| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 117 |
| Tarih: | 29.07.2026 |
YENİ PARTİ GRUBU ADINA FETHİ AÇIKEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine Yeni Parti Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi ve vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Genel Kurulda görüşmekte olduğumuz kanun teklifi AKP hükûmetlerinin Türkiye'de en fazla zarar verdiği üç temel alandan birincisi yani eğitim ve yükseköğrenim alanı üzerindedir. AKP'nin son yirmi beş yılda yükseköğrenim kadar zarar verdiği diğer iki alan, şüphesiz, adalet ve hukuk sistemi ile ekonomi, üretim ve bölüşüm alanlarıdır. Bilhassa AKP eliyle geçtiğimiz on yıllar boyunca yürütülen öngörüsüz ve plansız yükseköğretim politikaları yüzünden istihdam, mesleki beceri ve kalkınma stratejileriyle entegrasyon sağlanamamış ve ciddi kurumsal kopukluklar yaşanmıştır. Akademi dünyamızda ortaya çıkan ve yaygınlaşan siyasi kayırmacılık, ahbap çavuş yerleştirmeleri ve akademik sahtecilikler yüzünden akademik kadrolarda ciddi nitelik ve liyakat kaybı yaşanmıştır. Bir günde ilan edilen paraşüt kadrolarla bölümler doldurulmuş, muhalif olduğu düşünülen akademisyenler ise hem kadrosuz bırakılmış hem de mesnetsiz soruşturmalarla yıldırılmıştır. Bu vesayetçi müdahalelerin belki de en çarpıcı örneklerinden biri Boğaziçi Üniversitesidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, oysaki üniversite sistemi, evrensel anlamda bir ülkenin muasır medeniyet kriterleri açısından nerede olduğunun en önemli göstergelerinden biridir. Yükseköğrenim, bir ülkenin hukuk sistemiyle birlikte istihdam politikaları, sektörel ihtiyaçlar, rekabet gücü, yurttaşlık ve demokrasi kültürü açısından ulusal kalkınma ve insani gelişmişlik üzerinde en fazla etki bırakan çarpanlardan biridir. Bu açıdan, maalesef durumumuz parlak değildir. Zira, Türkiye, dünyanın 16'ncı ekonomisi konumunda olmasına rağmen bilimsel makale üretim hacmi açısından 19'uncu sıradadır. Ancak yirmi yıl önce bile ilk 500'de 5 üniversitemiz var iken bugün, 2026'da bu sayı sadece 1 üniversite artarak 6'ya yükselmiştir. ODTÜ URAP ölçümlerine göre ilk 1000 üniversite arasında sadece 15 üniversitemiz vardır ancak atıf etkisi, toplumsal ve sektörel etkiler açısından ilk 500'e girebilen tek bir üniversitemiz dahi yoktur. Dünya ekonomisinde ve akademik üretimde vasata çıpa atılmış durumdadır. Ancak daha da vahimi, ülkelerin demokrasi düzeyini ölçen V-Dem Endeksi'ne göre Türkiye, 179 ülke içinde 140'ıncı sıraya düşmüş, seçimli otokrasi konumuna gerilemiştir.
