GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:117
Tarih:29.07.2026

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sayın Başkan, teşekkür ederim öncelikle.

Ben ekran başında bizi izleyen değerli halkımızı ve cezaevindeki yoldaşlarımızı ve yine bilimsel özgürlük ve akademik özerklik için mücadele eden tüm akademisyen ve öğrencileri buradan saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, şunu vurgulayarak başlamak istiyorum: Hakikatle bağ kurmak doğru toplum ve birey olmanın çok önemli bir ayağıdır. Bu anlamda, özgür araştırma ve ifade etme şartların oluşturulması kritik bir rol oynar. İşte, hakikatlerin araştırıldığı ve çoğu zaman üretildiği yerler olarak akademi ve üniversiteler ise tam da bu sürecin merkezinde yer alır. Her şeyden önce akademik özgürlük ve bilimselliği bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Akademik üretim sürecinin doğrudan toplumsal ve siyasal etkiler yaratabileceği unutulmamalıdır. Bugün üniversitelerin en büyük sorunu akademik çalışma özgürlüğünün olmamasıdır. Bu, hem öğrenciler hem akademisyenler bakımından en temel sorunlardan biridir. Örneğin, bir yüksek lisans ya da doktora öğrencisi kendi araştırma konusunu belirlerken önce kendi danışman hocasına, ardından yönetim kurulu kararlarına, senatonun belirlediği bilimsel araştırma esaslarına ve YÖK Kanunu'na bağımlıdır. Danışman hoca, kurul ya da senato hâkim siyaset ve ideoloji algısına göre konuları kabul ediyor ya da reddediyor. Bu, akademik özgürlük ve bilimselliğin önündeki en temel engellerden biridir. Bakın, bunu hemen test edebileceğimiz bir konuya değineyim. Mesela, bir öğrenci demokratik modernite kuramına ilişkin bir araştırma yapmak istese buna onay verecek tek bir üniversite dahi yok. Şimdi diyeceksiniz ki: "Böyle bir yasal engel yok, isteyen çalışabilir." Ancak hepiniz de biliyoruz ki böyle bir pratik söz konusu değil. Bir kere, bu konuyu çalışma çalışmayı kabul edecek olan hocaları maalesef bulamazsınız çünkü çalıştığı anda üniversite yönetiminin ya da YÖK'ün mobbingine maruz kalacağını biliyor, bu konunun meslekten men edilme riskini bile taşıdığını biliyor. Ya da başka bir örnek vereyim: Kürdistan tarihini objektif ve akademik özgürlük bağlamında çalışmak istese buna onay verecek tek bir üniversite yok. Araştırma konuları ya daraltılarak yukarıdan belirleniyor ya da tümüyle engelleniyor. Aslında bu sadece bir tez ya da makale konusu meselesi değil, bir bütün olarak Kürt gerçekliğinin ve kürdistanın akademinin gündeminden dışlanması, meselesidir. Bir toplumun tarihi, dili, siyaseti ve düşünsel birikimi üzerine özgürce araştırma yapılamayan merkezileşmiş bir yükseköğretim sisteminin bilimsel olmayacağı da tümüyle aşikârdır. İşte, üniversitelerdeki baskı yalnızca öğrencilerle sınırlı da değildir. Akademisyenler de aynı ideolojik çerçevenin dışına çıktıklarında ağır bedeller ödüyor. KYK zulmünün bir ayağı olarak barış akademisyenleri bunun en açık örneklerinden biridir. Bu suça ortak olmayacağız bildirisini imzalayan yüzlerce akademisyen hakkında disiplin soruşturmaları açıldı, yüzlercesi ihraç edildi, pek çok akademisyen yıllarca ekonomik ve sosyal tecride mahkûm edildi. Anayasa Mahkemesi sonradan, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiş olsa da bu karar istisnalar dışında uygulanmadı. Hâlen akademisyenleri hedefe koyan, üniversitelere geri dönüşleri engelleyen bir akım maalesef ki hâkim, bugün elimizdeki teklifte bu anlayışı sürdürüyor.

Bakın değerli milletvekilleri, bilimsel özgürlük ve akademik özerkliğin bir diğer yüzü de antidemokratik ve merkezi işleyiştir. YÖK, 12 Eylül faşizminin damgasını taşıyan bir kurumdur. Üniversiteler üzerinde bir tahakküm aygıtı olarak çalışır. YÖK aracılığıyla üniversiteler üzerinde kurulan merkeziyetçi tahakküm, bugün özgür araştırma ve bilimsel çalışmaların önündeki başlıca engellerden biridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

ZÜLKÜF UÇAR (Devamla) - Akademik özgürlük, YÖK merkeziyetçiliğini aşmayı ve üniversitelerde demokratik karar arama yönteminin gelişmesini şart koşar. YÖK'te yoğunlaşan karar ve yönetim tekeli akademik özerkliği imkânsız kılıyor. Bu kanun teklifi de tekeli ve merkeziyetçiliği besleyeceği gibi akademide güvenceli çalışmayı da baltalayacaktır. Örneğin. sözleşmeli öğretim görevlisi uygulaması bir yandan akademisyenleri güvencesiz çalışmaya sürüklüyor, diğer yandan mesleği kaybetme riski ve tehlikesi altında özgürce araştırma yapmaya ve araştırmalarını savunma olanaklarını kısıtlamaya sürüklüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLKÜF UÇAR (Devamla) - Dolayısıyla yasamayı üniversiteler üzerinde bir baskı aracına dönüştürmekten vazgeçin diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)