| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 118 |
| Tarih: | 30.07.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA SÜMEYYE BOZ (Muş) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri takip eden değerli halkları ve cezaevlerinde direnen siyasi tutsakları saygıyla selamlıyorum.
24 Temmuz 2025'te yürürlüğe giren 7554 sayılı iktidarın "yatırımları hızlandıran düzenleme" halkın ise "talan yasası" dediği kanun üzerinde konuşmaya çalışacağım ki bu kanunun bir yıllık bilançosu da aslında ortada. Geçen süre gösterdi ki hızlandırılan şey, ormanların, meraların, zeytinliklerin ve su havzalarının şirketlere devri. Bu kanunda öyle bir kurnazlık var ki Çevre Kanunu'nu, çevre hukukunun tamamen ortadan kaldırmıyor ama şirketleri durdurmayacak şekilde düzenlemeler yapıyor. Peki, bunu nasıl yapıyor? Bir kuruma yazı gittiğinde eğer o kurum sessiz kalırsa bunu olumlu görüş, cevap yazmazsa ise izin sayılmış olarak gösteriyor. Böylelikle ÇED tamamlanmadan ruhsat süreçlerinin ilerletilmesinin önü açılıyor. Yani buradan gördüğümüz şöyle bir tablo var: Yasama yolu açıyor -tıpkı bu kanun teklifinde olduğu gibi- ruhsat dağıtıyor, bunların yaratmış olduğu neticelerde ise yani burada çıkan bu yasamanın vermiş olduğu kararla yürütmeler de çok rahat bir şekilde ruhsatları dağıtmaya devam ederken denetleme de yapılmıyor. Ancak hukuk ise, hukuki süreçler ise yıkım yaratmaya, yıkımların önünü açmaya devam ediyor. Karşımızda doğanın metalaştırılmasına, halkın mülksüzleştirilmesini ve kamusal varlıkların şirketlere aktarılmasını esas alan örgütlü bir sermaye birikimi var. Bir yılda maden, petrol ve doğal gaz projeleri için 1.063, enerji projeleri için 193 olmak üzere toplam 1.256 ÇED onayı verildiği kamuoyunun bilgisinde. Yalnızca 2026 yılının ilk altı ayında 600 maden sahası ihale sürecini çıkarıldı. İktidarın doğayı korumak da göstermediği bu planlanma disiplinini hangi dağın hangi şirkete verilmesiyle ilgili göstermesi gerçekten ibretlik. Bu düzenin en çarpıcı örneklerinden biri Ağrı'nın Diyadin ilçesi. Koza Altın İşletmeleri tarafından altın cevherinin siyanürle işletilmesinin planlandığı proje, Murat Nehri havzasını ve nehir boyunca kurulan yaşamı tehdit etmekte, Muş da buna dâhil. Yurttaşların, köy muhtarlarının, ziraat odasının ve Muş Belediyesinin ÇED kararının açtığı dava ise tehdidin esası incelenmeden reddedildi. Şirketin siyanür kullanacağı bir havzada mahkeme doğayı değil, takvimi esas aldı. Ruhsatın iptali ve yürütmenin durdurulması için yeni süreçler hazırlanırken sahada çalışmaya başladı bile şirket. Mahkeme keşfi ve bilirkişi bekliyor ama şirket hiçbir şeyi beklemiyor. Hukukun bu kadar ağır, sermayenin bu kadar hızlı hareket etmesi elbette ki tesadüf değil. Bakın, talan yasasının yıl dönümünde Varto'da direniş çadırında bir açıklama yapıldı ama kimse duymadı. Yani bir tarafta Meclisten şirketlerin faydasına, yararına verilen kararlar varken, onlar hakkında çıkarılan hukuk varken, diğer tarafta en az 16 köyün suyunu, merasını ve geleceğini korumak için yaklaşık doksan gündür direnen halk gerçeği var. Kamu kurumlarının üstlenmediği koruma görevini köylüler kendisini, kendi bedenlerini ortaya koyarak ortaya çıkardılar. Dersim'de Pülümür, Ovacık, Geyiksuyu, Hel Dağı, Munzur, Mercan ve Havaçor'u savunanlar doğa ve canlı yaşam nöbeti tutmaya devam ediyor. Hakkâri-Şırnak hattında Zap havzası, Cilo Sat Buzulları, Berçelan Yaylası, Şemdinli ve Çukurca 100'ü aşkın ruhsatla kuşatılmış durumda. Bitlis'in Hersan ve 8 Ağustos Mahallelerinde ve Diyarbakır'ın Lice ilçesinde Birkleyn Mağaraları çevresinde davalar açılmış. Giresun'un Sekü köyünde yürütmeyi durdurma kararına rağmen getirilen sondaj makinesi yine köylüler tarafından engellendi. Akbelen'de mahkeme kararı dar yorumlarla etkisizleştirildi. Ordu Perşembe'den Kaz Dağları'na ve Kırşehir'e kadar aynı yağma düzeni işliyor. Şirketler mahkeme kararı verilinceye kadar ilerlemeye devam ediyor, eğer karar aleyhlerine olursa yine başka bir yargı kararının ya da başka bir ruhsatın arkasına saklanmaya, sığınmaya devam ediyor yani hukuk burada var olan tepkileri sönümlendirmek için bir bekleme salonuna dönmüş durumda.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SÜMEYYE BOZ ÇAKI (Devamla) - Kürdistanda ise bu projeler yalnızca madencilik ve enerji faaliyeti değil, su varlıklarının kirletilmesi üretimi tasfiye etmekte, geçim alanlarının yok edilmesi köyleri boşaltmakta, zorunlu göç halkın toprağıyla kurduğu tarihsel bağı parçalamakta. Geçmişin güvenlikçi insansızlaştırma politikaları bugün ruhsat, ÇED ve acele kamulaştırma kararlarıyla sürdürülmekte. Halkın açık rızası olmadan yürütülen faaliyetler durdurulmalı, ekolojik ve toplumsal etkiler bağımsız biçimde incelenmeli, ruhsatların hangi şirketlere verildiği, bu şirketlerin gerçek sahipleri, iktidar çevreleriyle olan ilişkileri, hangi siyasi ve bürokratik desteklerle büyüdükleri, kamu kaynaklarından kimlerin yararlandıkları ve bu talandan kimin kâr sağladığı açıkça incelenmeli ve açığa çıkarılmalıdır. Kurulan ruhsat, ihale ve çıkar ağları Meclis tarafından soruşturulmalıdır diyorum.
Genel Kurulu selamlıyorum. (DEM PARTİ, Yeni Parti ve CHP sıralarından alkışlar)