Değerli milletvekilleri, bugün Üsküdar Belediye Başkanımız ve Türkiye'nin az sayıdaki yüksek gemi mühendislerinden biri olan Sevgili Sinem Dedetaş Başkanımız gözaltına alınmıştır. Bu gözaltına alınış süreci de bu seçimli otokrasi statüsüne gerileyişimizin göstergesidir. Sinem Dedetaş uzmanlığı ve kamu yönetimi tecrübesiyle öne çıkmış bir kadın bürokrat ve başarılı bir kamu yöneticisidir. Bu sabah bu büyük hukuksuzluğun mağduru olmuştur tıpkı daha önce büyük bir hukuksuzluğun mağduru olan milyonların Cumhurbaşkanı adayı Sayın Ekrem İmamoğlu'nun üniversite diplomasının üniversite özerkliğinin ve kurumsal bağımsızlığının hiçe sayılarak iptal edilmesi örneğinde olduğu gibi. Bu iki örnek Türkiye'de üniversitelerin özerkliğine vurulan vesayetin vahim iki göstergesidir. Bugün Hükûmetin YÖK Kanunu'na dair mevcut teklifleri bu kötüleşen demokratik ve ekonomik göstergeler göz önünde bulundurularak tartışılmalıdır. Zira, mevcut yasa teklifleri, akademik sahtecilik ve hırsızlıkla ilgili teklifi de göstermektedir ki AKP iktidarı süresince akademik sahtecilik maalesef bir ekonomik sektör ve kariyer kanalı hâline gelmiştir. Master, doktora tezleri yazdırma, akademik hırsızlık ve sahte yayıncılık âdeta sektörleşmiştir. Türkiye Akademisi maalesef Avrupa Konseyinin ve OECD'deki GRECO ve FATF kriterlerine benzer bir tabirle neredeyse en istisnai akademik yolsuzluk ve sahtecilik ülkesi konumuna gerilemiştir. İktidarın akademik sahtecilikle ilgili teklifi de göstermektedir ki Türkiye'de akademik üretim ciddi bir çürümeyle karşı karşıyadır. Bizatihi bu yasa teklifi AKP'nin inşa ettiği akademik düzene dair âdeta bir itirafname niteliğindedir. Peki, sormak gerekir: AKP eliyle doçentlik yabancı dil sınavı dahi 65'ten 55 puana düşürülürken ve akademik yayın kriterleri geçtiğimiz on yıllar boyunca sulandırılırken ve merdiven altı yayın sektörünün semirmesine göz yumulurken bu süreçlerin sorumlusu kimdir, bu iktidar değil midir?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu torba kanun teklifinde öğrenci affı gibi, denklik düzenlemeleri gibi yani bizlerin Yeni Parti Grubu olarak desteklediğimiz haklı bir karşılığı olan öğrencilerimizin, ailelerin ve eğitim camiasının uzun zamandır dile getirdiği beklentileri bir ölçüde karşılayan düzenlemelere tabii ki destek veriyoruz ancak öğrenci affı gibi olumlu tek tük düzenlemelere karşı bu yasa teklifi AKP'nin yükseköğretimde yarattığı tahribatı gizlemeye dönük ve üniversitelerde vesayeti arttırmayı amaçlayan temel kanunun arasına serpiştirilmiş kısıtlayıcı düzenlemeler içeren bir torba kanun niteliğindedir. Zira bu kanun teklifi ne yazık ki Türkiye'de yükseköğrenim stratejileri açısından çok yaşamsal olan gençlerin meslek ihtiyaçlarına, mesleki beceri taleplerine hitap eden bir nitelik taşımamaktadır. Üniversite mezunu tüm beyaz yakalıları tehdit eden yapay zekâ devrimi karşımızda dururken, Türkiye'de sadece eğitim fakültelerinden ve iktisadi idari bilim fakültelerinden mezun 1 milyondan fazla işsiz gencimiz iş ararken bir planlama ve stratejik uzgörü geliştirilme çabasına girişilmemiştir. Bakınız, ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerimizin oranı yüzde 30'lara dayanmıştır, OECD'de bu rakam yüzde 14, Avrupa Birliğinde ise yüzde 12'dir. İşte bu mesleki ve eğitimsel planlama eksikliği yüzünden doktorlarımız, mühendislerimiz, akademik kadrolarımız, akademik, yolsuzlukla ve fason yayınlar yapan sahteci adaylarla rekabet edip yarışamadıkları ve kadrosuz bırakıldıkları için umutlarını, geleceklerini Avrupa'da, Batı'da arıyorlar. Bu yüzden akademik camia içinde büyük bir nitelik, kadro ve ücret eşitsizliği ortaya çıkıyor, bölgesel ve kuşaklar arası eşitsizlikler akademinin içinde bile derinleşiyor.
