GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:116
Tarih:28.07.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sevgili yurttaşlar; Yükseköğretim Kanunu Teklifi üzerine partim adına söz almış bulunuyorum. Bu teklifte, üniversitenin özünü kavramaktan son derece uzak bir biçimde teknik meseleler, akademik meseleler ve etik meseleler hep birlikte bir düzenlemeye konu ediliyor. Teklifte, öğrenci affıyla ilgili düzenleme var, vakıf üniversitelerine, vakıf üniversitelerinin geleceğine ilişkin düzenleme var. Üniversite açısından neredeyse ölümcül bir durum olarak öğretim elemanları için yeniden güvenlik soruşturması ve arşiv incelemesi öngören düzenleme var. Bunların her birini maddeler altında elbette tek tek değerlendireceğiz fakat kanun teklifinin geneli üzerinde konuşurken öncelikli olarak bu teklifi önümüze getiren siyasal akla, onun üniversite yorumuna ve çeyrek yüzyıllık iktidar süresince üniversiteyle ilgili tasarruflar, tedbirler, müdahaleler siciline bakmak gerek. Diğer bir deyişle, önümüze bir teklif geldiğine göre o teklifi kimin getirdiğine bakmak gerek. Bu bağlamda, şu soruyu sormak kaçınılmaz hâle geliyor: Üniversiteyi viran eden iktidar üniversite ve üniversitenin geleceği konusunda bu topluma ne söyleyebilir? Önümüzde sadece bir kanun teklifi yok, önümüzde çeyrek asırlık bir üniversite politikası var. En basit, en temel hak arayışında öğrencisini damgalayan, idari personelini üniversitenin asıl bir bileşeni olarak görmeyen, onun hafızası ve bilim emekçisi olarak görmeyen, en kıymetli ve çok güç yetişmiş akademik kadroların onurunu çiğneyerek bin türlü hakaretle meslekten ihraç eden ve hayattan da ihraç etmeye yeltenen, yine öğrencisini ve öğretim elemanını sabah baskınlarıyla evinden gözaltına alan, tutuklamalara maruz bırakan bir siyasi iktidar önümüze bir kanun teklifiyle geliyor. Bu gerekçeleri paranteze alarak bu kanun teklifi üzerine konuşamayız. Buna ne akademinin ne de ülkenin tarihî ve hafızası izin verir. Kusura bakmayın, üniversiteyi yarı yarıya öldüren bir iktidarın yüksek öğrenim alanını düzenlemeye yeltenen her adımı bizi suç mahalline geri dönen suçlunun psikolojisini hatırlatıyor. Bu kanun teklifiyle suç mahalli de geri dönüyorsunuz. Size "Hoş geldiniz." diyemiyoruz, size suçlarınızı hatırlatarak başlamak zorundayız. Teklifiniz üniversite affı çıkarırken, öğrenciyi "terörle irtibatlı, iltisaklı, vesaire." diyerek ayırıyor. Peki, insanca barınma ve yaşama hakkı mücadelesi veren öğrenciyi ve ifade özgürlüğü temelinde politik alana ilişkin eleştirilerini dile getiren akademisyeni damgalayan bir iktidar bu irtibat ve iltisaka hangi adil mekanizmalar aracılığıyla karar verecek? Bilgi Üniversitesi gibi vakıf üniversitelerinin en iyi örneklerinden birini gözünü kırpmadan kapatabileceğini gördüğünüz bir siyasi iktidar ve onun üniversite düzeninin bekçisi YÖK mü vakıf üniversitelerinin faaliyetlerine devam edip etmeyeceğine, faaliyetlerinin askıya alınıp alınmayacağına ya da fiillerin ağırlığına göre kapatılıp kapatılmayacağına karar verecek? Evet, bu teklifte bunlar var. Öğretim elemanlarının göreve atanmalarında yeniden güvenlik soruşturması ve arşiv incelemesinden geçirilmeleri meselesi var. Akademisyenliği tümüyle, keyfi, idari ve adli tasarrufların insafına terk eden, akademik kapasiteyi ve liyakati ikincilleştiren bir güvenlik soruşturması sistemi yeniden hortlatılıyor. "Vesayetçi, vesayetçi" diyerek yerden yere vurduğunuz bir sistem sizin ellerinizde yeniden hortluyor; olan budur. Sorgulama yeteneğini yitirmiş, toplum hayatının aksaklık ve noksanlarına duyarsızlaşmış, tepkisizleşmiş bir üniversite istiyorsunuz. Kusura bakmayın, bu zombileşmedir; bunu kabul etmedik, etmiyoruz, kabul etmeyeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; modern üniversitenin kurucu düşünürlerinden Wilhelm von Humboldt, iki asır önce, bilimin ancak özgürlük ve yalnızlık içinde yani devletin ve iktidarın müdahalesinden uzak bir ortamda gelişebileceğini söylemiştir. Humboldt'a göre üniversiteler, özerk bireylerin öne çıkarıldığı yahut öne çıktıkları yerlerdir, öyle olmalıdır. Oysa pervasızca otoriterleşen iktidarınız her tür özerkliği büyük bir tehdit olarak görüyor. Bu topraklarda yüksek öğrenimin tarihi Darülfünunun kuruluşunun tamamlanması ve aynı dönem eş zamanlı olarak Tıbbiye ve Mülkiye mekteplerinin kuruluşuyla iki yüz yıla yaklaşan köklü ve sancılı bir tarihtir. Darülfünun, bu anlamda yalnızca bir eğitim kurumu değildi, Osmanlı'nın bilimi kurumsallaştırma çabasının, modernleşme arayışının ve aklı, kamusal hayatın merkezine yerleştirme çabasının simgesiydi. Yeni Osmanlıcı ideolojiniz öykündüğü ya da sözüm ona savunduğu tarihin bile karakterini kavramaktan uzaktır. En başta en köklü kurumları ve bu mirası tahrip ediyorsunuz. Evet, cumhuriyetin yüz yıllık tarihî boyunca üniversitelerin üzerinden baskı eksik olmadı, darbeci anlayışla yapılan düzenlemeler eksik olmadı fakat muazzam bir mücadele ve muazzam kazanımlar da bu baskı tarihine eşlik etti ve siz baskıya değil, baskıyı ve müdahaleciliği misliyle sahiplenerek kazanımlarımıza savaş açtınız. Üniversiteyi kültürel hegemonya savaşının bir cephesi olarak görüyorsunuz. Sonuç olarak soykırımdan ve Nazi zulmünden kaçan bilim insanlarına kapısını açan evrensel bir bilgi ve bilim birikimini tereddütsüz bünyesine katan bir ülkede bugün bütün öğrencisi de akademisyeni de kendisine gidecek başka bir ülke arıyor.

