GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:117
Tarih:29.07.2026

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yükseköğretim sistemi, bilimsel üretimin niteliğini artıran, etik ilkeleri güçlendiren, liyakati esas alan ve kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlayan bir şekilde yeniden düzenlenmelidir. Bu kanun teklifinde, katılımcı yönetim yerine merkezî idare güçlendirilmekte, üniversitelerin bilimsel kapasitesini güçlendirecek, özerkliğini artıracak bir yaklaşım ise görülmemektedir.

Buradaki bazı düzenlemeler oldukça tartışmalıdır. Mesela, öğretim elemanlarına güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile akademik yeterlilik yerine idari ve siyasi bir yaklaşım üniversitede bilimsel özgürlüğün ve düşünce zenginliğinin aleyhinedir. Geçmişte güvenlik soruşturmalarının yol açtığı mağduriyetler hâlâ hafızalarda, Anayasa Mahkemesi daha önce bu alandaki düzenlemeleri iptal etmiş olmasına rağmen şimdi de bunu akademiye mi taşıyacağız? Üstelik sınırları tam belirlenmemiş düzenlemelerin fişlenme endişesiyle otosansüre yol açması da kuvvetle muhtemeldir.

Eğitim alanında birçok sorunumuz var, bu torba kanun teklifine dâhil edip çözebilirdik ama maalesef görmezden gelindi. Mesela, bu teklif, üniversite öğrencilerinin barınma sorununa kalıcı bir çözüm üretiyor mu? Hayır. Bugün üniversite öğrenci sayısı 7 milyonu aşmıştır. Buna yetecek kadar yurt ve yatak var mı? Hayır. Öğrenciler ya özel yurtlara gitmekte ya da eğitime ara vermekteler. Son yıllarda kira artışı ve burs ve kredi artışları arasındaki makas giderek açılmıştır. Öğrencilere verilen destekler yeterli düzeyde değildir. Kayyum rektör uygulamasına bir çözüm var mı? Hayır. Rektör atama sistemi olarak üniversite bileşenlerinin iradesini esas alan demokratik bir seçim yerine mevcut merkezî atama sistemi aynen korunmaktadır. Üniversitelerin akademik iradesi yoksa gerçek anlamda bilim de üretemezler. Özel eğitim öğretmenlerine bir çözüm var mı? Hayır. Bu öğretmenler uzun yıllardır düşük ücret, güvencesiz ve ağır çalışma koşullarıyla karşı karşıyadır. Yıllardır bekledikleri taban maaş güvencesi, iş güvencesi ve sendikal haklara ilişkin hiçbir düzenleme getirilmemektedir.

Ücretli öğretmenlere bir çözüm var mı? Hayır. Eşit işe eşit ücret kuralı gereği aynı görevi yapan öğretmenler arasında kadrolu, sözleşmeli, ücretli ayrımı kabul edilebilir değildir. Bu öğretmenler düşük ücretle, iş güvencesinden ve sosyal haklardan yoksun bir şekilde çalıştırılmaktadır. Eğitim ve temel bir hizmet güvencesiz istihdam modeliyle sürdürülemez.

Mülakat mağduru öğretmenlere bir çözüm var mı? Hayır. KPSS'de yüksek puan alan öğretmen adaylarının mülakatlarda elenmesi yıllardır kamu vicdanını yaralamıştır. Sınav başarı sıralamasını değiştiren ve denetlenemeyen sözlü sınav sistemi liyakat ilkesini zedelemiştir. Bu nedenle, sayılarının 1.611 olduğu ifade edilen mülakat mağduru öğretmenlerin haklarının iade edilerek atamalarının derhâl yapılması, sorunun kalıcı bir şekilde çözülmesi ise şarttır.

Engelli üniversite öğrencilerinin sorunlarına bir çözüm var mı? Hayır. Teklifte, engelli öğrencilerin üniversite yaşamını kolaylaştıracak herhangi bir yapısal düzenleme bulunmamaktadır. Oysa erişilebilir kampüsler, uygun fiziki altyapı, ders materyallerinin erişilebilir formatlarda hazırlanması ve akademik destek hizmetleri çağdaş eğitimin vazgeçilmez unsurlarıdır.

Kamusal ve nitelikli yükseköğretime dair bir şey var mı? Hayır. Yükseköğretim sistemi yalnızca sınavlardan ve idari düzenlemelerden ibaret değildir, öğrencilerin barınma, beslenme, ulaşım, sağlık ve eğitim giderleri de bu sistemin ayrılmaz parçalarıdır. Gerçek reform, öğrenciyi merkeze alan, kamusal niteliği güçlendiren, fırsat eşitliğini sağlayan ve sosyal destekleri insanca yaşam düzeyine çıkaran bir anlayışla mümkündür.

Şimdi de teklifin birinci bölümünde yer alan maddelere kısa kısa değinmek istiyorum.

Teklifin 1'inci maddesinde, tıp ve diş hekimliği alanında öğrenim gören yabancı uyruklu uzmanlık öğrencilerine döner sermaye ek ödemesi yapılmayacağı öngörülmektedir. Oysa Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği kararlar var; aynı klinikte çalışan, aynı nöbeti tutan, aynı emeği veren, aynı mesleki riski paylaşan kişiler arasında yalnızca vatandaşlık statüsü nedeniyle ücret bakımından ayrım yapılmamalıdır.

Teklifin 3'üncü maddesinde, üniversitelerin sözleşmeli öğretim üyelerine ilişkin teklif yetkisi görüş bildirme seviyesine indirilmektedir. İlk bakışta yalnızca terminolojik gibi gözüken bu değişiklik, karar yetkisini daha da merkezileştirmekte, yükseköğretimin ihtiyaç duyduğu esnekliği ve kurumsal özerkliği zayıflatmaktadır.

