| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 117 |
| Tarih: | 29.07.2026 |
BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklif kamuoyuna tek bir başlıkla anlatılıyor: Öğrenci affı. Oysa aynı metnin içinde Türkiye'nin bilim hayatını yıllarca şekillendirecek hükümler var. Bir gencin okuluna dönme umudu ile akademinin fişlenme riski ayrıca torbaya konulmuş. Birini isteyenin ötekini de yutması bekleniyor. Bu bir yasama tekniği değil, bir pazarlık tekniğidir. Yükseköğretim, bir torba yasaya hapsedilmeyecek kadar önemli bir konudur. 6 milyonu aşkın öğrencinin, 180 bini aşkın öğretim elemanının hayatı söz konusudur. Bu ölçekte bir alan günübirlik ihtiyaçlarla değil uzun vadeli, katılımcı ve bilimsel bir politikayla yönetilir.
Yarıda kalmış bir eğitime geri dönme hakkını biz de savunuyoruz. Hastalık, yoksulluk, iş kaygısı ya da bir kaza yüzünden okuluna veda etmek zorunda kalmış her genç için o kapının yeniden açılmasını isteriz ama kapıyı açmak başka bir şey, o kapıdan geçenin diplomasını alabilmesi bambaşka bir şey. 2022'de çıkarılan af bunu acı bir şekilde bize gösterdi, yüz binlerce öğrenci bu kapsam içindeydi ancak geri dönenlerin sadece yüzde 15,8'i diploma almayla sonuçlandı yani her 6 gençten 5'i o kapının eşiğinde kaldı çünkü af, gencin önündeki engelleri asla kaldırmıyor. Yurt bulamayan öğrenciye af yetmiyor; kirayı, ulaşımı, yemeği düşünen öğrenciye af yetmiyor; gündüz derse, gece işe koşan öğrenciye af yetmiyor. Af, bir kapıyı açıyor ama mezuniyete giden yolu netleştirmiyor.
CHP olarak önerimiz nettir: Afla dönen her öğrenciye yurtta öncelik, düzenli burs, katkı payı ve öğrenim ücretinde kolaylık, barınma, iaşe ve ulaşım desteği sağlanmalıdır; aksi hâlde, bu düzenleme, gençlerimize verilen bir hak değil bir umut olarak kalır.
Teklifin en sakıncalı bölümü ise 26'ncı maddedir. Bu maddeyle, 7315 sayılı Kanun'un kapsamına devlet ve vakıf üniversitelerinde görev yapacak bütün öğretim elemanları ekleniyor yani bir akademisyenin kadroya atanması artık bilimsel yeterliliğinin yanı sıra soruşturma dosyasının sonucuna bağlanıyor. Bu düzenlemenin niyeti güvenlik olabilir ama asıl mesele sonucudur. Eğer sonuç... Hangi konuyu çalışacağına karar verirken tereddüt eden bir doktora öğrencisi bulgusuna yayınlanmadan önce "Başıma ne gelir?" diye düşünen bir araştırmacıysa orada güvenlik değil, otosansür üretilmiş demektir. Bir ülkeyi asıl zayıflatan söylenen cümleler değil, korkudan hiç söylenmeyen cümlelerdir. Akademisyenin bu ülkeye bağlılığını Anayasa'ya, hukuka ve kamu yararına bağımlılıkla ölçmek gerekir, hiçbir iktidara biatla değil. Güvenlik soruşturması bir sadakat testine dönüştürülemez. Bir öğretim üyesinde aranacak ölçüt bilimsel üretim, araştırma kapasitesi, ders verme yeterliliği ve akademik etiğe bağlılıktır ve bunun adı da liyakattir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak YÖK'ün merkezî vesayetinden arınmış, bilimsel, idari ve mali özerkliğe kavuşmuş, rektörünü kendi iradesiyle belirleyen, akademik yükselmede tek ölçütü bilimsel başarı ve etik olan, öğrencisinin yönetimde söz sahibi olduğu, araştırma bütçesi güçlendirilmiş üniversiteler istiyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün pusulası bugün de geçerlidir, hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Bilim izin isteyerek yapılmaz, özgürce sorgulayarak yapılır.
Bu düşüncelerle teklifin 26'ncı maddesinin geri çekilmesini, öğrenci affının ise gerçek destek mekanizmalarıyla birlikte hayata geçirilmesini talep ediyoruz. Unutmayalım, üniversiteler susarsa yalnızca bilim değil demokrasimiz de sessizliğe mahkûm olacaktır.
Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)