| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 118 |
| Tarih: | 30.07.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öğrenci affı yasası görüşüyoruz, daha doğrusu, öğrenci affıyla beraber YÖK'ün acil ihtiyaç duyduğu bazı hususların teminini görüşüyoruz. Biliyoruz ki burada saatlerce konuşsak da bu beyefendiler bir olumlu cümleyi itibara alıp hayata geçirecek değil ama amacımız tarihe not düşmek.
Değerli milletvekilleri, şu öğrenci affını öğrenciler aylardan beri bas bas bağırıyor, bekliyordu, birçoğu mağdur oldu, şimdi, Temmuzun sonunda gündeme geldi. Nasıl geldi? Komisyon kesintisiz, bir gece sabaha kadar görüştü, on beş saatlik müzakere sonucunda bir yasa çıktı çünkü buradan aklıselimle, arasında çok sayıda akademisyenin de bulunduğu Komisyonun fikirlerini almak, uzmanlardan yararlanmak değil, zaten kanunun hazırlanma sürecinde sendikalar, sivil toplum örgütleri, alanında uzmanlar yok. Kim var? Sadece YÖK var; o da zaten taraf. Yani hâkimi de avukatı da savcısı da aynı olan bir kararı ne yazık ki görüşüyoruz. Burada şunu unutmamalıyız ki evet, bu yasa kuvvetle muhtemel ki bugün geçecek ve yine, kuvvetle muhtemel ki çok az öğrenci hariç hiçbir kesimi, kimseyi memnun etmeyecek. Bakın, şu anda gönül isterdi ki şu Millî Eğitim Komisyonu madem kapsamlı bir yasa getirdi, madem YÖK'le ilgili yasa getirdi, alanda bekleyen çok önemli problemlere çözüm bulsun ama hiçbiri yok. Bu yasadan dolayı memnun olacak tek bir akademisyen var, o da YÖK'ün merkezinde bulunan iki üç kişi; başka Anadolu'nun hiçbir ilinde -doktorlar hariç- normal akademisyenlerin hemen hemen hiçbirinin memnun olacağı bir durum değil.
Bakın, şimdi, Millî Eğitimin temeline girelim: AK PARTİ yirmi dört yıldan beri pek çok alanda hizmet etti ama büyük tahribatları da oldu, en büyük tahribatı eğitim alanında oldu, en büyük tahribat neslin ifsada gitmesinde oldu. Sadece demagoji, hamaset, laf, yaygara; başka bir şey yok. İşte, bugün, on iki yıllık kesintisiz zorunlu eğitimi getirdiniz, bütün nesli tahrip ettiniz, insanlar meslek öğrenemiyor, bütün sektörlerde, branşlarda dışarıdan gelen elemanlar iş yapıyor çünkü on iki yıl, bu ülkeye vurulan en büyük darbelerden biri. 28 Şubat sürecinin en önemli iki meselesinden biri eğitimin sekiz yıla çıkarılmasıydı, siz 28 Şubata "level" atlattınız, on iki yıla çıkardınız eğitimi. Ne oluyor on iki yılı bitiren?
Gelelim üniversitelere, üniversiteler artık, işsiz üreten fabrika hâline geldi. Yapacağınız iş, eğer bir fakültenin mezunu bir yere atanamayacaksa kapatın, boşuna almayın, insanların duygusunu sömürüyorsunuz. Bir aile ineğini satarak Anadolu'nun herhangi bir küçük üniversitesinde çocuğunu okutmaya gönderiyor, iktisadi idari bilimler fakültesinde bitirince oğlum kaymakam olacak zannediyor, kasiyer bile olamıyor bugünkü geldiğimiz tabloda.
Evet, burada başka bir husus, açık öğretim fakültelerinin durumu. Artık bu fakülteler işlevini yitirdi. Bugüne kadar kamuda çalışan personelin rütbe alması için ve atanma için diploma gerektiği için vardı açık öğretim. Şimdi, zaten kanun filan dinlemiyorsunuz, AK PARTİ gençlik kollarında görev yapmış olmak atanma için yeterli bir sebep birçok yerde. Onun için de artık bu açık öğretim fakülteleri işlevini tamamlamıştır, bu konu gözden geçirilmelidir. Keza mantar biter gibi bütün illere üniversite açmak bu ülkeye verilen bir zarardır. Üniversitelerin sayısı azaltılıp niteliklerinin yoğunlaştırılması, belli alanlarda bu hususun gözden geçirilmesi gerekir. Dün ifade ettim, kasabalara fakülte açarak, meslek yüksek okulu açarak bir yere varamayız.
Evet, burada üniversitelerle ilgili doçentlik jürilerine ödenen çok komik bir para, hiç ücret ödenmediği için düzgün insanlar jüri üyesi olmuyor. Kaldı ki madem disiplin kurulu üyelerinin efendim, özlük haklarını konuştuk, öyleyse onların görevi ihmalinde onlara yapılan yaptırım nedir? O da gelmesi lazımdı. Ne yazık ki gündemde yok. Bazı yerlerde bazı doçent jürileri taraflı davranıyor, adayın hakkını gasbediyor, buna yönelik bir yaptırım gelmesi gerekirdi. Böyle bir kanun da ne yazık ki gündemde değil.
