| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 67 |
| Tarih: | 04.03.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Adalet ve Kalkınma Partisinin konut politikasına yaklaşımını Mecliste de görmemiz mümkün çünkü biz muhalefet partileri TOKİ konutlarındaki gibi böyle sıkışık bir nizamda oturuyoruz; Adalet ve Kalkınma Partisi rant amaçlı yapılmış konutlar gibi -gördüğünüz gibi- bütün ön sıralar, arka sıralar boş ama paylaşım bu şekilde. Siz de o yüzden sanırım sırayı şey yaptınız. Burada gerçekten, üst üste bir hayatımız var. Daha adaletli davranabilirler, buradan bir çağrı yapıyorum kendilerine.
Ben de CHP'li meslektaşımı kutlayarak başlamak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada sıklıkla cezaevi sorunlarını dile getiriyoruz; cezaevlerindeki kalabalık, oradaki yaşam koşullarının kötülüğü, oradaki hak ihlalleri, işkence ve bunların tabii ki belki de en büyük sorun olarak gördüğümüz kısmı cezaevindeki ölümler. Bu cezaevindeki ölümlerin aslında birçoğu işkence ve şiddetten kaynaklı. Bakın, en son 22 Haziran 2026'da İstanbul'da gözaltına alınan Özcan Aksu. Gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, cezaevine gönderiliyor. Ailesi günlerce arıyor, Özcan Aksu'ya ulaşamıyor ve ulaştıklarında ise Özcan Aksu bir hastanede inanılmaz şekilde şiddete, işkenceye maruz kalmış durumda. Daha sonra tekrardan 2 Temmuzda Metris Cezaevine sevk ediliyor ve aynı gün hastaneye kaldırılıyor "Kaçmaya teşebbüs etti." deniliyor, "Memura mukavemet etti deniliyor." fakat maalesef 5 Temmuzda Özcan Aksu yaşamını yitiriyor. Şimdi, cezaevlerinde buna benzer çok sayıda ölüm oldu. Bugüne kadar bunları dile getirdik, dedik ki: Bunun önüne geçebilmeniz için gerekli tahkikatı, soruşturmayı yapmalısınız, sorumluları yargılamalısınız. Bu yapılmadığı için bu cinayetler devam ediyor. Evet, bunlar cinayet, Özcan Aksu ne ranzadan düştü ne intihar etti ne de kaçmaya çalıştı, tamamıyla oradaki görevlilerinin uyguladığı şiddet sonucunda, darp sonucunda, işkence sonucunda hayatını kaybetti. Bir an önce bu sorumlular yargılanmalıdır, yargının önüne çıkmalıdır ve cezaevindeki bu şiddet sarmalı, hak ihlali sarmalı artık son bulmalıdır. Bu konuda buradan bir kez daha Adalet Bakanlığına çağrı yapıyoruz: Bir an önce harekete geçin, bu sorumluları yargı önüne çıkarın.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya Büyükşehir Belediyesi -ki Meram ilçesinde ki bir meseleden dolayı gündeme geldi- Konya Büyükşehir Belediye Başkanı kendisi yani Mevlâna'nın topraklarında bir Belediye Başkanı ama vicdandan nasibini almamış bir Belediye Başkanı.
MUSTAFA HAKAN ÖZER (Konya) - Tanıyor musunuz?
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - "Neden?" diyeceksiniz, bakın, Dedeoğulları ailesini hatırlıyorsunuz, 1990'larda Kars'tan Konya'ya göç etmiş olan bu aile 2021 yılında inanılmaz bir şiddete maruz kaldı, 60 kişi evlerine saldırdı. Bu olayın üzerine, maalesef, gidilmedi. Bu olayın üzerine gidilmediği için de 30 Temmuz 2021 yılında Dedeoğluları'nın evi basıldı, 7 kişi katledildi; evet, tam 7 kişi o evde katledildi ve hâlâ bu olay yeterince açıklığa kavuşturulup adil bir yargılanma sağlanmış değil. Peki, belediye ne yapıyor? Belediyenin yaptığı şey evi yıkma kararı. Peki, gerekçesi ne? Kamu yararı. Düşünebiliyor musunuz, böyle hunharca bir katliamın yapıldığı evi, orayı bir hafıza merkezine çevirmek söz konusu olmalıyken kamu yararı nedeniyle o evi yıkacak, aklınca o hafızayı silecek. Bu, ayrımcılıktır; bu, aslında farklı bir nefret suçunun işlenmesidir; bu, aslında toplumun hafızasına yönelik bir saldırıdır. Bakın, bunun bir örneği Vartinis'te var. Vartinis'te 10 kişi bir evde katledildi, Vartinis'te o ev bugün bir hafıza merkezi olarak ayakta duruyor. Aslında, o suçla yüzleşmek adına ve o suçların tekrarlanmaması adına bu kadar önemli bir yerde Konya Büyükşehir Belediye Başkanı kalkmış "kamu yararı" diye evi kamulaştırıp yıkmaya... Bunu kınıyoruz. Bu kararından vazgeçmesi uyarısını buradan yapıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomik krizden çıkamıyor. Türkiye ekonomik krizden çıkamıyor ama bu ekonomik krizin nedenleriyle yüzleşmediği gibi? bu krize çözüm üretmek yönüne bir adım atmak yerine hâlâ bu programda ısrar eden bir anlayış var karşımızda.