GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:112
Tarih:21.07.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sayın, başkan sayın vekiller; saygıyla selamlıyorum.

Evet, bir torba yasa, benden önceki konuşmacılar da dile getirdi, gerçekten kamu personel rejiminden kültür politikalarına, sivil havacılık mevzuatından işsizlik sigortasına, siber güvenliğe, nükleer enerjiye, sinemacılara, ehliyet iptallerine, Öğretmenlik Mesleği Kanunu'na, PTT'nin temel istihdam rejimine, her şeye değinen bir torbayla karşı karşıyayız. Alışkanlık hâline getirdi iktidar bu tür torbaları getirmeyi yani eleştiriyoruz ama duyulmuyor belli ki. Eskiden -hâlâ da vardır belki- toplumda bitirim tipler vardı "Her işi yaparım abi." diyen, şimdi, bizim Plan ve Bütçe Komisyonu biraz "Her işi yaparım." pozisyonuna geldi. Yani yapmayın, böyle yaptığınız zaman parlamento denetimini zayıflatıyorsunuz, komisyon çalışmalarını anlamsızlaştırıyorsunuz ve etkisizleştiriyorsunuz, üstelik de milletvekillerinin düzenlemeleri kendi içinde, kendi bağlamıyla değerlendirmelerini ve ayrıntılı bir değerlendirme yapmalarını da engelliyorsunuz yani mesele sadece yasama tekniğine ilişkin değil yasama tekniğinin yanı sıra demokratik temsil işlevi bakımından da son derece sakıncalı bir durum yaratılıyor; bunu özellikle ifade etmek istedim girişte.

Şimdi, bir şey daha var dikkatimizi çeken, son zamanlarda gelen torbalarda bunu görüyoruz: Bu teklif kapsamında da yer alan düzenlemeler farklı kamu kurumlarının görev alanlarına ilişkin olmakla birlikte bunları ortaklaştıran bir temel özellik var, nedir biliyor musunuz? İdari yapının daha fazla merkezîleştirilmesi, yürütme organının takdir yetkisinin genişletilmesi ve kamusal hizmetlerin finansmanında giderek daha fazla kullanıcı ödemesi esasına dayalı bir yaklaşım benimseniyor. Bu da son derece dikkat çekici bir durum yani aslında katılım mekanizmalarının, demokratik katılım mekanizmalarının arka plana itildiği, ikinci plana itildiği bir kamu yönetimi modeli her geçen gün daha da güçlü hâle getiriliyor, merkezî bir yönetim modeli. Hâlbuki yapılması gereken neler var? Bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu durumu değerlendirdiğimizde yurttaşların sosyal haklarını güçlendiren, gelir dağılımındaki bozulmayı gidermeye yönelik tedbirler içeren; emekçilerin, emeklilerin, dar gelirlilerin, gençlerin, kadınların, yoksullukla mücadele eden toplumsal kesimlerin karşı karşıya bulundukları sorunlara çözüm üreten bir yaklaşımın olması gerekiyor ama var mı bu torba tekliflerde bu yaklaşım? Yok, bunu çok net olarak söyleyelim. Sosyal devlet mekanizmalarını güçlendirecek, gelir adaletini sağlayacak, vergide adaleti sağlayacak düzenlemeler var mı? Bunlar da yok bu tür torba yasalarda. Şimdi, bunu belirtmiş olalım, bir kenara koyalım.