Özel okullar zaten başlı başına bir dert, özel üniversiteler başlı başına problem. Şunu unutmamalıyız: Bu özel üniversitelerde de özel okullarda da okuyan bütün öğrenciler bu milletin evladıdır, buralarda görev yapan öğretmenler, buralarda görev yapan akademisyenler bu ülkenin insanıdır; akademisyenler için de haklar tanınmalı, özel okul öğretmenleri için de aylardan beri bas bas bağırdıkları, AK PARTİ'lilerin duymadığı o taban ücreti meselesi tekrar gündeme gelmelidir. Bir öğretmen -Sayın Bakana- asgari ücretten az maaş aldığının belgesini zaten internetten de yayınlamış, onun için hâlen iş işten geçmiş değil. Tek bir tane işe yarar işiniz olsun, şu ücretli öğretmen işinden vazgeçin. Üniversitelere kadro atandı, öğretmenler için de kadrolar artırılsın, ücretli öğretmen ortadan kalksın, özel okullardaki öğretmenlerin taban aylığı gündeme gelsin.
Değerli milletvekilleri, çok önemli bir husus daha, üniversitelerdeki akademisyenlerin genel sorunu; hiçbiri yok gündemde. Bakın, şu anda ilçe tarımdaki çaycının kadrosu var, iş garantisi var, kamu personeli ama üniversitedeki bir doçentin yirmi yıl süreyle geçici sözleşmeli işçiden hiçbir farkı yok, her yıl sözleşmesi yenileniyor, her yıl yeniden iş başvurusunda bulunuyor şayet makamlar onaylarsa görev devam ediyor. Bu konu kesinlikle acil çözülmesi gereken bir husus.
Başka bir husus: Bugün ne yazık ki geliştirme ödeneği almayan üniversitelerdeki profesörlerin maaşı birçok kamu işçisinden daha az. Buna çözüm bulmamışsın, gelmişsin bana, işte bilmem neleri çıkarıyorsun.
Ve, yine, bugün maalesef ki akreditasyon sorunu üniversitelerde ciddi bir sorun. Artık, akademisyenler bilim üretsin istenmiyor, akreditasyonla, belgeyle, o formu doldur, bu formu çıkar, olmadı, yeniden; aylarca kırtasiyecilikle uğraşılıyor. Artık buna son vermek gerekir. İnsanları, akademik teşvik vereceğim diye makale yarışına, at yarışına sokar gibi sokmak da doğru değildir. Bu konuda ciddi bir sorun var.
Uluslararası sempozyum adı altında kamu kurumlarının da bir şekilde kaynakları kullanılarak işler yapılıyor. Biliyoruz ki bu sadece, hocaların büyük çoğunluğu puan alsın, atamayla ilgili sorunu çözsün diye yapılıyor. Madem göz göre göre burada bir kamu zararı söz konusu, YÖK'ün buna da bir çözüm bulması beklenir. Ne yazık ki ortada yok.
Burada başka bir sorun şu: Küçük illerdeki yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin araştırma imkânları yok; bu açıdan, başka illere gitmek zorunda kalıyorlar, eğitimlerini tamamlayamıyorlar veya kurumlarıyla ilgili sorun yaşıyorlar. Bu da YÖK'ün öncelikli olarak gündeminde olması gereken hususlardan biri. Mademki bir yerde doktorayı tamamlayamayacak, öyleyse izin vermeyin. Doktora belli yerlerde yapılmalıdır.
Evet, çok sayıda, barınma için yurt açıldı ama bu, sosyal imkânlar olmadığı sürece bir robot yetiştirmekten öteye geçmiyor. Bugünkü ruhsuz nesil bu iktidarın bu ülkeye en büyük darbelerinden biri olmuştur.
Değerli milletvekilleri, yurt dışına gönderilen yüksek lisans. YLSY öğrencilerinin, yine, borçlanma sorunu var. Sen başarılı bulduğun için seçmiş, yurt dışına göndermişsin, sonrasında da ülkeyi kalkındıracak beyni, borç yükü altında bırakarak ezim ezim eziyorsun. Dolayısıyla da bu noktada, döviz hususundaki borçlanmalarına da bir çözüm bulunması gerekir.
Sözlerimi toparlarken... Evet, öğrenci affı doğru bir tavır, her öğrenciye af tanınmalı, hak tanınmalı çünkü azami sürede ya deprem ya hasta ya işsizlik sorunu; herhangi bir sebeple bazen öğrenci tamamlayamıyor ve yine bazı fakültelerde ne yazık ki bazı ideolojik tavırlı hocalar, öğrencisine bir sebeple takıyor, o 1 ders yüzünden de birkaç yıl mezun olamıyor. Bunların hepsi sizin iktidarınızda yaşanan hadiseler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Allah, Allah; hocayı da mı sistem...
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Buyurun Doktor Hanım?
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Yok bir şey. Sakin olun, sakin, telaş yapmayın.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Ha, pardon. Tamam, Doktor Hanım.
Yani mesele duyulsun, meseleler çözülsün. Dolayısıyla da öğrenciler arasında da ayrım yapmamalı. "Ben af vereceğim ama, babası KHK'lı ise, şu davadan yargılanmışsa bu öğrenci yararlanamayacak." gibi bir şey asla kabul edilemez. Bu ülkeyi yönetenler bilmelidir ki: Bu ülke, bu ülkede yaşayan herkesin ortak malıdır, ayrımcılık yapılamaz, herkes bu ülkenin eşit vatandaşıdır. "Bunlar bizim taraftarımızdır, öyleyse ne atamalarını kolaylaştıralım. Bunlar bizim taraftarımızdır, şu şu şu imkânlardan yararlansın. Bunları eleyelim." diyemeyiz. Ama hepsinden de önemlisi, Millî Eğitim ideolojik tartışmalarla gündeme gelmemeli, örneklikle gündeme gelmeli.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Çünkü sizin tavrınızdan dolayı, taşıdığınız sanılan değerlere insanlar düşman oluyor. Bunu da hatırlatmayı vazife biliyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)