunu bilmediğimiz kurula yönelik gerekli işlemler de yapılmalı diyoruz. Bütün bu sorunlar bize şunu gösteriyor:

ZÜLKÜF UÇAR (Devamla) - Hukuk, stratejilerden, insan hakları belgelerinden...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

ZÜLKÜF UÇAR (Devamla) - ...ve büyük planlardan değil, bizzat yaşanan toplumsal gerçeklikten ve güncel sorunlardan üretildiğinde çözüm olabiliyor. Bu sebeple, Hükûmete tavsiyemiz; dönüp şu salonun dışına bakması, binalardan çıkarak halkın gerçek sorunlarına temas etmesi ve propaganda değil,

çözüm için mesai harcamasıdır.

Teşekkür ederim. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)