Değerli milletvekilleri, bu yasa teklifinin getirmek istediği güvenlik ve arşiv soruşturması da göstermektedir ki Anayasa'ya, temel hukuk ilkelerine ve masumiyet karinesine aykırı olarak sadece siyasi intibaya, iftiraya, jurnalciliğe, gizli tanıklara ve mesnetsiz şikâyete bağlı olarak akademik atanma kriterleri rahatlıkla suistimal edilebilecektir. Getirilmek istenen güvenlik soruşturması mekanizmaları, Türkiye'de akademinin içine sokulduğu siyasi kastlaşma ve ideolojik dışlama mekanizmalarına yeni bir halka ekleyecektir. Tıpkı geçtiğimiz günlerde TEMA gönüllüleriyle birlikte gözaltına alınıp ardından tutuklanan Ankara Üniversitesi Mülkiye hocası Doçent Doktor Emel Memiş'in mesnetsiz ve müphem gerekçelerle tutuklanması örneğinde olduğu gibi, akademisyenlerin iftira, şikâyet bir intibaya bağlı olarak soruşturma geçirmeleri Anayasa'ya ve hukuk ilkelerine aykırıdır. Bu yaklaşım, Türkiye'de bilim insanlarına ve üniversitelere duyulması gereken güvenin eksik olduğunun, kampüslerde ve bürokratik mekanizmalarda demokratik çoğulculuk prensiplerinin çalıştırılmadığının bir göstergesidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bina yapmak, beton dökmek; eğer iyi bina yapabilirseniz depreme dayanıklı, beton dökebilirseniz kolaydır. Zor olan, evrensel kriterlere uygun, nitelikli akademisyenlerin istihdam edildiği, istihdam hedefi olan üniversiteler kurmaktır; zor olan, mesleki ve akademik planlamayla gençleri istihdama yönlendirebilmektir. Türkiye'nin ihtiyacı olan, yeni tabelalar ya da kayyım rektörler için tahsis edilen yeni makamlar, paraşütle atanmış yeni kadrolar değildir. Türkiye'nin ihtiyacı, yeni yükseköğretim politikasıdır, yeni bilim politikasıdır. Türkiye'nin ihtiyacı, 21'inci yüzyılın yeni bir kalkınma ve sanayileşme hamlesiyle uyumlu çalışacak liyakatli akademisyenlerdir. Yeni bir ekonomik modeldir Türkiye'nin ihtiyacı. Türkiye'nin ihtiyacı, 21'inci yüzyıl Atatürk cumhuriyetimizin kendine yeterlilik modelidir.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
FETHİ AÇIKEL (Devamla) - Türkiye'nin ihtiyacı, bilimsel özgürlüktür, özerkliktir, yeni nesil kamu iktisadi teşekkülleri, üniversitelerle, teknokentlerle birlikte çalışan yeni planlamacılık modelidir, tüm bunlara uygun olarak inşa edilmiş yeni bir üniversite reformudur. Türkiye'nin ihtiyacı -Sayın Başkan. değerli milletvekilleri- istiklal kavramından kaçınan değil, iftihar eden millî eğitim bakanlarıdır. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Türkiye'nin ihtiyacı, Hasan Ali Yücel gibi bakanlardır. Türkiye'nin ihtiyacı, İsmail Hakkı Tonguç gibi, eğitimcilerdir; Refik Saydam gibi, Türkan Saylan gibi kendini mesleğine adamış, akademik ve mesleki uzmanlığı en üst düzeyde olan vatanseverlerdir.
Yeni Parti Grubu olarak bilim insanlarının, uzmanların, araştırmacıların ve öğrencilerin yanındayız. Muasır medeniyet gereklerine göre çalışan bir üniversite reformunun yanındayız.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)