GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:117
Tarih:29.07.2026

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Sayın milletvekilleri, ilgili kanun teklifinin 6'ncı maddesi üzerine konuşmak için söz aldım. Konuşmama başlamadan önce Üsküdar Belediyemize, Başkanımız Sinem Dedetaş'a yapılan operasyona dair birkaç cümle etmek istiyorum. İktidar Üsküdar Belediyesini kaybetmeyi bir türlü hazmedemedi. Neden? Orası sizin tapulu araziniz mi? Keşke Üsküdar'ı niye kaybettik diye oturup düşünseydiniz, birazcık bu konuları derinlemesine ele alsaydınız. Üsküdarlılar ve halkımız gözaltı görüntüleri utanmadan servis edilen, özel hayatına saldırılan Başkanımıza sahip çıkmak için ilk fırsatta size gereken dersi verecektir. Geçen hafta da bu konuda benzer bir konuşma yaptım, milletimiz atanmışlar üzerinden millî iradeye yaptığınız tüm saldırılara gereken yanıtı mutlaka verecek.

Bir de bir çift sözüm de cübbelerinin ardına saklanarak siyaset yapmaya çalışanlaradır. Eğer siyaset yapmak istiyorsanız cübbelerinizi çıkarın.

Gelelim 6'ncı maddeye: Bu madde yükseköğretimde disiplin ve ceza işleriyle ilgili 53'üncü maddeye ekleme yapıyor. Üniversitelerde başkasının atama, yükselme, derece ünvanına katkısı olacak biçimde onun yerine ücretli ya da ücretsiz olarak bilimsel çalışma hazırlayan kişiler ya da buna aracılık edenler meslekten atılacak. Böyle bir düzenleme ve cezai yaptırım getirilmesi bize göre olumludur. Hatırlanacağı gibi başkaları için tez ve makale gibi bilimsel çalışmalar yapılması neredeyse o kadar artmıştır ki bunu bir geçim kaynağına dönüştürenler vardır. Bu şekilde organize yapılar sosyal medya üzerinden alenen ilan verir olmuşlardır. Bugün basit bir internet taraması yaptım, hiçbir şey değişmemiş; para karşılığında yüksek lisans ve doktora tezi yazan şirketlere ya da tez yazımında size destek olacağını vadeden yüzlerce tez danışmanlık merkezine hâlen ulaşmak mümkündür. Öyle ki piyasada tez ya da makale yazmanın fiyatları bile belli.

Yirmi yıl akademisyenlik yapan bir arkadaşınız olarak, maalesef, söylemek zorundayım ki bu durum göründüğünden çok daha vahimdir. Bugün siyasette ve bürokraside etkin konumda olan pek çok kişinin bu yöntemle başkalarına tez, makale ve bilimsel eser yazdırdığı neredeyse herkesin bildiği bir sırdır.

Son yıllarda hiç olmadığı kadar sahte diploma, sahte yayın ve sahte doçentlik olayları yaşanıyor. Örneğin, Şırnak Üniversitesinde son iki yılda 2 akademisyenin doçentlik unvanı sahtecilik nedeniyle ellerinden alınmıştır. Yine, liselere kadar, bu, diploma sahteciliğinin uzadığını görmekteyiz. Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu 2016-2020 dönemine ait 419 kişinin lise diplomasında sahtecilik tespit etti. Bu 419 kişi yurt dışından aldıkları sahte lise diplomasıyla yabancı öğrenci kontenjanından ülkemizdeki üniversitelere yerleştiler. Bunların 204'ü hukuk, 80'i tıp gibi fakültelere yerleşti. Dikkatinizi çekiyorum, bu son derece organize bir iş ve bu organize işin içerisinde mutlaka bazı bürokratlar da görev almıştır. Bu, sonuna kadar üzerine gidilmesi gereken bir meseledir. Ancak sahte diploma denklik belgesi düzenlemelerine dair inceleme 2016 öncesi ve 2020 sonrasında da uzatılmalıdır. Bu konuda hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmamalıdır, mutlaka, kim nereye uzanırsa uzansın bu konu temizlemelidir. Aksi takdirde üniversiteler asla saygınlık kazanamazlar

Yine, hatırlarsanız, Ankara'da 30 Temmuz 2025 tarihinde kamu kurumları yöneticilerinin elektronik imzalarının kopyalanarak sahte diploma ve sürücü belgeleri düzenlendiği ortaya çıkmıştı. Gazi Üniversitesinden mezuniyet kaydı oluşturarak 39 sahte üniversite diploması hazırlandığı tespit edildi. Aslında konunun çok farklı, derin nedenleri var ama en önemli mesele bir akademik etik ve meslek etiği oluşturamamamız yani akademisyen adayı; mesleğine bağlanmayı, mesleğini sevmeyi değil, o meslek üzerinden unvan alıp bürokrasiye veya siyasete atlamayı daha önemli gördüğü sürece bu sorun çözülemez.

Burada -tabii, uzun uzun konuşabiliriz ama- bir de bölünmüş sadakat meselemiz var. Ne demek bölünmüş sadakat meselesi_ Akademisyen adayı veya akademisyenin; grup, parti, örgüt, tarikat gibi yapılara olan sadakati, akademik etiğin veya meslek etiğinin önüne geçiyorsa partizanca bir tutumla yandaşın korunması arzusu devreye giriyor. Bu elbette sadakatin liyakatin önüne geçmesiyle sonuçlanıyor.

Ben yine bu uzun akademisyenlik süremde şunu gördüm: Bu işi çözmek istiyorsak en önemli mesele akademinin atomu, en temel bileşeni olan araştırma görevlisi alımında çok ama çok liyakat esaslı rekabetçi bir sistem getirmemiz lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Örneğin, geçmiş dönemde YÖK Başkanlığı yapan Yusuf Ziya Özcan döneminde böyle bir sistem getirilmeye çalışıldı. Daha sonra biliyoruz ki siyasetin etkisiyle sulandırıldı. Tekrarlıyorum: Eğer akademisyen alımında vasatın gözünün yaşına bakmayan, çalışkanın, yeteneklinin önünü açan bir sistem getirirsek, bir sınav sistemi getirirsek akademide önemli bir adım atmış oluruz diye düşünüyorum.

Yine bana bu akademik tecrübem üzerine sorarsanız, bu sistemi üniversitelerde en çok bozanlar da rektörlerdir ve onları süper yetkileridir. Bu yetkilerin, bölüm başkanları, seçilmiş senatolar ve dekanlara bölüşülmesiyle önemli bir adım da atılacaktır. Mesele uzun, bütün bu konuları detaylı olarak çalışıyoruz. Çözüm önerilerimiz hazırdır, bunları hayata geçirmek için gün sayıyoruz.

Saygılar sunuyorum. (Yeni Parti ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)