GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
Yasama Yılı:5
Birleşim:13
Tarih:04.11.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle partimizin ilkesel bir duruşunu ifade etmek istiyorum. Biz DEM PARTİ olarak halkların geleceğini, belirsiz askerî taahhütlere bağlayan yaklaşımlar karşısında demokratik iradeyi, toplumsal dayanışmayı ve sorunların müzakereyle, diyalogla ve diplomasiyle çözümünü esas alan bölgesel iş birliklerini savunuyoruz. Mekke Anlaşması'na yönelik muhalefetimiz bölgesel ilişkilerin askerî yükümlülükler üzerinden kurulmasına ve bu yükümlülüklerin halklara yönelik sonuçlarının yeterli güvencelere bağlanmamasına dayanmaktadır, öncelikle bu ilkesel duruşu ifade etmiş olayım. Burada, esas itibariyle Türkiye'yi istikrarsızlıktan, çatışmalardan ve çoklu krizlerden uzak tutacak tek uzun soluklu strateji tarafının diyalog ve barıştan yana olduğunu ilan etmelidir. Toplum Suudi Arabistan'la, Pakistan'la, ABD'yle ya da başka bir bölge gücüyle savaşlara dahil olmak yerine savaşları durduracak barış mekanizmalarına öncülük eden bir ülke ve devlet istemektedir. AK PARTİ iktidarı da bu toplumsal talebe uygun davranarak hareket etmek zorundadır ama bu anlaşma böyle bir anlaşma değildir. Şimdi, Sayın Fuat Oktay biraz evvel konuşurken bugünkü küresel dünyada yaşanan çoklu krizlerden söz etti ve çoklu seçeneklerin önemli olduğundan bahsetti, örnekler verdi bunu anlatırken de. Size sadece bir tane örneği hatırlatacağım Sayın Oktay, o da S-400 krizidir. NATO üyesi bir ülke Rusya'nın füzelerini almak üzere harekete geçti ve bu politika, işte, bu "çoklu politika" dediğiniz, "çoklu seçenek" dediğiniz bu politika sonunda duvara tosladı ve hâlâ S-400 krizi çözülemedi, Türkiye NATO üyesi olmaya devam etti, yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda olduğu açıkça hatırlatıldı, o yükümlülüklerin içindekilerden bir tanesi de S-400'lerin Türkiye'de konuşlandırılmamasıdır. Onun için, her anda çoklu seçeneği gündeme getirerek bir dış politika kurmaya çalışmak doğru değildir. Daha yeni yaşadık S-400 krizini, başka örnekleri de var. Bunu sadece hatırlatmak istedim.

Şimdi, bakın, Orta Doğu bölgesi dar olarak ama daha geniş olarak baktığımızda, Pakistan'dan Suudi Arabistan'a kadar, Kuzey Afrika'ya kadar son derece hareketli, canlı ve aynı zamanda ateş çemberi olan bir bölgedir. Burada küresel güçlerin, bölgesel güçlerin cirit attığı, at oynattığı bir bölgeden söz ediyor ve burada çoklu çıkarlar vardır, çoklu çelişkiler vardır ve çatışma konuları vardır. Bunları biliyorsunuz ve bunları her gün yaşıyoruz aslında. Yani bakın, Pakistan'a karşı Hindistan'ı stratejik partner olarak gören İsrail ve kısmen Amerika Birleşik Devletleri var. İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ni zorunlu müttefik gören Suudi Arabistan var. İran'ı karşısına almak istemeyen ama ABD'nin güvenlik mimarisine bağlı Türkiye gibi yüzlerce çelişkinin içinde bulunan bir ülke var. Şimdi, buralardan baktığımız zaman, bu "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" adı verilen anlaşma hayata geçirildiğinde bu çelişkilerin hepsini tetikleyebilecek ve gerilimleri arttırabilecek bir potansiyel var. Bunu görmezden gelmek doğru değildir. Bu, çelişkilerin tetiklenmesi bizim irademizin dışındaki başka devletlerin ve güçlerin iradesiyle olabilir. Bu son derece riskli bir adımdır, bunu da söylemiş olalım. Yani çoklu çıkarlar vardır, çoklu çatışma konuları vardır. Şimdi, bakın, bu açıdan değerlendirdiğimizde, bugün, daha yeni, Amerika Birleşik Devletleri'nde seçimler oldu ve yepyeni bir tablo ortaya çıktı. Öyle değil mi? Trump'un karşı karşıya kaldığı durum ve Trump'un yakın müttefiklerinin karşı karşıya kaldığı durumdan bahsediyorum. Şimdi, Amerika Birleşik Devletleri'nin hızlı bir şekilde Orta Doğu'da hayata geçirdiği bu keskin dönüşümün sürekliliği büyük bir soru işaretiyle karşı karşıyadır. Yani önümüzdeki yıllarda bu yönetimin bu politikaları devam mı edecektir yoksa başka politikalarla karşı karşıya mı kalınacaktır? Bu belirsizdir ve bu son derece ciddi bir sorundur. Bu tartışma yeni başlamış olan bir tartışmadır ve Türkiye bu tartışmaya hazırlıklı değildir görüldüğü kadarıyla.

