| Konu: | KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 13 |
| Tarih: | 04.11.2026 |
DIŞİŞLERİ KOMİSYON BAŞKANI FUAT OKTAY (Ankara) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Aslında konuşmamda da bazı konulara değindim, cevap verdim. Burada aldığım notlar çerçevesinde yine değinmeye çalışacağım.
Madde 2'yle ilgili bir soru vardı, "Objektif değerlendirme neye göre yapılıyor, yapılacak?" şeklinde. Zaten taraflar bir araya geliyor, yine aslında tarafların bir araya geldiğinden de önce bir komisyon var Stratejik Siyasi ve Savunma Komisyonu diye, bu usul ve esasları da belirleyecek Komisyon birçok konuyla ilgili. Ama her konuya göre değerlendirme kriterleri de farklı olabileceği için taraflar bir araya geldiğinde yine bu objektif kriterleri kendileri belirleyebilir, artırabilir, azaltabilir. Ama oydaşmayla. Dolayısıyla, bu değerlendirme sonucunda. Yani, ilgili maddede de burada değerlendirme yapılıyor muhtemel alınabilecek eylemlerle ilgili illaki bunu askerî anlamda düşünmemek lazım. İstihbari paylaşım bunun parçası olabilir veya tecrübe paylaşımı bunun parçası olabilir veya aynı zamanda ekip-ekipman paylaşımı da bunun parçası olabilir veya savunmaya dair doğrudan sahada da aynı şekilde bir cevap verme şeklinde paylaşım olabilir askerî boyutta da. Dolayısıyla, bunlar değerlendirildikten sonra, yine ilgili maddesi boyutunca da karar alındıktan sonra uygulamaya geçiliyor.
"Ortak terör örgütü tanımıyla ilgili yine 5'inci madde..." diye ifade ettiniz. Ben de konuşmamda da ifade etmiştim, uluslararası bu tür paktların hemen hemen hiçbirinde ortak bir terör örgütü tanımı veya ortak bir terör örgütü listesi noktasında böyle bir şey... NATO'da da bir ülkenin tanıdığı terör örgütünü diğer ülke tanımayabilmekte. Dolayısıyla, burada da yine oydaşmaya dayalı, karşılıklı değerlendirmeye dayalı, anlaşmaya dayalı bir yaklaşım söz konusu.
Yine, mevcut savaşlar da bu sürecin kapsamı mıdır? E, zaten anlaşma imzalandığı, burada yürürlüğe girdiği andan itibaren, üç tarafta da radifikasyonu yapıldıktan sonra her türlü tehdit değerlendirmeye tabidir.
Viyana Sözleşmesi'ne taraf olmadığımız ifade edildi, zaten ben de taraf olduğumuz şeklinde bir ifadede bulunmadım. 1960 Viyana Sözleşmesi aslında teamül hukukunu derlediği, bu anlamda bunun genel kabul gördüğüyle alakalıdır ve teamül hukuku bütün ülkeler açısından da bağlayıcı boyuta gidecek kadar da aslında ortak değerlendirilebilecek bir hüküm; onun için ben Viyana Sözleşmesi'ne atıfta bulundum.
Yine, Fransa'yla ilgili bir konu gündeme getirildi. Ya, on yıl diyorsunuz ama bu on yıl konusu da son sorularda vardı, yine buna da cevap verdiğimi düşünüyorum. Bir kez daha tekrarlamak istiyorum: On yıl konusu, on yıl... Stratejik bir anlaşmadan bahsediyoruz, ciddi altyapının oluşturulması gereken mekanizmaların oluşturulması gerektiği bir anlaşmadan bahsediyoruz. Dolayısıyla, yarın çıkılacak bir anlaşma için hiçbir ülkenin bu anlamda masaya oturması veya bir pakta üye olması söz konusu olamaz. Dolayısıyla, bununla ilgili örneklerin de yine NATO'nun -Montrö'den sadece örnek olarak vermiştim- 16'ncı yılında çıkan Fransa örnek gösterildi. Aslında Fransa 16'ncı yılında NATO'dan çıkmadı, sadece askerî kanadından, askerî kanadının komuta yapısından çıkmıştır. Dolayısıyla bu süreç içerisinde yine ittifakın içerisinde kalmaya da devam etmiştir ki sonrasında zaten yine askeri komuta yapısına da döndüğünü görüyoruz. Şunu tekrardan ben hatırlatmak isterim: On yıl olayı, illaki, bugün imzaladık ve on yıl boyunca istemediğimiz, arzu etmediğimiz farklı iktidarların, farklı siyasi partilerin, aynı görüşte olmayan iktidarların olduğu dönemde de mutlak şekilde bağlıyor. "Siz nasıl geleceğe dönük on yıllık, yirmi yıllık bir anlaşmaya imza atabilirsiniz" konusu bence gerçekçilikten çok uzak. Hükûmetler zaten devleti temsilen ülkenin bugünü ve geleceğiyle ilgili karar alır. Bugün ta cumhuriyetin ilk yıllarında atılan imzaların arkasında duruyoruz biz; 20'lerde, 30'larda, 40'larda, 50'lerde, 60'larda, 70'lerde, 80'lerde, 90'larda, 2000'lerde. Dolayısıyla, devlette süreklilik hakimdir, kimin iktidarda olup olmaması söz konusu değil. Dolayısıyla, bir anlaşmanın Meclis tarafından da onaylanıyor olması milletin bu anlaşmayı onayladığı anlamına gelir ki "Bugün böyle, yarın da farklı bir yaklaşım sergilenecektir, dolayısıyla uzun vadeli bir şey yapamazsınız." argümanı gerçekçi değil çünkü bu Meclis milletin tüm farklı segmentini kendi çatısı altında buluşturan bir mabet. Dolayısıyla, on yıl süre içerisinde de herhangi bir konuda oydaşma sağlanamazsa herhangi bir üyenin, dolayısıyla Türkiye'nin arzu etmediği bir konunun uygulamaya alınması asla ve asla mümkün değildir. Ben bunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.
