| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 111 |
| Tarih: | 16.07.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Salı günü bu Genel Kurulda Türkiye'nin Paris İstinaf Mahkemesinde kaybettiği tahkim davasını uzun uzun konuştuk. Muhalefet partileri, her birimiz milyarlarca dolarlık kamu zararını gündeme taşıdık ve iktidardan neden bu kamu zararının oluştuğuna dair, aslında, hem sorumluluğunu anlatmasını hem bu işin sorumlularına dair bir cümle kurmasını bekledik ama günün sonunda ne oldu? "Eh." dediler "Var." dediler "Yok." dediler ama hiç bir şey demediler, lafı dolandırdılar, dolandırdılar, polemiğe boğdular, yine ondan da muhalefeti sorumlu tutup "Muhalefet bu işten siyasi rant devşirmeye çalışıyor." deyip aslında koskoca bir kamu zararının üstünü örtmeye çalıştılar. Oysaki mesele son derece ciddi ve son derece açık ve net. Paris İstinaf Mahkemesi Türkiye'nin itirazını reddetmiş ve böylece Uluslararası Tahkim Mahkemesinin kararı kesinleşmiş. Sonuç olarak Türkiye yaklaşık 1 milyar 471 milyon dolar tazminat ödemekle karşı karşıya. Üstelik 2018'le 2023 yılları arasındaki dönemi kapsayan tahkim davası da hâlihazırda sürüyor. Şimdi soruyoruz, bu kararlar alınırken kamu adına kim sorumluluk üstlendi? Milyarlarca dolarlık hukuki riskler neden göze alanındı? Ve kuruluşundan yalnızca dört ay sonra POWERTRANS'a tanınan fiili tekel hangi kamu yararı gerekçesiyle verildi? Üstelik bu POWERTRANS kimdir, kime ait bir şirkettir, nasıl bir firmadır? Bugün bu faturayı kim ödeyecek diye baktığımız zaman ne 2011 yılındaki Bakanlar Kurulu kararına imza atanların ne sorumlu firmaların hiçbir şekilde ortada olmadığını görüyoruz, iktidarın açıklamalarından zaten sorumluluğunu üstlenmediğini açık ve net gördük. Peki, fatura kime çıkıyor? Fatura yine işçiye, emekçiye, yoksula çıkıyor, bu ülkede çalışanlar yine bu büyük kamu zararını ödemek zorunda bırakılıyor Neden? Çünkü bu ülkede kazanç, kâr her zaman özelleştiriliyor ama zarar olduğu zaman, kamu zararı oluştuğu zaman o genelleştiriliyor, kamulaştırılıyor ve bütün topluma, bütün halka yayılıyor. Bugün işçiye, emekçiye, çiftçiye, eğitime, sağlığa kaynak bulunamıyor, her şey en diplerde, en düşük standartlara göre yaşamaya çalışıyoruz ama hukuksuz ve yanlış kararların milyarlarca dolarlık zararlarını ödeme konusunda hiçbir sorun yaşanmadığını görüyoruz. Üstelik, sözünü ettiğimiz paranın miktarına baktığımız zaman, 1 milyar 471 milyon dolarla binlerce okul yapılabilirdi. Çokça kanun teklifi verdiğimiz, iktidarın hiçbir şekilde gündemine almadığı çocuklara okulda bir öğün ücretsiz yemek verilebilirdi. 20 bin liraya mahkûm edilen emeklilerin emekli maaşı insanca koşullara çekilebilirdi ve üstelik 28 bin liraya bir ay boyunca çalışmak zorunda bırakılan asgari ücretliye çok daha yüksek miktarlar verilebilirdi. Bunlar yapılmadı, şimdi ne yapılıyor? 20 bin liraya mahkûm edilen emeklinin dolaylı olarak ödediği vergilerden, bir ayı 28 bin liraya yoksulluk, kölelik koşullarında çalışan asgari ücretlinin ödediği vergilerden veya bir öğün ücretsiz yemeğe erişemeyen çocuğun annesinin, babasının ödediği vergilerden 1 milyar 471 milyon dolar tahsil edilecek, bunlar toplanacak vergilerle ve bu borç ödenecek. "Kimin borcunu kime ödetiyorsunuz?" diye sormak istiyoruz ve bu konuda sorumlu olanların, bu kamu zararına yol açanların mutlaka hesap vermesi ve onlardan bu borcun tahsil edilmesi, kamunun oradan rücu etmesi gerektiğinin altını bir kez daha ifade etmemiz gerekiyor. Hiç kimsenin yanlış siyasi tercihlerinin, yanlış ekonomik tercihlerinin, kendi kişisel tercihlerinin sorumluluğunun faturasını halka çıkarmasını doğru bulmuyoruz, kabul etmiyoruz ve buna karşı da her durumda söz kurmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz.
Sayın Başkan, sayın vekiller; şimdi ekonomiyi konuşuyoruz, Hazine ve Maliye Bakanlığının verilerine bakalım. Ocak-haziran döneminde bütçe gelirleri 7 trilyon 787 milyar 344 milyon, bütçe giderleri 8 trilyon 730 milyar 179 milyon olarak gerçekleşmiş yani aslında 942,8 milyarlık bir bütçe açığından bahsediyoruz; bu çok önemli, bunu ifade etmemiz gerekiyor.
