| Konu: | KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 13 |
| Tarih: | 04.11.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; grubumuz adına mevcut uluslararası sözleşmeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, öncelikle zaman ve zemin arasındaki yaşanan sıkıntıyı ifade etmek istiyorum. Bu anlaşma öyle bir zamanda gündeme getirildi ki Orta Doğu'da Amerika'nın, İsrail'in İran'a saldırılarının tamamen ileri derecede arttığı, Gazze soykırımıyla ilgili henüz hiçbir adımın atılamadığı, aynı zamanda Yemen'de 2014 yılından beri devam eden savaşın olduğu bir dönemde, aslında normal zamanda tartışılsa belki de çok daha farklı yorumların yapılabileceği bir antlaşma getirildi, Meclis gündemine konuldu; zaman ve zemini bu açıdan söylüyorum.
Şimdi, ilk akıllara gelen, "'Mekke İttifakı' denildiğinde, Suudi Arabistan neden böyle bir anlaşmaya ihtiyaç duydu?" sorusu oldu. 2025 ve 2026 yılında iki farklı Suudi Arabistan'ı görüyoruz. 2025'te On İki Gün Savaşı'nda "Amerika bizi koruyor, bütün güvenlik kaygılarımızı Amerika'yla gidermekle beraber, doğru bir iş yapmışız." diyen Suudi Arabistan vardı, daha sonra Trump'ın bölgeye gelmesiyle 3,5-4 trilyon dolarlık silah satışına "evet" diyen bir Suudi Arabistan vardı, 2026 yılında 28 Şubat saldırılarıyla beraber de "Amerika demek ki bizi koruyamıyor." düşüncesiyle farklı alternatifleri olan bir Suudi Arabistan çıktı. Ama Suudi Arabistan'ın güvenlik kaygısı 2 tane ana merkeze oturuyordu; birincisi İran, ikincisi Yemen'de devam eden, Husilerle devam eden iç savaş neticesinde ortaya çıkan sonuç. Şimdi, bu Mekke İttifakı'nın böyle bir düzlemde gündeme getirilmiş olması başlı başına yanlışın ta kendisidir. Amerika ve İsrail'in İran üzerinde bu kadar saldırılarla beraber bölgeyi istikrarsız hâle getirmesi, Hürmüz Boğazı'nı böylesine tehdit hâline getirmesi ve ablukayla beraber İran'a saldırılar yapması, Yemen'deki iç savaş aslında bütün bunlar Amerika'nın öteden beri bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve Çin'in ticaret yolu planlarına kendi atağını yapmak üzere kurgulanmıştı.
Değerli arkadaşlar, biz 2025 yılı bütçe görüşmelerinde Sayın Bakan da buradayken, Dışişleri Bakanlığı bütçesi konuşulurken bendeniz şu teklifte bulunmuştum, demiştim ki: "Türkiye, İran, Mısır ve Pakistan kendi aralarında saldırmazlık anlaşması imzalasın. Hatta ilerleyen zamanda buraya Suudi Arabistan da dahil edilebilir." demiştim. Şimdi, biz bugün niye bunu söylediğimizi ifade etmek istiyorum. Biz aslında bu birliktelikle beraber Büyük Orta Doğu Projesi'nin büyük İsrail'e evrilen adımlarını engellemek adına bölge ülkeleri arasında hâlihazırda devam eden etnik ve mezhepsel farklılıklar üzerinden çatışma alanları riskini ortadan kaldırmak üzere bunu söylemiştik ama şimdi 3 tane ülke var ve diğer 2 tane ülke yok, 2 ülke yok ve aslında sorun burada, şu soruyu akıllarımıza getiriyor: Acaba siz kurduğunuz birlikteliklerle İslam ülkeleri arasındaki yeni fay hatlarını daha da derinleştirecek bir sürecin parçası mı olacaksınız, yoksa İslam ülkeleri arasındaki problemlerin çözümüne katkı mı yapacaksınız? Zaman ve zemin hatırlatmasını o yüzden burada önemle ifade etmek istiyorum ve "D8" diye bir projemiz var. Bu D8 projesi aslında böyle sadece söylemde kalmaması gereken; dünyada 8, son olarak Azerbaycan'ın katılmasıyla beraber 9 tane ülkenin bir araya gelerek oluşturduğu birlikteliğin bugün yaşanan bütün problemlere asgari düzeyde çözüm ürettiğini de buradan ifade etmek istiyorum.
Şimdi, bazı maddeler üzerinden kanaatlerimi paylaşarak sözlerimi tamamlayacağım.