Teklifin 5'inci maddesinde, azami öğrenim süresini dolduran son sınıf öğrencilerine ek sınav ve tamamlama hakkı verilmesi, özellikle tıp fakültelerinin intern öğrencilerinin yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi bakımından önemlidir. Ancak sorun sadece son sınıf öğrencileriyle sınırlı değildir. Bugün birçok öğrenci ekonomik kriz, barınma ve beslenme güçlüğü nedeniyle eğitimine ara vermek zorunda kalmaktadır. Bu yüzden ara sınıflardaki öğrenciler bakımından da bir düzenleme daha hakkaniyetli olacaktır. Özellikle tıp fakültelerinde internlük döneminin niteliği dikkate alınarak bu dönemin azami öğretim süresi hesabının dışında tutulması daha kalıcı bir çözüm olacaktır.

Teklifin 6'ncı maddesinde gelirsek, akademik etik güçlendirilmeli ancak hukuki belirsizlik oluşturulmamalıdır. Kanun koyucu hangi katkının bilimsel destek, hangisinin etik ihlal olduğunu tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlemelidir.

Madde 7'de disiplin hukuku fikir ve ifade özgürlüğünü baskılamayacak şekilde uygulanmalıdır. Geçtiğimiz günlerde NATO Zirvesi sırasında gerçekleştirilen protestolar nedeniyle çok sayıda üniversite öğrencimiz tutuklandı. Mesela Zelina Yavuz ODTÜ havacılık ve uzay mühendisliğini dereceyle kazanmıştır ve şimdi tutuklu bulunan 16 kızımızdan birisidir, çok sayıda erkek öğrencinin de tutuklulukları devam etmektedir. Gelişmiş ülkeler bu gençleri el üstünde tutarken biz ise kodeslere tıkıyoruz.

Madde 8'de tüm hastanelerin döner sermaye sisteminde köklü bir reforma ihtiyaç vardır. Bugün hem üniversite hem de devlet hastanelerinde sağlık çalışanları bilimsel ve nitelikli sağlık hizmeti üretmek yerine performans öncelikli bir çalışmanın baskısıyla karşı karşıyalar. Sağlık çalışanlarının gerçek ihtiyacı ise emekliliğe yansıyan, tek kalemde ödenen ve akademik emeği esas alan adil bir ücret reformunun hayata geçirilmesidir.

Madde 10'da kamusal kaynaklarla üretilen bilgi ve teknolojilerin denetimsiz bir şekilde özel şirketlere aktarılması riskine karşı gerekli güvenceler oluşturulmalıdır. Ayrıca, buluşlardan elde edilen gelirin en az üçte 1'inin araştırmacıya bırakılması yönündeki düzenleme de tartışmaya açıktır çünkü her araştırma projesinin maliyeti, riski ve ticarileşme potansiyeli birbirinden farklı olduğu için sabit bir oran yerine daha esnek ve hakkaniyetli bir model oluşturulması gerekmektedir.

Madde 11'de devlet üniversitelerinin yurt dışında yerleşke açmasına ilişkin karar yetkisi büyük ölçüde Cumhurbaşkanına bırakılmaktadır. Buna karşılık, üniversitelerin karar mekanizmalarına ne ölçüde ve bu süreçlere ne kadar katılacağı açık bir şekilde düzenlenmemektedir. Hangi ölçütlere göre belirleneceği, hangi ülkelerde faaliyet göstereceği, akademik denetimin nasıl yapılacağı ve bu yatırımların hangi bütçeyle finanse edileceği gibi meseleler teklif metninde açıklığa kavuşturulmamıştır.

Madde 12'de akademik sahteciliğin önlenmesi desteklenmektedir. Bilimsel ünvanların emekle kazanılması üniversitenin saygınlığı açısından vazgeçilmezdir ancak teklif metninde kullanılan "kısmen yazdırma" "aracılık etme" gibi kavramlar yeterince açık değildir. Bilimsel danışmanlık, ortak araştırma, editörlük, metodolojik katkı veya akademik iş birliği ile etik ihlal oluşturan fiiller arasında sınırlar kanunda net olarak tanımlanmamıştır. Bu belirsizlik uygulamada farklı yorumlara ve keyfî değerlendirmelere yol açabilir.

Değerli arkadaşlarım, hazır yeri gelmişken Bakan Yusuf Tekin önce ortaya bir şey atıyor her zaman, sonra biz cevap verince de rahatsız olup bizi mahkemeye veriyor. Şimdi de "Kurtuluş Savaşı" ifadesinden rahatsız olmuş, müfredattan çıkarılacağını söylemiş ve eklemiş: "Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı." demiş. Şimdi, Kurtuluş Savaşı'yla neyden kurtulduğumuzu bir asır sonra Millî Eğitim Bakanına yeniden anlatmaktan hicap duyarım ama Yusuf Tekin bilmelidir ki biz orada sadece işgalcilerle değil, saltanat ve hilafet adına millî güçleri sırtından vuran bozguncu ve bölücülerle de çarpıştık. Osmanlı Devleti vardı evet ama Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Anzavur da vardı, İsmet İnönü de vardı ama Ethem ve Ali Kemal de vardı. Yusuf Tekin şimdi söyle bakalım: Kurtuluşun mu tarafındasın yoksa Yunan uçaklarıyla bildirisi atılan Mustafa Sabri'nin mi tarafındasın?

Teşekkür ediyorum.