GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
Yasama Yılı:5
Birleşim:13
Tarih:04.11.2026

CHP GRUBU ADINA TAHSİN BECAN (Yalova) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşmekte olduğumuz kanun teklifi aslında bir uluslararası anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifidir. Kimlerle? Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında; buna itirazımız yok. İçeriği ne? Ortak savunma; buna da itirazımız yok. Adı Mekke Anlaşması, bu da tamam ancak bazı itirazlarımız tabii ki var.

İlk olarak bu basit bir savunma anlaşması değildir, serbest ticaret anlaşması da hiç değildir çünkü savaş var olduğu için savunmayı da gerekli kılıyor yani bugün Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki savaşın sürmesi yüzünden.

İkinci olarak savaş ortamında bir ülkeyle savunma anlaşması imzalamak "Sen dur, ben senin yerine savaşırım." demektir. Elbette ülkelerle savunma anlaşması yapılır ancak ister millî ya da bölgesel çıkarlar için olsun bu tür ittifakların gayesi saldırma tehdidini caydırma amacıyla olmalıdır. Kaldı ki savunma anlaşmaları müşterek tehditlere karşı oluşturulur ancak Mekke Anlaşması'nda açık müşterek tehdit tanımlaması olmadığı gibi üye ülkelere yönelik tehditler de farklıdır. Buna ilaveten, müşterek tehdit hedef olmadığı gibi, ittifakın sorumlu olacağı coğrafi bölgede tanımlanmamıştır. Hangi coğrafi bölgede veya bölgelerde oluşacak krizlere karşı tedbirler alacağı da açıklanmamıştır.

Üçüncü olarak, anlaşma Meclisten geçmeden iktidar onaylanmış gibi icraat yaptı, komite kurdu, genel sekreter oyladı, toplantılar yaptı hatta 5 Ekimdeki toplantıda Yemen'i bombalayan Suudi Arabistan'a askerî destek kararı bile alındı. Kısacası, burada boşuna konuşuyoruz.

Dördüncü olarak, on yıl boyunca bağlayıcılığı olan bir anlaşma; taraflara çekilme hakkı bile tanımamaktadır. Peki, bu savaşın bir tarafı olan Yemen'deki Husiler kim? Suudiler kim? Husilerin Gazze soykırımı yapan, İsrail'e füze fırlatan, İsrail gemilerini vuran, Filistinli kardeşlerini lafla değil, eylemle savunan bir hareket olduğunu unuttuk herhâlde.

Diğer tarafta, Amerika'nın petrodolar ortağı Suudi Arabistan... Arabistan 2015'ten beri Yemen'e saldırılarında İsrail ve Amerika'yla beraber hareket ediyor. Şimdi zalim kim, mazlum kim?

Son itirazımız da yıllardır sürdürülen zikzak dış politikamız. Önce, 2015'te Suudi Arabistan'ın Yemen'deki müdahalesini destekliyoruz; sonra, 2019'da Suudi Arabistan'ı Yemen'i bombalamakla ve bu ülkeyi yerle yeksan etmekle suçluyoruz; en sonunda, Trump'ın açık açık "Orta Doğu'daki işlerimizi müttefiklerimize paylaştırıyoruz." söyleminin ardından gelen bu 2026 Mekke Anlaşması... Zaten Pakistan'ın nükleer caydırıcılığının kapsamının bilinmemesi de bir başka soru işareti olarak duruyor. İşte, Dışişleri Komisyonundan geçirilen bu 16 maddelik anlaşma bölgesel güvenlik şeklinde sunuldu ancak anlaşmanın temeli olan kolektif savunma ilkesi taraflardan birine yönelik saldırıyı tüm üyelere yapılmış sayıyor. Ne yazık ki bu da Mehmetçik'in bir gün Suudilerin çölünde mi, yoksa Pakistan'ın dağlarında mı olacağını kim bilebilir? Bu nedenle hepimiz Atatürk'ün barışçıl dış politika ilkesini özetleyen şu sözünü hatırlamalıyız: "Yurtta sulh, cihanda sulh ve savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş da bir cinayet olmaktadır. Savaşın kazananı olmaz."

Teşekkür ediyor, Sayın Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)