Üniversite özerkliği zayıflatıldı; Boğaziçi dediğimizde, ODTÜ, Ankara Üniversitesi dediğimizde, yıkımı anlattığımızda bize bambaşka bir hikâye söylüyorsunuz. Bu kanun teklifi Komisyonda görüşülürken bunları anlattığımızda YÖK Başkanı bundan tamamıyla farklı bir tablo çizdi. Son birkaç yılda uluslararası endekslerde ilk 500'e giren üniversite sayısının nasıl arttığını -muhtemelen birazdan yine aynı şeyi yapacaksınız- bugünkü Boğaziçinin muazzam başarısını filan anlattı. Paralel evrenlerden konuşmalar dinledik. Atıf, yayın sayısı, puan vesaire sıralamalarına bağlı ve tümüyle nicel göstergeler üzerinden okunan üniversite başarısını her şeyin önüne yerleştirdi. Bu hâliyle bile bu yeterince sorunlu bir açıklamaydı. Ayrıca eğer perişan ettiğiniz ve her türlü baskıyı reva gördüğünüz bir üniversite bugün hâlâ bu önemli endekslerde ilk 500'de görünüyorsa, Boğaziçi ilk 500'de görünüyorsa bunun sizinle ne ilgisi var? Oralarda hâlâ direnen bir akademi var, kadrolarını çok istemiş olmanıza rağmen tümüyle ele geçiremediğiniz bir akademi ve bu kadrolar o başarılara imza atıyor. Bundan da öte, akademik özgürlükler ve bilimsel özerklik gibi nitel kriterler açısından baktığımızda durum çok vahimdir. Çeşitlilik Demokrasisi Enstitüsü dünya genelinde son on yılda akademik özgürlük alanında en büyük irtifa kaybını da sadece birkaç gün önce açıkladı ve bu ülkeleri sıraladı. Küresel ölçekte üniversitelerin ve bilim insanlarının özerkliğini mercek altına alan güncel veriler, eğitim ve araştırma haklarının gerilediği ülkeler arasında Türkiye'nin de üst sıralarda yer aldığını apaçık ortaya koyuyor. Türkiye bugün Nikaragua, Afganistan, Myanmar, Çad, El Salvador ve Filistin'den sonra bu gerilemeyi yaşayan on ülke arasında 7'nci sırada. Akademik özgürlüğün, bilimsel özerkliğin olmadığı yerde bilim üretemeyiz. Ne yazık ki bu iktidar akademik özgürlüğün mahiyetini kavramaktan çok uzak, bu uğurda evrensel ölçekte verilen iki yüz yıllık mücadeleden bihaber. Bu teklifi konuşmaya nereden başlayalım biz?

