| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 113 |
| Tarih: | 22.07.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada sıklıkla dile getirdiğimiz önemli konulardan biri hasta mahpuslar konusu. Cezaevlerindeki hasta mahpuslar konusunu dile getirmemize rağmen hâlâ çok ciddi sorunların yaşandığını belirtmek isterim. Bir örnek vermek istiyorum: Hasta mahpus Elâzığ F Tipi 2 Nolu Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan 70 yaşındaki Mehmet Şirin Çelik. Mehmet Şirin Çelik 70 yaşında, beynine iki defa pıhtı attı, üçüncüsünde beyin kanaması geçirdi, hastaneye gitti ve sadece basit bir şeymiş gibi bir an önce taburcu ettiler, tekrar cezaevine gönderdiler. Şu anda cezaevinde konuşma güçlüğü, tek başına kalmasının mümkün olamayacağı şekilde bir yaşam güçlüğü çekiyor ama inatla cezaevinde tutuluyor. Bir an önce infazının ertelenmesi gereken bir vakadan bahsediyorum. Dolayısıyla, bunun gibi birçok hasta mahpusun cezaevi koşullarında tutulması çok ciddi ölüm risklerini de beraber getiriyor. Bu konuda adım atılması gerekiyordu. Adalet Bakanlığı bu konuda sözler verdi. Özellikle on ikinci yargı paketinde Adli Tıp Kurumuna dair düzenleme ve hasta mahpuslara yönelik düzenlemeler yapılacağı söylendi ve yine yapılmadı. Yapılmadığından dolayı da bugün cezaevlerindeki hasta mahpusların durumu gerçek anlamda bir ölüm riskini barındırıyor. Mehmet Şirin Çelik'in bir an önce infazının ertelenmesi ve tedavisinin dışarıda sürdürülmesi gerekiyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cezaevi sorunları saymakla bitmiyor. O kadar bir doluluk oranı var ki cezaevinde, şu anda 430 bin kişiyi aşmış durumda 290 bin kapasiteli bir cezaevi gerçekliğinden bahsediyoruz. Cezaevleri ha bire doldurulmaya devam ediliyor, ara sıra da bırakılıyor. NATO öncesi alınanların bir kısmı bırakılıyor ya da herhangi bir konjonktüre göre bir kısım cezaevine tekrar dolduruluyor, bunların çok az bir kısmı bırakılıyor. Tabii, kimse Papaz Brunson kadar şanslı değil, bir telefonla bırakılsın. İçeride cezaevindeki nüfus artmaya devam ediyor fakat koşullar hiç kimsenin katlanamayacağı kadar zor koşullar. Burada en önemli sorunlardan biri, cezaevi doluluklarının, cezaevindeki bu koşulların ortaya çıkmasındaki en önemli sorunlardan biri hukuki belirsizlik. Dolayısıyla, bu belirsizlik devam ettiği sürece bu sorunlar devam edecek. Bakın, on ikinci yargı paketinde infaz düzenlemesine dair inanılmaz sözler verildi. Kamuoyu on birinci yargı paketindeki beklentileri on ikinciye taşıdı; on ikincideki sözler de tutulmadı, şimdi, bakanlık diyor ki: "On üçüncü yargı paketinde, ekimde getireceğiz." Şimdi, herkes ekim ayını bekliyor. Neden ekim ayını bekliyoruz? İşte çalışıyoruz, getir infaz kanununu, hiç geç kalmaksızın, hazır çerçeve yasa da konuşulurken bir an önce infaz kanununu da gerçekleştirelim çünkü herkesin beklentisi bu yönde. Biz bunu ne kadar geciktirirsek bu sorunlar da o kadar büyür, dağ gibi olmaya devam eder. Dolayısıyla da hazır çalışmaya alıştık, getirin infaz kanununu da bir an önce gerçekten Türkiye'nin beklediği... Hepimiz birbirinin hassasiyetine dikkat göstereceğimiz bir zemindeyiz, bu hassasiyeti çok doğru bir yerden değerlendirelim, adalet, hukuk ve yasalar konusunda gerekli adımları bu süreçte bütünlüklü bir şekilde hayata geçirelim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye iş cinayetlerinde rekortmen bir ülke. Her gün ortalama 6 işçi katlediliyor. 