CEYLAN AKÇA CUPOLO (Diyarbakır) - TDK'da "oydaşma" diye bir kelime yok, tam olarak ne anlama geliyor?
DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FUAT OKTAY - Gizlilik konusuyla ilgili endişeler, sorular vardı. Bilgilerin başkalarıyla paylaşımı konusu... "Bu nasıl önlenecek? Bunun ilgili tedbirler alındı mı?" Unutmayalım ki NATO'nun, yine, üyelerinden birisi de Yunanistan. Yunanistan'la ilgili yaşadığımız sorunları yani sizler belki bizden daha iyi biliyorsunuz. Türkiye'nin burada çok ciddi bir tecrübesi vardır. Hangi konuların paylaşılacağı, paylaşılamayacağı veya paylaşılan konuların arzu edilmeyen taraflara bir şekilde sızdırılmaması; sızdırıldığı takdirde, uluslararası hukuk çerçevesinde ve ikili ilişkiler boyutunda neler yapılacağıyla alakalı çok ciddi tecrübeye dayanan bir birikimi vardır Türkiye'nin. Dolayısıyla, burada da herhangi bir endişeye mahal yok.
"Suud çöllerine mi asker göndereceğiz?" veya pazarlık konuları... Yani böyle bir pazarlık söz konusu değil, bir anlaşma var. Objektif kriterler çerçevesinde, şeffaf bir şekilde değerlendirilecek; herkes bilgisini, belgesini paylaşacak. Ona göre değerlendirme yapılıp yine oydaşmayla da karar alınacak bir süreçten bahsediyoruz. Dolayısıyla, bugün anlaşma onaylandığı takdirde Suud çöllerine Türk askerini, Mehmetçik'i gönderiyoruz; böyle bir uygulama da söz konusu değil, böyle bir şey de yok. Dün, hatırlarsanız, aynı konuları, aynı tartışmaları, birçok eleştirileri Suriye konusunda da hep beraber dinlemiştik ama burada da böyle olmadığını gördük. Aynı şeyi Libya boyutunda burada dinledik, bu tartışmalar ortaya çıktı ve Libya boyutunda da orta vadede -uzun vadeyi bile beklemeden- aslında Türkiye'nin millî çıkarları çerçevesinde sonuçlandığını ve gelişmeler olduğunu hemen gördük, yine hep birlikte şahit olduk. Dolayısıyla bunun da... Tabii ki arzu ettiğimiz budur. Bu çerçevede Türkiye'nin millî çıkarlarına ve bölgenin istikrarına, refaha ve kalkınmasına katkı vereceği arzusuyla bu anlaşmayı yapıyoruz zaten.
Onun ötesinde "Madem savunma anlaşması idi, neden 3 ülke masada..." Yani 13 ülke de olsa o zaman aynı soru "Neden 13 ülke masada?" diye sorulabilirdi. Dolayısıyla, bir yerden başlanacak ama dediğimiz gibi, bu bir savunma anlaşması, saldırı anlaşması değil; bunu da izah ediyoruz. Bununla ilgili de isteyen, arzu eden diğer ülkelerin katılımına da açık olduğunu her fırsatta ifade ediyoruz, ifade etmeye de devam edeceğiz.
Bunun dışında da "Bu anlaşma kapsamında sağlanacak desteğin maliyetini kim, nasıl karşılayacak?" şeklinde bir sorunun olduğu da Bakan Yardımcımızın ilettiği notta. Zaten aslında burada da ilk etapta bir komisyon var biliyorsunuz, Stratejik Siyasi ve Savunma Komisyonu; bununla ilgili Genel Sekreterlik var. Bunun ilk boyutu da Mekke'de olacak ve bunun giderlerini belirli bir süre Suudi Arabistan karşılayacağını ifade etti, sonraki boyut yine bu değerlendirmeler ve alınacak kararlar çerçevesinde gerçekleşecektir. Dolayısıyla, nasıl olacağıyla alakalı yine usul ve esaslar netleşecektir ama sonuçta şuraya geliyor: İstemediğimiz bir uygulamanın gerek Hükûmet nezdinde, iktidar nezdinde gerekse Meclis boyutunda mümkün olmayacağını yine hep birlikte göreceğiz.
Ben, tekrar tüm sorular için teşekkür ediyorum. Ümit ediyorum, benim aldığım notlar kadarıyla cevapladım; cevaplamadığımız konu varsa da yine, arkadaşlarımız da notlarını aldılar, yazılı olarak da hepsini de cevaplarız.
Tekrar teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.