| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 110 |
| Tarih: | 14.07.2026 |
CHP GRUBU ADINA TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine karşımızda bir torba kanun var. Milletvekillerimiz burada belirtti; tabii ki bu kanun teklifi de adıyla müsemma değil, adı ile içeriği arasında da çok ciddi bir uçurum var. Maddeler, ülkede artık çivisi çıkmış adaletin yapısal sorunlarına çözüm üretmekten çok uzak. Maddelere ilişkin itirazlarımızı maddelerde milletvekili arkadaşlarımız dile getirecek, ben ise siyasi hesaplaşmanın arka bahçesi hâline gelen yargılamalardan bahsetmek istiyorum.
"Bu davalarda gerçekten ne oluyor?" sorusu, daha önceki dönemlerin kısmen devamı niteliğini taşıyan ancak günün koşullarına göre yeniden dizayn edilmiş yargı sistemini anlamak açısından önemli. Özellikle İBB davasının son duruşmalarında ortaya çıkan tablo sıradan bir ceza yargılaması tartışmasının ötesine geçmiş durumda. Bir tarafta "asrın yolsuzluğu" "örgüt" "suç imparatorluğu" gibi manşetlerle kamuoyuna sunulan, haysiyet cellatlığı içeren iddialar var, diğer tarafta duruşma salonunda birbiri ardına çöken iddialar var. İşte bu manşetler, yirmi dört yıllık AKP iktidarının sektirmeden yürüttüğü, ne olursa olsun yalanı tekrar et üzerine kurulu iletişim stratejisinin ürünüdür. Bilginin doğruluğundan ziyade algı ve manipülasyonlar önemlidir; bir yalan söyle, o yalanı günlerce tekrar et ve insanlar gerçeği değil tekrar edilen şeyi konuşmaya başlasın ancak bu strateji bu sefer tutmadı çünkü kimse atılan yalanlara inanmıyor.
İBB dosyası yargılamanın başladığı gün itibarıyla hem teknik hem de hukuki olarak çökmüş, yirmi dört yıllık iletişim stratejisi de bu çöküntünün altında kalmıştır.
İBB dosyasının temel dayanağı, hatta tek dayanağı etkin pişmanlık ifadeleriydi. Adalet Bakanı da bunu kendisi söyledi, itiraf etti; dosyanın bu ifadelerle kurulduğunu belirtti. Şimdi ise o ifadelerin nasıl alındığı, savcıların hangi yöntemlerle insanlara iftiranameler imzalattığı ortaya çıkıyor.
90'larda hapishanelerdeki, karakollardaki "işkencehane" denilen merkezlerdeki fiziki işkencenin yerini günümüzde tehdit, şantaj, psikolojik işkence aldı. İşte o ifadeler bu psikolojik işkencenin ürünüdür. Ama ne oldu? Etkin pişmanlık ifadeleri duruşmalarda bizzat sahipleri tarafından ifşa edildi.
Mahkemede sanıklar "İfadeleri okumadan imzaladım." "Baskı altındaydım." "Tahliye edileceğim söylendi." "İfadem yönlendirildi." "Söylediklerim bağlamından koparıldı." "Ailemi gözaltına aldılar." "...ben de o ifadeleri imzaladım." dediler. İddianamenin yargı tacizleri, baskı ve tehditle nasıl şekillendirildiğini bize mahkemede bizzat etkin pişmanlık ifadelerini verenler gösterdi. İşte, tam da bu yüzden aslında biz "Mahkeme canlı yayınlansın, kamuoyu gerçekleri görsün." diye ısrar ettik ama yapamadınız, yapmadınız. Şimdiye kadar 20'den fazla sanık etkin pişmanlık ifadesini geri çekti. İsterdik ki orada olup bizler gibi bu meselenin canlı şahidi olun ama gelemediniz.
Yine aynı duruşmalarda çıplak arama işkencesi ortaya çıktı. Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in kendi anlatımıyla, tutanaklara geçmesi açısından okuyorum, Adalet Bakan Yardımcısı da burada: "'Üstünü çıkar.' dedi, çıkardım. Zaten çıplağım, ne kontrolü yapacaksın? Yine de kontrol yaptı. 'Tamam, üstünü giyebilirsin.' dedi. 'Peki, gidebilir miyim?' dedim. 'Hayır.' dedi. 'Eşofmanını da indir.' 'İndirdim.' 'Çamaşırını da.' 'Nasıl yani?' dedim, 'İndireceksin.' dedi. İkisini de ayak bileklerime kadar indirdim. 'Şimdi yere çömel.' dedi. Ondan sonra da 'Burada utanan varsa çıkabilir.' dedi. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın. Ben utanmıyorum." Devamı da var, bundan sonrasını ben okuyamıyorum. İşte adalette Türkiye Yüzyılı.
Son duruşmada ise Sayın İmamoğlu'nun savunma hakkı açıkça gasp edildi. 4 bin sayfalık iddianamede 142 ayrı eylem iddiasında bulunup 2.352 yıl hapis cezası istenen Ekrem İmamoğlu'na yarım gün içerisinde avukatlarının da savunması dâhil olmak üzere "Kendini savun." dediler. İtiraz edince de mahkeme başkanı önce duruşma salonundan çıkardı, ardından tutanağa "Susma hakkını kullandı." diye yazdırdı. Yani gerçekte söylenmeyen bir ifade, bizzat mahkeme başkanı tarafından resmî kayıtlara işlendi. Görüntülerle sabittir, hepimiz oradaydık ve hepimiz şahit olduk.