Birkaç noktaya değinmek istiyorum, bir tanesi emekliler meselesi. İktidar emeklileri açlığa mahkûm etmeye devam ediyor. Bakın, yoksullaşma sürecini ortadan kaldıracak değil de mevcut sefalet koşullarının devam edeceğini gösteren bir teklifle karşı karşıyayız. TÜİK'e göre, altı aylık tüketici enflasyonu 17,76; bu esas alınıyor. Şimdi, herkes biliyor ki emeklilerin -özellikle emekliler için söylüyorum bunu- temel harcama kalemlerini oluşturan gıda, kira, enerji ve sağlık giderleri. Bütün bu kalemlerdeki enflasyon artışı resmî enflasyonun bile çok üzerinde gerçekleşiyor. Demek ki bu alanda emeklilerin gerçek yaşam maliyetlerini karşılama konusunda son derece ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Geçinemeyen on binlerce, yüz binlerce 60 yaş üstü yurttaş iş bulmak için yeniden İŞKUR'a başvuruyor ya da kayıt dışı çalışmaya başlıyor; esas olarak baktığımızda son derece ciddi bir sorun bu. Ama buna çare aranıyor mu? Aramıyoruz. TÜRK-İŞ'in en son araştırmasında açlık sınırı 35 bini aşmış, yoksulluk sınırı 120 bine dayanmış ama 5 milyon emekliden beklediğimiz ne? 20 bin lira gibi bir açlık sınırının ancak yarısına gelen bir aylıkla yaşamını sürdürmeye zorlanmaları, şimdi onu da 20 binden 23 bine çıkarmak... Kamusal kaynaklar garanti ödemeleri olduğu zaman bulunuyor, vergi aflarına ve muafiyetlere bulunuyor, büyük sermaye gruplarına aktarılıyor ama sıra emekçilere, emeklilere geldiğinde nedense birden bire bütçe disiplini hatırlanmaya başlanıyor. Nedenini biliyoruz, politik tercihi bu siyasi iktidarın. Bir de adaletsizlik yaratıyor emekliler arasında, bakın, her yılı karşılaştırdığımızda uzun yıllar yüksek prim ödeyen emekliler ile düşük prim ödeyenler arasındaki fark giderek azalıyor yani bir adaletsizlik de prim sistemi açısından baktığımızda ortaya çıkıyor, adalet duygusu zedeleniyor aslında. Bu ciddi bir sorun, bu da bu kanun teklifinde yer alıyor.

Başka ne var kanun teklifinde? Yani hep konuştuğumuz bir şey, bu da bir alışkanlık hâline getirildi, İşsizlik Fonu yine sermayeye peşkeş çekiliyor. Çok açık, bütün veriler, İşsizlik Fonu'ndaki bütün veriler bize bunu gösteriyor. Bakın, karşılaştırmalar yapılsın, yapıldığında şunu görüyoruz: 2016-2025, on yıla baktığımızda, fon giderleri içinde işsizlik ödemelerinin payı yüzde 37,4'ten 31,7'ye gerilemiş ve doğrudan dolaylı patronlara yapılan teşviklerin payı ise yüzde 20'den yüzde 49,2'ye yükselmiş. Fondaki durum bu, son on yıla baktığımızda bu rakamları görüyoruz. Son üç yıla baktığımızda, 2023-2025'e baktığımızda da çok daha vahim bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz İşsizlik Sigortası Fonu'ndan yapılan harcamalarda işsizlere ve sermayeye verilen açısından. Yani İşsizlik Sigortası Fonu açıkça peşkeş çekiliyor. Bu yeni değil, her pakette mutlaka bu konuda bir şey geliyor karşımıza.

Şimdi, turizm; bakın, bunun Plan ve Bütçede de tartıştık. Bugün Türkiye'de turizm konusundaki son gelişmelere baktığımızda veriler, 2026 verileri, şu ana kadar çıkmış olan veriler 2025 verilerinden daha iyi bunu ben kötü bir şey diye anlatmıyorum. Yani turizmde beklenen, savaş nedeniyle beklenen kriz yaşanmamış vaziyette. Bu iyi bir durum ama biz nedense turizme teşvik yapıyoruz. Turizmde kime teşvik yapıyoruz? Turizmdeki şirketlere, turizmdeki sermayeye teşvik yapıyoruz. Hâlbuki turizm alanında o sektörde çok düşük ücretle çalışan, güvencesiz çalışan, mevsimlik çalışan, kayıt dışı çalışan, sendikal örgütlenmesini yapamayan turizm emekçilerinin durumlarını düzeltecek herhangi bir adım atılıyor mu? Hayır, atılmıyor bu da çok ciddi bir sorun. Yine bir politik tercih var karşımızda ve bu politik tercih de aslında son derece sıkıntılı bir politik tercih işçi, emekçi açısından baktığımızda, emekli açısından baktığımızda.

