| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 121 |
| Tarih: | 06.08.2026 |
MHP GRUBU ADINA YÜCEL BULUT (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 286 sıra sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde MHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Tabii "suça sürüklenen çocuk" kavramı, çocuk suçlulardaki artış sadece Türkiye'ye ilişkin değil evrensel boyutta artık küresel bir sorun hâlini aldı dolayısıyla da Türkiye'yle birlikte birçok ülke de özellikle bu artan çocuk suçlu meselesiyle ilgili bir çözüm üretmek üzere kafa yoruyorlar, değişik projeler üretiyorlar. Bunların tabii, en başında da kanuni düzenlemeler geliyor.
İstatistiklere baktığımız vakit oluşan bu toplumsal kaygı, bu küresel kaygıyı haklı kılar mahiyette. Önemli istatistikler var elimizde. 2025 yılına ilişkin veriler, Türkiye'ye ilişkin veriler aslında toplumda bu yönde oluşmuş olan kaygıyı haklı kılar mahiyette. 186.256 çocuğumuz 2025 yılında adli işlem görmüş, 2015 yılı verileriyle karşılaştırdığımız zaman bu yüzde 17,5'luk bir artışa işaret ediyor dolayısıyla on yıl içinde yaklaşık yüzde 20 oranında çocuk suçlu oranında artış söz konusu. 186.256 çocuğumuzdan 9.905'ini adli işlem neticesinde tutuklamışız yani bu da yaklaşık yüzde 5'inin, adli işlem gören çocukların yüzde 5'inin tutuklandığı anlamına geliyor. Bunların yüzde 43'üyle ilgili kamu davası açılmış, yüzde 47'siyle ilgili de kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmiş. Bu çocuklarımızdan yüzde 85'i erkek çocuklardan oluşuyor, bunların yüzde 15'i kız çocuklarından oluşuyor. Yine, 15-17 yaş arası çocuklarımız bu suça sürüklenen çocuk istatistiğinde yaklaşık yüzde 71 oranında ciddi bir orana tekabül ediyor. Dolayısıyla, bu istatistikler hem toplumda oluşan bu kaygıyı haklı kılıyor hem de Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gazi Meclisin de bugün huzurda görüşülmekte olan bu kanun teklifini ivedi bir şekilde gündeme almasının da meşru gerekçesi hâlini alıyor. Tabii ki birçok milletvekili arkadaşımız kanunun hem tümü üzerinde hem birinci bölümünde söz alırken şunu ifade ettiler: "Cezai müeyyidelerle çocuk suçluların önlenmesi, suça sürüklenen çocuk sayısının azaltılması mümkün değil." Bu eleştiri elbette ki kısmen haklı fakat cezayla suçun önlenmesinin mümkün olmadığını, cezaları artırarak suçun engellenmesinin, önlenmesinin tek başına yeterli olmadığını biliyoruz. Sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de bunun yeterli olmadığının da farkındayız ama işi bütünüyle de dramatize etmek suretiyle tam bir cezasızlık hâline sürüklemenin de büyük bir gaflet olduğu inancındayız. Dolayısıyla, bu sorun birçok bileşeni olan bir sorun olmakla beraber bu konuda çözüme dönük atılacak adımlardan ilki elbette ki bu konudaki ceza mevzuatını daha etkili bir hâle getirmek ama elbette ki tek başına bu yeterli olacak mı? Olmayacak çünkü "Suça sürüklenen çocuk." kavramını ele aldığımızda aslında sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de suçu doğuran nedenleri, suçu oluşturan nedenleri, buna ilişkin sosyolojiyi analiz etmeden, birbiriyle bağlantılı olan birden çok gerekçeyi kümülatif bir şekilde ele alıp her biriyle ilgili senkronize bir şekilde çözüm metodu oluşturmadan da bu konuyu kökten, temelden çözmemizin mümkün olmadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Şimdi suçu doğuran nedenleri söyledik, suçu doğuran nedenlerin başında hem Türkiye'nin hem dünyanın -ama tabii ki özelinde Türkiye'nin- hazırlıksız yakalandığı, belki de çağın en hızlı dijitalleşme süreci içerisindeyiz. Bu dijitalleşmeye Türkiye hazırlıksız yakalandı, dünyayla beraber hazırlıksız yakalandı. Dijitalleşme beraberinde çok yoğun bir sosyal medya kullanımını getirdi ve bu sosyal medya kullanımına karşı maalesef hem mevzuat olarak hem sosyoloji olarak hem de kültürel anlamda hazırlıklı değiliz. Dolayısıyla, bizi bütünüyle esir almış, içerisindeki denetimsiz bilgiyi toplumun bütün hücrelerine kadar sirayet ettiren bir sosyal medya kuşatmasıyla karşı karşıyayız. Bu, bu kadar önemli bir mesele mi? Evet, bu kadar önemli bir mesele çünkü yine 2025 yılının istatistiklerine göre Türkiye'de 15-17 yaş arasındaki çocukların yüzde 93,6'sı sosyal medyayı istikrarlı ve düzenli bir şekilde kullanıyorlar ve bunların yine yüzde 37'si günde iki saatten fazla vaktini sosyal medyada geçiriyor. Yani bu istatistiklerin anlamı ne, okuması ne? Bir çocuk ebeveyniyle geçirdiği vakitten çok daha fazlasını sosyal medyanın içerisinde, bu dijital dünyanın içerisinde geçiriyor. Tabii, bu sosyal medya ağlarının, maalesef, temiz, şeffaf bilginin yanında zehirli ve kirli bilgiyi de toplumun bütün hücrelerine kadar enjekte etmesi, sosyal yapımızı