Arkadaşlar, burada söylediği şu anlaşmanın, Meclise gönderilen gerekçeden okuyorum, diyor ki: "Tamamen savunma odaklı olan bir anlaşma herhangi bir ülkeyi hedef almamaktadır." Zaman ve zemin, tekrar hatırlatıyorum; Arabistan'ın gerekçelerini tekrar hatırlatıyorum. İkincisi, diyor ki: "Orta Doğu bölgesinde sağlanması hedeflenen istikrar ve güvenlik ortamı üyesi olduğumuz diğer bir ittifak olan NATO'nun Avrupa-Atlantik güvenliği bağlamındaki amaçlarıyla uyumludur. Anlaşma kapsamında üstlenmekte olduğumuz yükümlülükler ülkemizin NATO kapsamındaki hak ve yükümlülüklerine halel getirmemektedir." Peki, arkadaşlar, NATO ile Mekke İttifakı'nın çıkarları çatıştığında ne yapacağız, nasıl hareket edeceğiz? NATO'nun en önemli misyonunun İsrail'i korumak olduğunu bilmeyenimiz yok. Dolayısıyla yarın bu ülkeler, Mekke İttifakı'na dâhil olan ülkeler İsrail'den bir tehdit alırsa; Allah korusun, İsrail Suudi Arabistan'a saldırırsa; Allah korusun, İsrail Türkiye'ye saldırırsa; NATO'nun da ana misyonu İsrail'i korumaksa bu durumda burada yazdığımız gerekçedeki "NATO kapsamındaki hak ve yükümlülüklere halel getirmemektedir." ifadesini nereye oturtacağız? Madde 2'den size bir ifade okumak istiyorum, diyor ki: "'Taraflar' saldırıya uğrayan 'Tarafa' birbirlerine sağlayabilecekleri karşılıklı yardım imkanlarının tamamını kullanarak -altını çiziyorum- derhal yardım edecektir." "Derhâl"in kapsamı nedir arkadaşlar? "Derhâl"den anlamamız gereken nedir? "Derhâl" derken neyi kastediyoruz? Ben şeytanın avukatlığını yapıyorum, diyelim ki bir provokasyon oldu, diyelim ki Türkiye'ye bir saldırı oldu ve bu provokatif bir saldırıyı da İran'dan Türkiye'ye fırlatılan füzeler olduğunu düşünerek bunları söylüyorum veya İsrail tarafından bir provokatif girişimde bulunuldu. Bu provokasyonun bütün boyutları araştırılmadan, bunun muhataplarının kim olduğu bilinmeden "Derhâl yardım sağlayacaktır." ifadesi nereye oturacak? Ben bunu anlamakta zorlandığımı ifade etmek istiyorum.
Ayrıca, diyor ki madde 5'te: "'Taraflar', bölgesel ve uluslararası istikrar ve güvenliği olumsuz etkileyen terörizmin tüm çeşit ve tezahürleriyle mücadelede operasyonel seviyede dâhil olmak üzere mevcut işbirliğini müşterek çabaları güçlendirirler." diyor, "terörizmin" diyor. Peki "terörizmin" kime göre arkadaşlar? Kime göre terörist? Suudi Arabistan'a göre Husiler teröristse bize göre öyle mi? Pakistan'a göre öyle mi veya Hamas veya Hizbullah veya Türkiye'nin terörsüz olarak tanımladığı herhangi bir yapı Arabistan tarafından tanınmıyorsa ve biz o terörist yapılar tarafından tehdit ediliyorsak bunun sonucu ne olacak? Bu "terörizmin" tanımını kim yapacak? Kim, neye göre yapacak? Bunun burada belirli bir şekilde ortaya konulmadığını net olarak görüyoruz. Bölgesel olarak bu tanım aynı zamanda bazı şüpheleri de beraberinde getiriyor, o biraz önce endişesini duymuş olduğumuz provokasyon meselesi var ya, bu provokasyon meselesini, maalesef, burada güçlendirmiş olduğunu görüyoruz.
Madde 9 istihbarat alanında. Tabii, istihbaratın bütün detaylarının burada yazılmasını falan bekliyor değilim yani istihbaratın ne denli hassas olduğunu hep beraber, sizler de bizler de biliyoruz ancak burada başka bir şey var, diyor ki: "Verilerin korunması, gizliliğe riayet edilmesi, karşılıklı mutabakata varılan güvenli kanallar..." vesair, bunu söylüyor ama aynı zamanda, akıllara şu geliyor, yine, şeytanın avukatlığı dedim ya, acaba Türkiye'nin, Suudi Arabistan'ın veya Pakistan'ın kendi aralarında veya bu ittifak dışında oluşturmuş oldukları birlikteliklerden elde ettikleri, edecekleri istihbaratlar bu kapsamda kimle, nasıl paylaşılacak? Bununla ilgili değerlendirmeler yapılmış, sonrasında şunlar söyleniyor, diyor ki: "Kendilerince gizlilik dereceli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki bir devlet, şirket ya da kişiyle paylaşılmaz." Böylesine bir güvence altına alınmaya çalışılmış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MUSTAFA KAYA (Devamla) - Sonuç olarak tekrar başa dönüp şu değerlendirmeleri yapmak istiyorum: Aynı zamanda, düşüncemizin, bu beş tane ülkenin... Bendenizin burada 2025 yılı bütçesinde yapmış olduğum teklife tekrar dönerek sözlerimi toparlamak istiyorum. Atılan adım eğer bu iki tane ülke, İran ve Mısır da buraya dâhil edilirse bir anlam kazanabilir ve İsrail'in "altıgen ittifak" diye ilan ettiği Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs gibi birlikteliklere karşı bir anlamı olabilir ve İran'dan da yapılan kimi açıklamalar, Pezeşkiyan tarafından yapılan kimi açıklamalar "Bu noktada, Mekke İttifakı'na katılmaya hazırız." cümleleridir.
Değerli arkadaşlar, şunu net olarak görelim: Farklı çıkarlarımız olabilir, farklı hedeflerimiz olabilir ama son tahlilde siyonizmin ana hedefi Türkiye ve İran'ı karşı karşıya getirmektir. Türkiye ve İran'ın karşı karşıya gelmesi demek, bu bölgenin kan revan içinde kalması demektir. Bu yola giden -tabii ki bunu istiyorsunuz demiyorum ama- yolları temizleyin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)