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Programın ısrarının sonuçları da her ayın 3'ünde açıklanan enflasyon verisi. TÜİK, her ne kadar bu enflasyon verilerini manipüle etmeye çalışsa da bunları olduğunun altında göstermeye çalışsa da onun da bir sınırı var ve gördüğümüz gibi enflasyon yine yüzde 30'un üzerinde. Tabii, enflasyonunun içine baktığımızda, bu yüzde 30'un içine baktığımızda burada ağırlıklı kalem gıdadır, 2'nci sırada da kira gelmektedir. Gıda ve kira aslında yoksulların, işçilerin, emekçilerin en önemli 2 kalemidir. Yani emekçinin, yoksulun, çiftçinin, esnafın toplam harcaması içinde yüzde 70'e varan 2 kalemden bahsediyoruz; gıda ve kira. Gıda ve kiradaki enflasyon rakamları, buradaki fiyat artışı yüzde 32'lik enflasyonun çok üzerinde, yüzde 60'larda, 70'lerde seyrediyor hatta bu ay kira artışı yüzde 32 işte dolayısıyla katlamalı giden bir meseleyle karşı karşıyayız. Bununla mücadele etmek yerine, gıda fiyatlarını tarım politikalarıyla aşağı çekmek yerine, kira meselesini aslında gerçek bir sosyal konut projesiyle aşmak yerine hâlâ bu politikada, bu programda ısrar eden iktidar, Mehmet Şimşek programında ısrar eden iktidar, bırakın ekonomiyi de krizi çözecek bir adım atmayı krizi derinleştirmeye devam ediyor. Kriz derinleştikçe de emekçiler, emekliler, çiftçiler, esnaf bu krizin altında inlemeye de devam ediyorlar. Gıdadaki bu tarihi pahalılık gerçekten akıl almaz bir düzeye ulaşmış durumda. Bugün bir tarım ülkesinde böyle bir gıda enflasyonunun olması aslında açlığa tekabül ediyor. Bugün dünyada en yüksek gıda enflasyonuna sahibiz. Bunun nedenlerini aylardır dile getirmemize rağmen, bu konuda çeşitli araştırma önergeleri vermemize rağmen, hatta kanun teklifi hazırlamamıza rağmen hiçbir adım atılmadı. Dolayısıyla muhalefete kulaklarını tıkamış olan bu iktidar bu ekonomi politikalarında ısrar etmeye devam ediyor. Sonuç işte ortada, enflasyon.
Sonra Merkez Bankası Başkanını dinliyorsunuz, Hazine ve Maliye Bakanını dinliyorsunuz, Sayın Cevdet Yılmaz'ı dinliyorsunuz. Aslında emekliyi, memuru, emekçiyi çok düşündüklerini söylüyorlar ama bir fedakârlığa ihtiyaç olduğunu çünkü Türkiye'nin kaynaklarının kıt olduğunu, onu yönetmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Türkiye'nin kaynakları filan kıt değil, Türkiye'nin kaynakları yanlış yönetiliyor, ne kıtlığı. Oysa Türkiye zengin bir ülke ama siz bu zenginliği hakça, adaletçe paylaştırmak yerine aslında sermayeye aktarmaya...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Hep sekiz dakikayla gidiyoruz, bugün böyle.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Ama orada galiba bir şey oldu.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bir dakika verdiniz Sayın Başkan.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bir dakika verdiniz, ben de o hakkı alabilir miyim.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bir dakika... Bir toparlansın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Toparlıyorum.
BAŞKAN - Yok. İlk kez oradan başladığım için hadi cümlenizi tamamlayın diye vermiştim.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bizde olmadı Sayın Başkan.
BAŞKAN - Evet, olmadı; yok.
Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Türkiye zengin bir ülke, kaynaklarını hakça, adaletçe paylaşamadığı için bunu yaşıyoruz. Sürem olmadığı için kısaca bahsedeyim. Bakın o kadar zengin ki Ziraat Bankası çiftçiden aldığı faiz gelirlerini Vestel Grubuna çok rahat aktarabiliyor hem de 500 milyon lira; tıpkı Demirörene, Cengiz Holdinge, Limaka, Kalyona yaptığı gibi. Dolayısıyla halkın kaynakları halka değil de sermayeye aktarıldığı sürece bu yoksulluk da devam eder, bu açlık da devam eder.
Hoşgörünüz için teşekkür ediyorum.