Şimdi, bütün bunlar yapılıyor bir de başka bir konu daha var paketin içinde, çok ciddi bir konu aslında gerçekten enine boyuna tartışılması gereken bir konu ve Plan ve Bütçe Komisyonundan önce dijital mecralarda tartışılması gereken bir konu, nedir? Siber Güvenlik Başkanlığı meselesi. Bunun eliyle bir gözetim toplumu adım adım inşa ediliyor. Bakın "Siber Güvenlik Başkanlığı gereksizdir." diye bir iddiamız yok. Siber Güvenlik Başkanlığı evet, gereklidir, dünyadaki gelişmelere baktığımızda bu mesele son derece önemlidir ama şimdi yapılmaya çalışılan bu ihtiyaca cevap veren bir şey mi gerçekten bunu tartışmak gerekiyor. Çünkü aslında bu düzenleme, Siber Güvenlik Başkanlığıyla ilgili olan maddelerdeki düzenleme kamu otoritesinin dijital alandaki müdahale kapasitesini artırıyor, temel hak ve özgürlükler bakımından ise ciddi anayasal riskler doğurmaya başlıyor. Şimdi, bu son derece önemli bir şey. Bütün verilere baktığımızda, 2025 ve 2026 verilerine baktığımızda bunu görüyoruz çok açık bir şekilde. Yani hangi durumlarda, hangi ölçütlerle ve hangi usulle erişim engeli, bant daraltma veya benzeri müdahalelerin uygulanması sonucunda ortaya çıkan özgürlüklerin kısıtlanması meselesi son derece büyük bir sorun olarak karşımızda. Bu aslında, bu yasada da tedbir kavramının kapsamı açık biçimde tanımlanmadığı için anayasal bir risk taşıyan durumla karşı karşıya kalınıyor, bunu bir kez daha vurgulamış olalım. Yani, erişim engellemeleri, içerik çıkarma kararları, bant daraltma uygulamaları, sosyal medya hesaplarının görünmez kılınmasına dair atılan adımlar. Birçok şeye baktığımızda çok ciddi bir dijital sansür anlayışıyla karşı karşıya bulunduğumuzu görüyoruz. Anayasa’nın 26'ncı ve 28'inci maddeleri çiğneniyor, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesi çiğneniyor. Bunlar son derece ciddi sorunlar ama bu ciddi sorunları enine boyuna Dijital Mecralar Komisyonunda, ihtisas komisyonunda tartışmak yerine alelacele getiriliyor, Plan ve Bütçe Komisyonunda liyakate dayanmayan bir tartışma yapılarak bu mesele de böyle geçiştirilmiş oluyor. Bunun yarın öbür gün ciddi sorunlar yaratacağını bir kez daha söylemiş olalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Toparlıyorum.

İfade özgürlüğü açısından, haberleşme özgürlüğü açısından, özel hayatın gizliliği ve bilgiye erişim hakkı üzerinden baktığımızda bu konuda ciddi sorunlar yaratma potansiyelini taşıyan bir teklifle karşı karşıyayız. Birçok şey yapılabilir ama en önemlisi ifade özgürlüğünü sınırlayan hükümler Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına uygun biçimde yeniden düzenlenmelidir. Bunu özellikle vurgulamak istiyoruz. Erişim engelleme ve içerik çıkarma kararları ancak istisnai, ölçülü, gerekçeli ve etkin yargısal denetime tabi olacak şekilde düzenlenmelidir. Bunu da özellikle vurgulamak istiyoruz. Bant daraltma, platformların topluca engellenmesi ve haberleşme hizmetlerine yönelik müdahaleler olağan yönetim pratiği olmaktan çıkarılmalıdır. Bu kanun teklifi bu tehlikeyi de içinde barındırıyor. Onun için, bu maddelerin yeniden değerlendirilmesi, konuşulması önemli taşıyor.

Dinlediğiniz için teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)