Şimdi, bir başka değinmek istediğim konu Mekke Anlaşması'nın gündeme gelmesiyle birlikte dünyanın çeşitli ülkelerinde ve bölgelerinde buna ilişkin tepkiler ve tartışmalar ortaya çıktı, çok doğal. Mesela Amerika'da yapılan tartışmalara baktığımız zaman, çeşitli dergilerde yazılan makalelere, söylenen sözlere baktığımız zaman ilginç sözler işitiliyor, mesela ABD öncülüğündeki bugüne kadarki Ortadoğu düzeni sona eriyor, Mekke Anlaşması bunun kanıtı sözlerinden sonra, 70'lerden itibaren ABD'nin Ortadoğu'da öncülük ettiği güvenlik mimarisinin çöktüğü ve buna karşı NATO'daki 5'inci maddeyi esas alan yeni bir Müslüman NATO'su kurulduğunu söyleyenler var. Böyle mi gerçekten, böyle bir Amerika Birleşik Devletleri stratejisi üzerine mi şekilleniyor Mekke Anlaşması? Bunun tartışılması gerekiyor. ABD'de bu tartışmalar olurken Arap ülkelerine baktığınız zaman Arap ülkeleri bu konuda bölünmüş bir tavır içindeler; bir kısmı Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin politikalarının arkasına takılmış vaziyette, bir kısmı ise bu tür adımların aslında gerilimleri ve çatışmaları ciddi şekilde tetikleyebileceği tehlikesine işaret ederek tartışmalar yapıyorlar. Avrupa Birliği bütün bu olan bitenlerin nereye varacağına dair bir tartışmayı sürdürüyor. Yani şunu söylemek istiyorum ki bu adımların, bu üzerinde çok fazla düşünülmeden atılmış olan adımların sonucu küresel güçlerle yapılacak çeşitli tartışmalarda, çeşitli karşı karşıya gelişlerde ciddi sorunlar yaratacaktır. Şunu özellikle vurgulamak istiyoruz: Şimdi biz -biraz evvel de söyledim- salt savaş karşıtlığıyla bu tür askerî anlaşmalara itiraz etmiyoruz, bu işin bir yanı. Aynı zamanda vekil savaşlarının parçası olmayı da reddetmemiz gerekiyor. Özellikle Suriye'de başlayan iç savaşın ve Orta Doğu'da bu kadar yıldır süren ve çok ağır sonuçları olan, Türkiye'yi de çok ciddi biçimde etkilemiş sonuçları olan iç savaştaki vekâlet savaşlarının ne kadar ciddi sorunlar yarattığını hep birlikte yaşadık ve gördük. Dolayısıyla Türkiye herhangi bir vekâlet savaşının parçası olmamalıdır, bunu reddediyoruz. Bunun altını özellikle çiziyoruz.

Şimdi yani bu tür şeylerde caydırıcı amaçlı yapıldığı bu tür anlaşmaların söylenir biliyorsunuz. Ama öyle bir dünyada yaşıyoruz ki bugün, caydırıcı amaçlı diye tanımlanan birçok anlaşma bugün dünyayı bir savaştan başka bir savaşa sürükleyen, bölgesel savaşlara sürükleyen ölüm araçlarına dönüşmüş vaziyette. Yani bunun çok ciddi bir sorun olduğunu görüyoruz ve bir kez daha vurgulayalım ki Türkiye'nin uzun soluklu sahip olması gereken strateji esas itibari diplomasi, diyalog ve barıştan yana olduğunu ilan ederek savaşları durduracak bir diplomasi hamlesini sürdürmek doğrultusunda olmalıdır.

Bir de son olarak bir şeyi daha vurgulamak istiyorum zamanım azaldığı için. Son derece dinamik olan bir bölgeden söz ettik, Orta Doğu, ateş çemberi olan bir bölgeden söz ettik. Gelişmeler çok hızlı yaşanabilmektedir, bunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla uzun süreli bağlayıcı anlaşmaların riskli olduğu bir bölgeden söz ediyoruz.

Bir de taraflara baktığımız zaman, yani demokrat olmayan taraflarla karşı karşıyayız; bunun farkındasınız değil mi? Bir tarafta Pakistan; Beluç halkına yönelik her türlü baskıyı sürdüren, baskı politikalarını sürdüren bir ülkeden söz ediyoruz. Keşmir sorununun çözümsüzlüğü ortada ve Hindistan'la dönemsel olarak sıcak çatışmaya dönüşen gerilimler var Pakistan açısından baktığımızda. Suudi Arabistan'ı anlatmama gerek yok, bir monarşik yapı ve geleceğinin ne olacağı belli olmayan bir yapı. Kendi toplumlarında demokratik hakları ve hukuki güvenceleri güçlendirmeyen yönetimlerin askerî güçlerini birleştirmesi, yan yana getirmesi bölgesel barışın güvencesi olarak değerlendirilemez. Bunu yaşayacağız, hep birlikte göreceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

O nedenle de bu anlaşmanın karşısında oy kullanacağız. Bölgesel istikrarı yaratmayacak bir anlaşma olduğunu gördüğümüz için "hayır" oyu vereceğiz.

Sizin iddianız Mekke İttifakı'nın bölgede istikrar sağlayıcı bir güç olması doğrultusundadır; bu bir ihtimal, bu bir senaryo ama aynı şekilde bunun karşısında olan senaryolar ve ihtimaller de var ve esas tehlikeli olan şey, bunun karşısında olan senaryoların ve ihtimallerin gerçek olması durumunda Türkiye'nin karşı karşıya kalacağı sorunlardır ve bunlara dikkat çekmeye çalıştım.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (DEM Parti ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)