2025 yılında 2.700 işçi katledildi, 2026'nın günümüze kadar olan rakamı bini geçti ve bu katledilen işçilerin, işçi cinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerin maalesef yüzde 10'u da çocuk ve bu iş cinayetleri devam ediyor. Neden bu iş cinayetlerini durduramıyoruz? Gerçi Türkiye'de artık bu, maalesef olağan bir hâle gelmiş, Türkiye'de herkes şunu biliyor ki her gün 2 kadın katledilecek, her gün 6 işçi katledilecek. Bu bizim değişmez rutinimiz, acı ama gerçek. Peki, neden her gün ortalama 6 işçi katlediliyor? Çünkü bakın, 4 tane şehir, dört tane olay: Kartalkaya yangını, İliç maden faciası, Gayrettepe'deki ortaya çıkan yangın, Dilovası davası. Bu 4 dava burada sıklıkla gündeme geldi. Bu davaların arkasında yatan neydi? Bir kere, her şeyden önce denetimsizlik yani kamunun sorumluluğu söz konusuydu ve bütün bu sorumsuzluğa rağmen bir cezasızlık politikasının hâkim olduğunu da biliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin, buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimdi bu kadar bir cezasızlık anlayışı varsa, kamu kendisini koruyacak bir şekilde denetimden yoksun bir kamu düzeni var etmişse ister istemez de bu vakalar karşımıza çıkıyor ve bu vakaların olması demek aslında işçi cinayetlerinin de kendisini her geçen gün büyüterek devam etmesi demek. Bundan on yıl önce ortalama 4 işçi yaşamını yitiriyordu, bundan beş yıl önce ortalama 5 işçi yaşamını yitiriyor, bugün 6 işçi. Önümüzdeki on yılda eğer bu denetimsizlik, bu hukuk dışılık, bu cezasızlık politikaları devam ederse bu cinayetler de devam edecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, cezasızlık, denetimsizlik deyince, bugünlerde biliyorsunuz çok tartışılan bir konu, Ahbap davası söz konusu. İşin bu boyutu da var yani bir taraftan iş güvenliği, çalışma yaşamında nasıl bir denetimsizlik varsa işin bu tarafına döndüğümüzde, mali suçlar alanındaki bu yaşananları da gördüğümüzde bu alandaki denetimsizliği de görüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimdi, aslında balık baştan kokar. Bu ülkenin bütçesine baktığınızda ne kadar denetimden yoksun olduğunu bütçe rakamları her ay açıklandığında görüyoruz yani Hazine kendini kontrol edemiyor ki kalkıp Türkiye'de yaşanan mali işlemleri kontrol edecek. Dolayısıyla da dönüp baktığımızda, depremzedelere yönelik böyle bir vicdani iklimde bu denetimsizlikten kaynaklanan bu yapılar ister istemez bu yolsuzlukları da bu suistimalleri de ortaya çıkarıyor. Bakın, bunun en güzel örneği şu: Hatay depremi yaşandığında Kızılay çadır sattı bu ülkede. Şimdi, Kızılayın çadır satması işte bu Ahbap gibi çeşitli oluşumların aslında olanağını yaratıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakikanız.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Dolayısıyla, iklimi bu oluşturuyor. Böyle bir iklimde, bu bataklıkta her türlü olay hayata geçer ve geçiyor da. Görüyorsunuz, milyarlarca liralık bir yolsuzluk; bunun nedeni kamudur, bunun nedeni denetimsizliktir ve bunun sorumlusu aynı zamanda iktidardır, Meclistir de. Meclis de bu sorumluluktan kaçamaz, Meclisin bir görevi de denetlemektir. Meclis, burada çoğunluk sayısına sahip olan iktidar bunlara sessiz kalırsa tabii bu vakalar da alır başını gider. Bunlar soruşturulmalı ve tekrarı mutlaka engellenmelidir.
Sayın Başkan, son olarak, madem bundan bahsettik, yine yolsuzluğun bir başka yuvası da futbol. Türkiye Futbol Federasyonu hâlâ neden istifa etmiyor, anlamıyoruz. Şike var, bahis var, transferler almış başını gitmiş; inanılmaz bir yolsuzluk zemini oluşturmuş. Dolayısıyla futboldaki bu kadar şaibe söz konusu hiçbir denetim yok, hiçbir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son dakikayı verdim.
Teşekkür ederim Sayın Temelli.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Başkan hep futbol gelince burada kesiliyor. Futbolu bir türlü dün de tamamlayamadık, bugün de tamamlayamadık.