Peki, başka bir veri daha var: Geçen yılki haziran ayı ile bu yılki haziran ayının vergilerini karşılaştırdığımızda, bütçe gelirlerini karşılaştırdığımızda orada da geçen yıla göre bu yıl tam yüzde 66'lık bir artış olduğunu görüyoruz yani geçen yıla göre yüzde 66 oranında bir artış olduğunu görüyoruz bütçe gelirlerinde.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu ne demek? Aslında, ne kadar büyük bir vergi yükünün halkın sırtına yüklendiğinin açık ve net göstergesi. Şimdi, TÜİK'in enflasyon oranlarına bakıyoruz, yüzde 32 ama bütçe gelirlerine bakıyoruz, yüzde 66 artmış yani siz katbekat vergi yüküyle aslında toplumu vergilerin altında ezdiriyorsunuz, inim inim inletiyorsunuz. Üstelik, bu vergilerin çoğu da yüzde 70'i, yüzde 80'i de dolaylı vergilerden oluşuyor. Yani, büyük firmalardan, büyük kuruluşlardan gelir vergisi kesmiyorsunuz, onlardan kurumlar vergisi kesmiyorsunuz, onları vergiden sürekli istisna tutuyorsunuz ama işçinin, asgari ücretlinin, emeklinin vergi borcuna gelince orada, maşallah, hiçbir sorun yaşamıyorsunuz.
Bir de daha önemli bir mesela var: Ya, bu kadar vergi ödüyor halkımız, vergi gelirleri bu kadar artmış, iyi, bari "İstihdama mı gidiyor, işçiye mi gidiyor, kime gidiyor?" diye baktığımız zaman, bütün bu vergi gelirlerinin de aynı zamanda faize gittiğini görüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sadece haziran ayında 201 milyarı aşkın para faize gitmiş Sayın Başkan, 201 milyarı bu ülke faize ödemiş. Hani, faiz haramdı ya, oradan yola çıkalım. Peki, işçiye, emekçiye gerçekten, bu para gitseydi ne olurdu? Sadece 20 bin liraya mahkûm edilen emekli iki emekli maaşı yani 40 bin lira bazında emekli maaşı alabilirdi ve çok daha iyi koşullarda yaşayabilirdi fakat bunu yapmıyorlar. Bakın, bayramları geride bıraktık, 1 lira ya, emekli ikramiyelerinde 1 lira artış yapmadılar ama 201 milyarı faize harcıyorlar; 201 milyarı, halkın parasını, yoksulun parasını faize veriyorlar ama emekliye gelince "1.000 lira artış yapalım. 1.000 lira artış yapalım." dediğimizde "Kaynak yok efendim, bütçe gelirleri yetmiyor." deyip topu taca atıyorlar.
Şimdi Sayın Başkan gerçekten bütün bunlara göz yummak, bütün bunları artık kabul etmek mümkün değil. Mızrak çuvala sığmıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Son olarak önemli bir konu var, izin verirseniz ona da değinmek istiyorum Sayın Başkan. Şimdi, şu anda Adalet Komisyonu toplantı hâlinde ve bu Mecliste de oluşan bir alt komisyon vardı biliyorsunuz, suça sürüklenen çocuklarla ilgili bir alt komisyon ama şu anda çocuklarla ilgili bir yasa paketi konuşuluyor yani biz burada adaletle ilgili başka bir şeyi konuşurken Adalet Komisyonu o anlamda orada bambaşka bir mesai yapıyor. Şimdi, açık ve net söyleyelim: "Suça sürüklenen" çocuklar diyerek bir araştırma komisyonu kurup aylar boyunca burada akademisyenleri, bilim insanlarını, alanının ilgili uzmanlarını dinleyip sonra bütün o raporun ortaya koyduğu, bütün bilimsel verilerin ortaya koyduğu gerçekleri hiçe sayarak bir yasa yapmanın mantığını bize açıklasın lütfen. Yani neden bugün gerçekleri yok sayarak, raporun ortaya bütün o hakikatleri yok sayarak yasa hazırlanıyor bir bunu söylesin. Daha önemlisi, çocuk politikalarının bütünlükle ele alınması için bir çocuk ihtisas komisyonu kurulmasını öneriyorduk bu rapor, ona dair bir adım var mı? Hayır, yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu ülkedeki 22 milyon çocuğu suçun öznesi hâline getirecek, suçun konusu hâline getirecek bir yasayla karşı karşıyayız ve üstelik, ne zaman Meclisin normal çalışma takvimi bittiğinde, bir Temmuz ayında, toplumun gözünden kaçırarak, yine çocuklara karşı suç işleyecek, yine çocukların haklarını gasp edecek bir yasa yapıyor. Açık ve net söyleyelim "suça sürüklenen" denilen ama aslında kanunla ihtilafa düşürülmüş çocukların çok büyük bir bölümü, eğitimden kopmuş, yoksullukla mücadele eden, ihmal ve istismara maruz bırakılmış ve çocuk yaşta çalıştırılmış çocuklardır. Şimdi, bunları yeniden mağdur edecek, onları suçun konusu hâline getirecek bir düzenlemeyi bizim kabul etmemizi istiyor iktidar partisinin kendisi. Buradan açık ve net söyleyelim: Koruma mekanizmalarını güçlendirmek yerine infaz mekanizmalarını genişleten, çocukları suçla buluşturan nedenleri ortadan kaldırmak yerine çocuklara daha fazla cezayı öngören ve kamusal sorumluluğu tartışmak yerine çocukları sorumluluğun merkezine yerleştiren bu anlayışı kabul etmiyoruz.
BAŞKAN - Tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Çocuk adalet sisteminin evrensel ilkeleri açık ve net, o da: Çocuklar yetişkin değildir, çocuklar ceza hukukunun konusu değildir. Öncelikle çocukların korunması gerekir, çocuklar için hapis son seçenektir ve çocuklar için esas olan cezalandırma değil onarma, dışlama değil topluma kazandırmadır. Bu önümüze getirilen teklife sonuna kadar muhalefet edeceğimizi ve çocukların üstün yararını gözetmeyen hiçbir yaklaşımın yanında olmadığımızı DEM PARTİ olarak bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.