Değerli milletvekilleri, bu ülke yakın tarihinin en ağır akademik tasfiyelerinden birini yaşadı. OHAL döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle binlerce akademisyen kamu görevinden çıkarıldı, pasaportlarına el konuldu, konferanslara bile gidemediler. Mesele üniversitenin onuruydu, iktidarlarınız döneminde üniversitenin onuruna saldırıldı, telafisi olmayan bir on yıl yaşandı ve bu utanç devam ediyor. Barış imzacıları hâlâ göreve dönemedi ve işte, biz bugün yeniden güvenlik soruşturması düzenlemesini konuşuyoruz.

Bu teklifte olması gereken çok şey hiç yok. AKP iktidarının yıllardır "Kaldıracağız." dediği YÖK'e ilişkin tek bir düzenleme yok. 12 Eylül darbesinin antidemokratik mirası olan ve üniversite özerkliğini ortadan kaldıran YÖK aynen yerli yerinde duruyor.

Teklifte öğrencilerin yoksulluğu da yok, işsizliği de yok. Üniversite sayısı artarken diplomalı işsizliği ve diplomalı yoksulluğu da büyüyor. Karşımıza geçip "Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok." diyorsunuz. Biz üniversite eğitimi mesleki eğitim değildir derken bunu kastetmiyoruz ama siz bunu anlıyorsunuz. Bu ülkeye umut değil mutsuzluk ve umutsuzluk rejimi bıraktınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu teklifte vakıf üniversitelerinde öğrencileri ve akademisyenleri mağdur eden eşitsizlikler yok, fahiş öğrenim ücretleri yok. Vakıf üniversitelerinde bir gecede yaşanan kıyım yok. Vakıf üniversitelerinde sessiz sedasız bir kıyım yaşandı, yüzden fazla akademisyen işten çıkarıldı.

Bugün üniversitelerin konuşması gereken konulardan biri de yapay zekâ çağının eğitim ve çalışma hayatında yaratacağı dönüşümdür ki bu teklifte bunun esamisi yok. İhtiyacımız olan akademik özgürlüğü güvence altına alan, üniversite özerkliğini güçlendiren, öğretim üyelerine iş güvencesi sağlayan, öğrencilerin eğitim hakkını genişleten, gerçek bir yükseköğretim reformudur. Bu teklif bu nitelikte değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ, Yeni Parti ve CHP sıralarından alkışlar)