hazırlıksız yakaladığı için bizi bambaşka bir tabloyla karşı karşıya bıraktı. Hayatımıza girdiği dönemden bugüne kadar yaklaşık on beş yıllık süre içerisinde sosyal medya kuşatması altında yetişmiş gençlerimizin bugün nasıl bir iklimin içerisine sürüklendiğini az evvel size okuduğum istatistiklerle çok rahat bir şekilde mukayese edebilir ve görebiliriz. Geçen sene -az evvel de söylediğim gibi- yaklaşık 186 bin gencimiz, çocuğumuz; 11 ila 18 yaş arasındaki 186 bin gencimiz -bunların hepsi bu sosyal medya ikliminin içerisinde yetiştiler- adli işlem gördüler. Şimdi, elbette ki bunun çözümü sosyal medya platformlarının kökten bir şekilde yasaklanması mı? Değil. Ama az evvel bu teklif görüşülürken bu teklife dönük eleştirilerini dile getiren milletvekili arkadaşlarımız -ben de ifade ettim- ceza tek başına yeterli değildir, cezayla netice alamayız minvalinde konuşmalar yaptılar; kısmen haklı bulduğumu da ifade ettim ama sosyal medyayla ilgili düzenlemeyi bu Parlamentoya getirdiğimizde de hakeza o günün şartlarında da birçok milletvekili arkadaşımız bunu bir sansür yasası olarak gördüler, muhalefetin susturulması olarak gördüler, bunu bir baskı iklimi oluşturmanın aracı ve metodu, aparatı olarak gördüler ve burada Sosyal Medya Yasası'nın dilediğimiz gibi etkili bir şekilde, her türlü denetime elverişli bir şekilde yasalaşması da bu eleştiriler nedeniyle maalesef mümkün olmadı. Hem Adalet Komisyonu aşamasında hem Genel Kurulda arzu ettiğimiz sosyal medya düzenlemesini maalesef oluşturamadık. Bunun neticesi olarak, hatta o günün şartlarında muhalefet içerisinde birçok arkadaşımızla, kişisel hukukumuz olan arkadaşlarımızla görüştük; bunun bir sansür yasası olmadığını, hepimizin çocuğunu, geleceğini etkileyecek bir kuşatmaya karşı Türkiye Büyük Millet Meclisinin almış olduğu tarihî bir sorumluluk ve tedbir olduğunu dile getirmiş olmamıza rağmen maalesef bugün geldiğimiz noktada Türkiye'nin sosyal medya düzenlemesine ilişkin mevzuatının yetersiz olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, özellikle çocuklarımızı bu suç örgütlerinin içerisine çeken bütün dinamiklerin bu sosyal medya platformlarındaki denetimsizliği kullanmak suretiyle, propagandayı buradan yürütmek suretiyle, mesajlaşmaları buradan yürütmek suretiyle ve gençlerimiz için asla ve asla rol model olmayacak, hastalıklı, suça meyyal, suça meyilli, suç örgütü yöneticilerinin yine bu platformlar vasıtasıyla birer rol model olarak sunduğunun gerçeğiyle karşı karşıyayız. Öyleyse ne yapmamız gerekiyor? Bu kürsüde geçen dönem şunu dile getirmiştim, birçok milletvekili arkadaşımız da söylediler: "Tiktok" diye çok zehirli bir platform var. Bura belki de sosyal medya platformları içerisinde en denetimsiz kalmış olan mecra. Bu çağrıyı buradan yaptık, benim dışımda birçok milletvekili arkadaşımız da hem bu kürsüden yaptılar hem dışarıda düzenledikleri basın toplantısıyla yaptılar ama hâlen mütereddit bir hâldeyiz, tereddüt içerisindeyiz. Bu platformu dünyanın birçok ülkesi yasaklamış olmasına rağmen biz hâlâ açık ve günden güne yayıldığını da görerek faaliyetine izin veriyoruz. Dolayısıyla, bizim bir an evvel bu karar radikal bir karar olarak kabul edilse bile bir adım atmak suretiyle, artık bizim 18 yaşından daha küçük olan gençlerimizi yani muhakeme ve mukayese yetenekleri henüz Kanun'un aradığı şartlara uygun olmayan arkadaşlarımızı, evlatlarımızı, gençlerimizi zehirleyen, onların karakterini şekillendiren bu platformlara karşı bir tedbir alıp kapatmamız gerekiyorsa cesaretle kapatmak zorundayız. Dünyadaki hiçbir kavram, "fikir hürriyeti", "basın hürriyeti", "özgürlük" vesaire adına ne derseniz deyin, süslenmiş, cilalanmış bir şekilde bize bir paket içerisinde dayatılan hiçbir kavram bizim millî güvenliğimizden, gelecek nesillerimizden, sosyolojimizden ve gençlerimizin ahlaki yapısından ve onun teminatı olan Türkiye Cumhuriyeti'nin işleyişinden, kurumlarımızın işleyişinden daha mukaddes kavramlar olmadığını bilerek cesur bir adımla, gelecek nesilleri şekillendirmenin bu Parlamentonun ve bu Parlamentonun mensuplarının omuzlarına yüklenmiş en büyük tarihî vebal olduğu bilinciyle bir an evvel harekete geçmemiz ve bu radikal akımlardan, bu gayriahlaki akımlardan, bu suça teşvik eden akımlardan gençlerimizi bir an önce alıkoymamız gerekiyor. Bunu yapmadığımız vakit istediğimiz cezai müeyyideyi getirelim, istediğimiz kadar artıralım, istediğimiz yaptırımı oluşturalım, sadece ama sadece cezaevlerine adam doldurmakla, genç doldurmakla vakit kaybetmiş oluruz.
Dolayısıyla, bu işin bataklığını ve kökünü kurutmanın tedbirleri üzerine hep beraber kafa yormak mecburiyetimize bir kere daha işaret ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)