CMK açık. Sanık açıkça susma hakkını kullanmadıkça mahkeme onun adına "Susma hakkını kullandı." diyemez. Kanun, hâkime ne niyet okuma yetkisi vermiştir ne de sanığın iradesini değiştirme yetkisi. Duruşma disiplinine ilişkin yetkiler ise savunmayı güvence altına alma aracıdır. Mahkeme, duruşma düzenini savunmayı susturmanın bahanesine dönüştüremez. Düşünün, bir dava açılıyor, o davanın içinde insanlar, gözaltında, tutuklandıklarında gördükleri muameleyi anlatmaya başlıyorlar; olaylara geçmeden, insan onuruna yapılan müdahaleleri konuşuyorlar; delil yokluğunu anlatmaya başlamadan, kendilerine yapılan baskıları konuşuyorlar. Bir yargılamanın merkezinde suç isnadı değil de devletin gücünün kullanım biçimi, siyasallaşmış yargı konuşuluyor. Mahkeme dosyasındaki anlatıyla mahkeme huzurundaki anlatı arasındaki mesafe her celse biraz daha büyüyor. Bir hukuk devletinde savcı güçlü olabilir ama savcı korku üreten kişi olamaz. Bir hukuk devletinde gözaltı yapılabilir ama insan onuru, masumiyet karinesi askıya alınamaz. Bir hukuk devletinde etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilir ama özgürlük vaadiyle, tehditle, şantajla ifade üretilemez. Bugün İBB davasında ortaya çıkan tabloyu hukuk uygulayıcılarıyla açıklayamayız. Bütün bunlar bize tek tek savcıların ya da hakimlerin davranışlarını anlatamaz, bize bir yöntemi anlatır çünkü aynı yöntem sadece İBB dosyasında karşımıza çıkmıyor, bugün Türkiye'de yargının temas ettiği her alanda siyasal refleksi açıkça görüyoruz. İşte tam da bu yüzden artık yalnızca hukuk uygulayıcılarını değil onlara ne uygulayacaklarını söyleyenleri de konuşmak zorundayız, tabii ki başta Adalet Bakanı. Herkes onun nasıl Bakan Yardımcısı yapıldığını da hangi vaatlerle Başsavcı olduğunu da ve şimdi neden Bakan koltuğunda oturtulduğunu hatta Bakan olmak için neler yaptığını da çok iyi biliyor. Tapular ortaya dökülünce açıklama yapmak yerine Genel Başkanımız Özgür Özel'i tehdit eden, aylar sonra ettiği tehdidi işleme koyan Adalet Bakanı. Yargı mensuplarıyla kurulan kooperatif ilişkilerinin, tartışmalı tapu devirlerinin tam ortasında olan Adalet Bakanı. O nedenle, bugün vergi müfettişlerinin hazırladığı raporlar için telaşla telefon trafiği yürüten kişilerin bu telaşları kesinlikle boşuna değildir. Adalet Bakanı kendini öyle muktedir görüyor ki canı istediği her alana, her kişiye elinde bulundurduğu yargı gücüyle müdahale ediyor. Ülkede bunlar oluyor, ülkenin adaleti, hukuku kalmamış ama bizler Genel Kurulda adı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ni konuşacağız. Gerçekten bu mu yani! Ben bu kanun teklifini konuşmaktansa kendisini İstanbul Başsavcılığı yaptığı dönemde, bir holdingin yönetim kurulu büyük başkanı, büyük bir iş insanı hakkında şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınacağı yönünde çıkarıldığı iddia edilen çağrı kâğıdının nasıl ortadan, nasıl dosyadan kaybolduğunu konuşmak gerektiği kanaatindeyim. Ben bu kanun teklifini konuşmaktansa hâkimler, savcılar ve Adalet Bakanı hakkındaki iddiaları, yargının nasıl bu kadar pespaye hâle getirildiğini ve bundan çıkış için ne yapılması gerektiğini konuşmamız gerektiği kanaatindeyim. Yüzlerce insan, insan onuruna aykırı koşullarda hapsedilmiş, hapishanelerdeki insanların sayısı 34 kentin nüfusunu geçmiş, kendilerini şimdinin muktediri zanneden savcıların iddiaları çöp olmuş, Adalet Bakanlığının WhatsApp grubundan gazetecilere oynanmış ifadeler servis edilmiş, olmayan isimler eklenmiş, olmayan paralar ifadelere yazılmış ben bunların konuşulması gerektiği kanaatindeyim. Yüzlerce gündür hapishanede olan ve hâlâ iddianameleri yazılmayan insanlar var. Biz bunları neden konuşmuyoruz? Bunlarla ilgili gerçekten iktidar milletvekilleri olarak hiçbir fikriniz yok mu? Bunlar gerçekten sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Bu kanun teklifinin adı bunlar konuşulduğunda ve bunlarla ilgili bir düzenleme yapıldığında gerçeklik kazanır, sahicilik kazanır.
Bu ülkede sorun kanun eksikliği değildir, sorun mevcut kanunların iktidara göre uygulanıyor olmasıdır. Adaletin olmadığı yerde yaptığınız her kanun değişikliği çürümüş bir binanın duvarına boya vurmaktan ibarettir. Hâl böyleyken önümüzdeki kanun teklifi de burada konuştuğumuz her şey de elbette ki bir teferruattan ibarettir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURAN TAŞKIN ÖZER (Devamla) - Başkanım, tamamlıyorum.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
TURAN TAŞKIN ÖZER (Devamla) - Ama kimse ümitsiz ve umutsuz olmasın; emin olun, halk bizimledir ve halk gerçekleri görür.
Tabii ki buradan tutuklu belediye başkanlarımıza, bürokratlara, siyasi tutuklulara, gazetelerde basın mensubu olarak gerçekleri haber yapıp gözaltına alınan, tutuklanan basın mensuplarına ve elbette ki hiciv yaptı diye, komedi yaptı diye tutuklanan Deniz Göktaş'a selam olsun diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)