GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:115
Tarih:24.07.2026

YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 15'inci maddeyle ilgili konuşma aldım ama ben bugün toplumun kanayan yarası engellilerle ilgili görüşlerimi bildirmek istiyorum.

Sosyal devlet olmanın gerçek ölçüsü en güçlüye ne sunduğumuz değil, en fazla desteğe ihtiyaç duyan vatandaşımızın elinden ne kadar tuttuğumuzdur. Bugün burada sadece sosyal yardım meselesini konuşmayacağım. Asıl üzerinde durmak istediğim konu, engelli bir evladını ömür boyunca sırtında taşıyan annenin, babanın ve ailesinin yükünü devlet olarak ne kadar paylaşabiliyoruz? Çünkü engellilik bir ay süren, bir yıl süren geçici bir durum değil, çoğu zaman ömür boyu devam eden bir hayat gerçeğidir. Bugün ülkemizde evde bakım yardımı hane gelirine göre değerlendirilmektedir. Gelir sınırı birkaç yüz lira aşıldığında ağır engelli bireyin bakım ihtiyacı hiç değişmemesine rağmen destek kesiliyor. Soruyorum: Engelli bireyin ilaca ihtiyacı azalıyor mu? Bakım ihtiyacı ortadan mı kalkıyor? Refakat, özel eğitime, yardımcı cihaza olan ihtiyacı son mu buluyor? Hayır. Ama sistem engelli bireyin ihtiyacını değil, çoğu zaman hanenin gelir hesabını esas alıyor. Üstelik vatandaşımızdan gelen şikâyetler bununla da sınırlı değil. Evdeki birkaç eşya buzdolabındaki birkaç gıda ürünü komşunun ya da hayırseverin yaptığı bir yardım.; bunlar bazen ailenin ekonomik durumu hakkında ölçü kabul edilebiliyor. Engelli bir insanın onuru, evindeki eşyayla, dolabındaki yiyecekle ölçülebilir mi?

Değerli milletvekilleri, bir de Avrupa'daki uygulamalara bakalım: Belçika, Hollanda, Danimarka, İsviçre ve Norveç'te devlet "Bu ailenin geliri ne kadar?" sorusundan önce "Bu engelli bireyin bağımsız yaşayabilmesi için neye ihtiyacı var?" sorusunu sorar. Bu ülkedeki kişisel bakım desteği, evde bakım hizmetleri, iş koçluğu, ulaşım desteği, konut uyarlamaları ve destekli istihdam birlikte yürütülmektedir. Örneğin, Belçika'da engelli bireylere aylık temel bakım desteğinin yanında, bakım ihtiyacına göre yıllık 10 bin avrodan 9 bin avronun üzerine kadar ulaşılabilen kişisel destek bütçeleri sağlanabiliyor. Bizde ise çoğu zaman birkaç yüz liralık gelir artışı nedeniyle yardım kesiliyor. Bir tarafta engelli bireyin hayatını kolaylaştıran anlayış, diğer tarafta engelli bireyin yardımını kesmeye gerekçe arayan bir sistem. İşte, aramızdaki temel fark bu.

Diğer yandan, otizm ve Down sendromlu vatandaşlarımızın yaşadığı sorunlar ise bunun da ötesinde; yıllarca eğitim alıyorlar, EKPSS'ye hazırlanıyorlar, başarılı da olanlar var ama aileler diyor ki: "Çocuklarımız yerleşemiyor, yerleşen bile uygun kadro bulamıyor. İşe başlayamıyor da çalışamıyor." Hiç bugüne kadar da KPSS'yle bu şekilde başlayan bu tip hastalar görülmedi. Avrupa'da ise devletin temel yaklaşımı şudur: Bu bireyin nasıl çalıştırılabileceğidir. Bizde ise ne yazık ki çoğu zaman şu anlayış hâkim oluyor: "Bu birey çalışabilir mi?" İşte sosyal devlet anlayışı arasındaki fark tam da budur. Biz, engelli vatandaşlarımızın yardım bekleyen insanlar değil, üreten, çalışan, toplum içinde onuruyla yaşayan bireyler olmasını istiyoruz çünkü sosyal devletin görevi insanları ömür boyu yardımına muhtaç bırakmak değil onlara kendi ayakları üzerinde durabilecekleri şartlar oluşturmaktır. Gelin, engelli vatandaşlarımızın sesine kulak verelim. Gelin, Avrupa'daki başarılı örnekleri inceleyelim ve gelin, engelli bireyleri prosedürlerle yoran değil hayatlarını kolaylaştıran bir sistemi hep birlikte inşa edelim. Bu kanadı kırık annelerin, babaların dertlerine derman olalım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)